Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 227 Üye Adayı ve 15 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Rasim Özdenören: Anı ve tarih
Tarih: 31.03.2007 Saat: 18:42 Gönderen: karakutu
 

Daha önce de söylemiştim sanırım, hiç anı yazmaya heveslenmedim. Anılarımı bölük pörçük orda burada anlattım ya da yazdım. Ama oturup onları bir kitap halinde yazmayı düşünmedim.



Bunun sebebi nedir tam kestiremiyorum. Belki onları sistemli biçimde yazmaya kalkıştığımda, gerçekliğe ne kadar sadık kalmaya kararlı olursan ol, onu gene de yeniden inşa etme olayıyla karşı karşıya kalıyorsun. Bu durum herkes için geçerli. Anlatılanlar, senin anlattığın çerçevenin içinde yeni bir anlam kazanıyor.

Aslında bu, bir bakıma tarih yazmak gibi değil mi?

Tarih de, yazarının zihnine göre olayların yeniden biçimlendirilmesi değil midir? Olayların, belli bir görüngüden yansıtılması mahareti ve marifeti değil midir? Bu yönüyle her tarih bir parça yanılgıyı, bir parça kayırmayı, bir parça dışlamayı, bir parça yan tutmayı ve temelde kurguyu içermez mi?

Gerçi bu böyle oluyor diye tarih yazımından vazgeçecek değiliz.

Bir parça kayırma da olsa, bir parça yan tutma da içerse, son tahlilde kurgu da olsa, önemli olan çıplak olayın ortaya konulması olarak görülebilir. Yazarın yorumunu dışlayarak yalın olayın kendisini öğrenebiliriz, diye düşünmek mümkün sayılabilir. Fakat acaba? Bu durumda da, o olaya, bu kez arka kapıdan kendi yorumumuzu katmış olmaz mıyız?

Demek ki, olaya bakış açısından tümüyle kurtulmanın bir yolunu bulamayacağımız anlaşılıyor.

Çünkü “çıplak olay” dediğimiz olayın kendisini, onun çevresinde olup bitenlerden tümüyle yalıtarak yansıtmamız mümkün olmadığına göre, dahası bu çabanın bizatihi kendisi bir seçmeciliğe yol açtığına, açacağına göre, olayı çıplak haliyle yansıtmayı başarmak da mümkün görünmüyor.

Acaba ben, tümüyle böyle düşündüğüm için mi, anılarımı yazmaktan sarfınazar ettim? Buna açık yüreklilikle evet diyemeyeceğim.

Belki de, anı yazma olayını bir zaman israfı olarak görmüş olabilirim. Olup bitenleri yeniden anlatmaktansa, tümüyle yeni bir şeyler denemeye ne dersin?

Ancak burada kendimle bir çelişkiye düştüğümü görüyorum. Şöyle ki, madem anı da bir tür yaratı işidir –az önce söylediklerimden bu sonuç çıkıyor– öyleyse anı çevresinde pekâlâ bir yazı denemesine girişmek imkân dahilinde görülüyor.

Bu durumda da, insanın, en başta hangi perspektifi benimsemiş olduğunun bilinmesi gerekiyor. Örneğin Plevne savunmasını zafer sayanların sayısı az değildir. Çanakkale savunmasını Türk tarihinin ender zaferlerinden biri olarak kabul edilmesi nerdeyse tartışılmaz hale getirilmiştir. Aynı biçimde, Lozan Antlaşmasına zafer diyen de var, hezimet olduğunu söyleyen de? Oysa bütün bu tarihsel olaylara her iki yandan da bakmak mümkündür. Burada önemli olan, değerlendirmemize esas teşkil eden ölçütü isabetli biçimde belirleyebilme noktasında toplanır.

“Şanı büyük Osman paşa Plevne'den çıkmam diyor” diye türkü düzmüşüz.. ama Osman paşanın Plevne'den çıktığı, çıkartıldığı, çıkmak zorunda bırakıldığı bilinen bir vaka.

Biz, “Çanakkale geçilemez” diye slogan üretsek de, İstanbul'un işgal edilmesi de tarihî bir vakadır.

Durum, o savaşta canını dişine takarak mücadele eden neferin bireysel yiğitliğini zedelemez. Fakat o vakanın tarih perspektifi nezdindeki yerini savaşta görev üstlenmiş neferin bireysel durumunu göz önüne alarak belirleyemeyiz.

Keza Lozan'ın zafer mi, yoksa hezimet mi olduğunu belirlerken de, her iki tarafın müzakereden önceki ve sonraki durumlarına bakarak, yani nesnel sonucu göz önünde bulundurarak bir karara varmak gerekir. Anlaşma masasına oturmadan önce bizim sınırımız nereye kadar uzanıyordu, sonra nereye gelindi?

Bütün bu faktörlerin göz önünde bulundurulması gerekiyor. Yoksa mücerret hamasetle bir yere varmanın imkânını elimizde bulundurmadığımız aşikârdır.



Yenişafak
29/03/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.84
Toplam Oy: 25


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Anı ve tarih" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke