Bir noktadan sonra sözün tükendiği sınırlar başlıyor. Orada, bir bakıma eylem
de tükenmiş oluyor.
Çünkü söylenenin de, yapılanın da boşa gittiği bir alanın ortasıdır orası.
Orası, sözün yetersiz kaldığı yerdir.
Gene de insan çaresizlikten bir şeyler yapmaya kalkışabilir. Eğer karşınızda
sizi anlayan birini bulabilirseniz ne âlâ, değilse oradaki çırpınışlarınız da
anlamsızın dibini boylayabilir.
Dosto'nun Karamazof Kardeşler'inde bir emekli yüzbaşı tipi vardır. Yüzbaşılıktan
emekliye ayrılmış, geçiminde zorlanan, fukara, aynı zamanda onuruna düşkün
biri... Karamazof kardeşlerden Dimitri, ona yardımda bulunmak ister. Bir biçimde
ona para vermeyi dener. Emekli yüzbaşının bu paraya ölümüne ihtiyacı vardır.
Parayı ilkin kabul eder. Fakat sonra birden her nasılsa fikrini değiştirir.
Bağırıp çağırmaya başlar. Ve parayı yere atıp üstünde tepinir, “paranız başınıza
çalınsın” diye küfürler savurur. Oniki yaşlarındaki oğlu da babasının
hareketlerini biraz korkarak, biraz hayranlıkla izler. Dimitri, durumu, kardeşi
Alyoşa'ya bildirdiğinde, o, şu yorumu getirir: Yüzbaşıya şimdi o parayı yeniden
ver. Bu kez kabul edecektir. Çünkü o, parayı içtenlikle reddettiğini, dahası
parayı ayakları altına alıp çiğneyerek ona hakarette bulunduğunu göstermiştir.
Onurunu kurtarmıştır. Artık kabul etmemesi için sebep kalmamıştır. Gerçekten de
ikinci defa münasip bir yolla teklif edilen parayı kabul eder.
Buradaki yüzbaşı, kendisine ilk kez para sunulduğunda, tam da sözün tükendiği
bir sınırın içine gömülmüş bulunuyordu. Onun, söyleyeceği hiçbir söz, insanların
üzerinde, kendisine teklif edilen parayı ayaklarının altına alıp çiğnemesinden
daha sarsıcı bir etki bırakamazdı.
Siyaset alanı, şimdi söylediğimiz anlamda sözün tükendiği, fakat eylemin
başladığı bir alanı işaret eder. Denecek ki, sözün tükenip eylemin başladığı yer
savaş alanına delalet etmez mi? Burada, hangi bağlamda konuştuğumuz üzerine
dikkatinizi bir kez daha yöneltmenizi isterim. Siyasetin kendisi, kendiliği,
doğrudan eylem alanının ortasıdır. Siyasetçi eylemini (onun eylemi hizmet +
inşaî işlerdir) yapar, bırakır. Artık orada konuşacak olan eylemin kendisidir.
Bu yüzden siyasetçinin dediğine değil, fakat yaptığına, herkesinkinden daha çok
itibar edilir. Şayet siyasî eylem yetersiz kalıyorsa, başka herhangi bir
diplomatik teşebbüse yer kalmamışsa veya yer bırakılmamışsa, orada kaba güç
devreye girer. Yani savaş… Savaş, farklı bir dilin, güç kullanımının
konuşturulduğu alanın adıdır.
Siyasetçi kararlarıyla, kararlarının isabetiyle (veya isabetsizliği ile)
konuşur, konuşturulur. Onun, fazladan kelime üretmesine, lafızlara başvurmasına
fazlaca gerek yoktur. Böyle olduğu içindir ki, o, konuşmasında tasarruflu
davranmaya özen göstermek zorundadır. Çünkü onun lüzumsuz olarak sarf ettiği her
kelime, onu istemediği bir alana çekmeye hazır bekler. Eylem yerine kullanılan
her kelime siyasetçi indinde bir başka eylemi temsil eder. Onu zorda bırakan da,
zorluktan kurtaran da tasarruf ettiği lafızdır.
Eylemini ikmal etmiş bir siyasetçiye, şayet konuşmaya devam ediyorsa, daha önce
aklın nerdeydi, diye sorarlar.
Eylemini yürütmekte olan siyasetçi ise yapıp etmeleri ile sorgulanır. Kuru
gürültüye pabuç bırakıp bırakmadığı da onun eylemi cümlesindendir: o, ondan da
sorgulanır.
Yenişafak
01/04/2007