Hazırlayan: Doç. Dr. Türkân Olcay
Yabancı dillerde yazılmış yapıtlarla tanışıklılığımız
18. yüzyılda başladı. İlk zamanlarda çeşitli bilim
dallarıyla, teknik konularla ilgili yapıtların
çevirileri ağırlıkta, edebiyat ve sanat yapıtlarının
çevirileri kısıtlı sayıdaydı.
Tanzimat’ın ilanıyla (1839) Batının o dönemdeki
yapıtlarının çevrilerek Türk okuruna ulaştırılması bir
ihtiyaç haline geldi. [1]
Batı dillerinden, özellikle Fransızcadan edebiyat,
felsefe, fen ve sosyal bilimler, güzel sanatlar gibi
alanlarda dilimize kazandırılan yapıtların sayısı bu
dönemde hızla arttı.
Osmanlı döneminin okurları Batı edebiyatını
ilk olarak Fransızcadan yapılan çevirilerle tanıdılar.
1859 yılında İbrahim Şinasi’nin Fransızcadan çevirdiği
birkaç şiiri kapsayan Terceme-i Manzûme ile Münif
Paşa’nın Voltaire, Fontenelle ve Fénelon’dan çevirdiği
felsefe diyaloglarını kapsayan Muhaverât-ı Hekimiye
yayınlandı. Bunları 1862 yılında Yusuf Kâmil Paşa’nın
çevirdiği Télémaque (Terceme-i Telemak) ve Münif
Paşa’nın Mağdurîn Hikâyesi ismiyle Türkçeye
çevirdiği Victor Hugo’nun Sefiller romanı izledi.
* * *(İstanbul Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümü
öğretim görevlisi Doç. Dr. Türkân Olcay’ın bu çalışması,
ilk olarak Ukrayna Harkov Ulusal “V.N.Karazin”
Üniversitesi ile Filolojik Ekolünün 200. yıldönümü
kutlamaları çerçevesinde 2 Ekim 2003 tarihinde,
Russkaya literatura v Turtsii (“Rus Edebiyatı
Türkiye’de”) başlığıyla sunulmuş, daha sonra Littera
dergisi, sayı 18′de genişletilmiş ve yeni bulgular
eklenmiş olarak Cumhuriyet Dönemi Öncesi Rus
Edebiyatından Türkçeye Yapılan Çeviriler Üzerine
adıyla yayınlanmıştır. Çeviribilim‘de ve
Karakutu'da yazarının
izniyle yayınlanmaktadır.)
* * *
Yabancı dillerde yazılmış yapıtlarla tanışıklılığımız
18. yüzyılda başladı. İlk zamanlarda çeşitli bilim
dallarıyla, teknik konularla ilgili yapıtların
çevirileri ağırlıkta, edebiyat ve sanat yapıtlarının
çevirileri kısıtlı sayıdaydı.
Tanzimat’ın ilanıyla (1839) Batının o dönemdeki
yapıtlarının çevrilerek Türk okuruna ulaştırılması bir
ihtiyaç haline geldi.[1]
Batı dillerinden, özellikle Fransızcadan edebiyat,
felsefe, fen ve sosyal bilimler, güzel sanatlar gibi
alanlarda dilimize kazandırılan yapıtların sayısı bu
dönemde hızla arttı.
Osmanlı döneminin okurları Batı edebiyatını
ilk olarak Fransızcadan yapılan çevirilerle tanıdılar.
1859 yılında İbrahim Şinasi’nin Fransızcadan çevirdiği
birkaç şiiri kapsayan Terceme-i Manzûme ile Münif
Paşa’nın Voltaire, Fontenelle ve Fénelon’dan çevirdiği
felsefe diyaloglarını kapsayan Muhaverât-ı Hekimiye
yayınlandı. Bunları 1862 yılında Yusuf Kâmil Paşa’nın
çevirdiği Télémaque (Terceme-i Telemak) ve Münif
Paşa’nın Mağdurîn Hikâyesi ismiyle Türkçeye
çevirdiği Victor Hugo’nun Sefiller romanı izledi.
Bu dönemde çevirilerin yanı sıra Fransız
kültürünü ve edebiyatını tanıtan makale ve kitaplar da
yayınlanmaya başladı.
Türk aydın çevrelerinin
ilgisi Fransız kültürü ve edebiyatıyla
sınırlı kalmadı. İngiliz[2]
ve Alman[3]
edebiyatlarından çeviriler de yapıldı
ancak bunlar önce Fransızcadan, daha sonra kendi
dillerinden çevrilmişlerdi.
Türk okurlarının Rus edebiyatıyla tanışıklığı
Fransızcadan yapılan ilk
edebi çevirilerden 25 yıl kadar sonra başlamıştır.
Türkçeye çevrilen ilk Rus yazarın Aleksandr S.
Griboyedov olduğu saptanmıştır.[4]
Söz konusu yazarın
Akıldan Bela (Gore ot uma) adlı dört perdelik
komedisi 1300’de (1883/1884) yayınladığı Mizan
gazetesine atfen “Mizancı” lakabıyla anılan
Dağıstan kökenli Mehmed Murad tarafından Rusçadan
dilimize kazandırılmıştır. Önde gelen Rus
okullarında öğrenim görmesi sonucu Rusçayı çok iyi
derecede bilen Murad, kendi hayatı ile oyunun Çatski
adında başkişisi arasında yakınlık görmüş, yapıtın
çevrilip yayınlanması “kendisine bir teselli” olmuştur.[5]
Mehmed Murad
Rus edebiyatından dilimize bir tek bu yapıtı
kazandırmıştır.
Griboyedov’un
oyununun yayınlanmasından üç yıl sonra Rus edebiyatının
en önde gelen şairlerinden Mihayil
Y. Lermontov’un lirik
bir şiiri
çevrilip[6]
Mehmed Murad’ın 20 Receb
1304/14 Nisan 1887 tarihli
Mizan
gazetesinin
26. Sayısında
Fünûn ve Edebiyat
genel başlığı altında yer almıştır:
Ol dem ki hazân-nümâ enînler
Mevc-âver olur misâl-i derya
Ol dem ki durur nihân ü peydâ
Evrak arasında bir gül-i ter
Ol dem ki gusûn û berk-i eşcâr
Te’sir-i nesîm ile seher-gâh
Mânende-i âh û vâh-ı cân-gâh
Bir savt-ı hazîn-ter eyler izhâr
Ol dem ki olur bana nümâyân
Otlar arasında bir çiçekçik
Mahzûn duruşu edâsı nâzik
Pür-jâle cemâli, sanki giryân.
Esmekle nesîm-i nükhet-âver
Gâhî edip ihtirâz peydâ
-Bir duhter-i nâz perver-âsâ-
Güyâ bana iltifât eyler.
-Kalmaz o zaman gönlümde mihnet
Endûh û melâl olur girîzân
Olmuş gibi sârî-i dil ü cân
Eşyâda bedîd olan terâvet
Kâbil-derirn- ol zaman cihânda
Mes’ ûd ola bir dil-i gam-âgâh
Tâbân olur ol zamanda Allah
Gönlümde, zemînde, âsümanda.[7]
Çevirinin
kime ait olduğu belirtilmeyen bu şiir
“Rusya
Meşâhiri-i Şu’arâsından (Lermentof)’un bir manzumesidir
ki matbaamızda Rusçadan Menemenlizâde Tahir Beyefendi
tarafından tanzîm edilmiştir”
notuyla yayınlanmıştır.[8]
1889 yılında,
Nilüfer dergisinin
Şubat, Mart ve Eylül sayılarında
Çiftçi Şarkısı, Kuşcağız,
Rusya Çarı Birinci Petro ile
Bir Köylü adlı
şiirler R.Vahyî tarafından
çevrilip yayınlanmıştır.[9]
Söz konusu şiirler tarafımızdan incelenerek bazı
ipuçlarına ulaşılmıştır. Beş bentlik ilk
şiirin her bendinin sonunda tekrarlanan “Haydi
sürüklen bakalım beygirim” dizesi şiirin, Aleksey V.
Koltsov’un on bentlik Çiftçi Şarkısı (Pesnya
paharya) şiiri olduğunu
tespit etmemizde yol göstermiştir.[10]
Kuşcağız
adlı şiirin konusu ise
F.A.Tumanski’nin 1826 yılında yazdığı Kuşcağız
(Ptiçka) adlı yapıtı olduğu
yönündeki düşüncelerimizi
desteklemektedir.[11]
Rusçadan Türkçeye ilk şiir çevirilerini yapan
Vahyî, çevirilerini
bir defterde toplamış,[12]
bu defter sayesinde İvan A. Krılov’un Kara Karga ile
Tilki (Vorona i lisa) Eşek ve Bülbül (Osyol i solovey)
ve Karınca (Muravey) fabllarının 1891 yılında onun
tarafından Türkçeye çevrildiği saptanmıştır.[13]
Rus edebiyatından yapılan çeviriler sadece şiir türüyle
sınırlı değildir kuşkusuz. 1890 yılından itibaren
dilimize art arda kazandırılan düzyazı türündeki
yapıtların sayısında gözlemlenen artış ülkemizde Rus
edebiyatına yönelik ilginin yükseldiğinin habercisidir.
Askeri okullarda Rusçanın öğretimine başlanması ve bir
doğu bilimcisi olan kontes Olga Sergeyevna Lebedeva’nın[14]
Kazan’dan İstanbul’a gelmesi bu ilginin artmasında
önemli rol oynamıştır.
Türkiye’de Madam Gülnar ya da Olga de Lebedeff olarak
bilinen Kontes Olga Sergeyevna, 1889 yılında
Stockholm’da düzenlenen 8. Uluslararası Oryantalistler
Kongresi’nde tanıştığı yayıncı ve yazar Ahmet Midhat
Efendi’nin daveti üzerine 3 Ekim 1890 yılında İstanbul’a
geldi.[15]
Kontes,
bu ilk ziyareti sırasında, doğu bilimine katkılarından
dolayı Padişah II. Abdulhamit
tarafından ikinci dereceden bir Şefkat nişanıyla
ödüllendirildi, kendisine bir
takdirname verildi.
Batı medeniyetlerine yönelmiş komşu
milletler olan Osmanlılar ve Ruslar’ın düşünce ve
edebiyat alanında birbirlerini
tanımamalarını ve aralarında bir kültür alışverişi
olmamasını iki taraf için de önemli bir eksiklik sayan
Kontes Lebedeva işe Rus edebiyatını tanıtacak yapıtlar
vermekle başlamıştır.
Ülkemizde
ilk tanıttığı
yazar
Aleksandr S.
Puşkin olmuştur.
Kontesin Rusçadan Türkçeye çevirdiği Puşkin’in Kar
Fırtınası (Metel)
adlı uzun öyküsü
1890’da
Tercüman-ı Hakikat gazetesinde bir kaç bölüm[16]
olarak yer almış,
1891’de ise 61 sayfalık ayrı bir kitap olarak yayınlanmıştır.[17]
Yapıtın Ahmed Midhat tarafından yazılan önsözünde Puşkin
ve Olga Lebedeva tanıtılmıştır.
Aynı yıl, Kar Fırtınası’ndan
hemen sonra Kontes Lebedeva’nın Şair Puşkin: hayatı,
sanatı, eserleri başlığı altında 67 sayfalık
bir Puşkin monografisi yayınlanmıştır.[18]
Söz konusu çalışmada Rus edebiyatının dahi
sanatçılarından Puşkin’in yaşamı ile Yevgeni Onegin,
Poltava, Yüzbaşının Kızı (Kapitanskaya dokça), Bakır
Atlı (Mednıy vsadnik), Boris Godunov vb yapıtları
Osmanlı okuyucularına tanıtılmış, daha sonra
Tercüman-ı Hakikat
gazetesinde tefrika edilmiştir. Bu
çalışmaya yine Midhat Efendi tarafından kaleme
alınan giriş yazısında Puşkin’in
Rusların ileri gelen sanatçılarından olduğu, Rus
edebiyatını olduğu kadar, Avrupa edebiyatlarını da
etkilediği belirtilmiştir.
Madam Gülnar’ın Türk okur çevrelerine
tanıttığı ikinci Rus yazar Lev Tolstoy’dur.
Beş gün boyunca Tercüman-ı Hakikat gazetesinde
tefrika edilen Rus Edebiyatı ve Avrupa Yâhut Edip
Tolstoy’dan Bir Mülâhaza[19]
adlı kapsamlı çalışmada Rus edebiyatından Avrupa
dillerine çevrilen yapıtlar hakkında bilgi verilmekte,
bunların Avrupalılar tarafından ilgiyle karşılandığı
belirtilmektedir. Tolstoy’un
edebi kişiliği üzerinde de ayrıntılı olarak durulan
bu yazıda sanatçının üç yapıtının
Fransızcaya kazandırıldığı
bilgisi verilerek bunlardan biri
olan Esmâr-ı Fünûn (Plodı prosveşçeniya) adlı
komedi tanıtılmaktadır.
18 Mart ve 15 Nisan 1891 tarihlerinde
Tercüman-ı Hakikat gazetesinin sayfalarında
M.Y.Lermontov’un İblis (Demon) adlı
poeminden bazı bölümler düzyazı biçiminde çevrilerek
yayınlanmış, 1892’de de Ahmed
Midhat matbaasında 96 sayfalık bir kitap olarak
sunulmuştur. Ahmed Midhat’ın
yazdığı Bir İfade
başlıklı önsözde Olga Lebedeva’nın Türkçesinin ne kadar
ilerlediğinden de söz edilmiştir.[20]
İstanbul’dan ayrıldığı sıralarda,
göğsünde şefkat nişanını taşıyan resminin yer aldığı
bir biyografik yazının
Servet-i Fünun
dergisinde yayınlanması Gülnar
Hanımı çok duygulandırmıştı. Bunun üzerine
Kontes, Haziran 1891’de bir teşekkür mektubu yazarak,
buna V.A.Jukovski’nin Hakikaten İyi ve Mesud Adam
Kimdir? (Kto je dobr na samom dele)
adlı yazısının çevirisini
eklemişti. Söz konusu çeviri teşekkür
yazısıyla birlikte Servet-i
Fünun’un 19. Sayısında
yayınlanmıştır. [21]
Kısa bir zaman sonra Lev Tolstoy’un
Ufa’lı İlyas’ın serüvenlerinin
anlatıldığı İlyas Yâhut
Hakikat-i Gına adlı
öyküsü okuyuculara sunuldu.[22]
Ahmed Midhat’ın da belirttiği gibi bu
Madam Gülnar’ın Türkçeye yaptığı ilk
çevirisiydi. İlyas
öyküsü, daha önceki yapıtlarda olduğu gibi,
Tercüman-ı Hakikat
gazetesinde yayınlandıktan sonra kitap olarak (1893)
basıldı.[23]
1892 yılının Şubat ayında Tercüman-ı
Hakikat gazetesinde L.Tolstoy’un Familiya Saadeti
(Semeynoye sçastye) adlı
yapıtı yayınlandı. Bu yapıt da diğerleri gibi ayrı bir
kitap olarak basıldı.[24]
Nisan ayında sanatçının
ünlü halk öyküleri derlemesinden İki
Pir adlı öykü yayınlandı (Kont Tolstoy’un Avama
Mahsus Hikayeleri: İki pir). Söz konusu öykünün yanı
sıra Olga Lebedeva tarafından Tolstoy’un
İvan İlyiç’in Ölümü (Smert İvana İlyiça)
ile İnsan Ne ile Yaşar (Çem lyudi jivı) öyküleri
çevrildi.[25]
Bunları 1893 yılında Kâgıt Oyunu
başlığıyla Puşkin’in Maça Kızı adlıuzun
öyküsü (Pikovaya dama)
izledi.[26]
Kontes Lebedeva’nın Rus edebiyatı
üzerine çalışmaları sadece çeviriyle sınırlı kalmadı, bu
edebiyatı tanıtmayı amaçlayan yapıtlarla da uğraştı.
Lebedeva, 1893 yılında bir Rus
edebiyatı tarihi yayınlamıştır. Söz konusu
çalışmanın önsözünde Rus edebiyatının doğuşu ve
gelişmesiyle ilgili ayrıntılı bilgiler sunulmakta,
Simeon Polotski’den Lev Tolstoy’a kadar Rus edebiyatının
en önde gelen yirmi sanatçısı ele alınmaktadır.[27]
Türkiye’de yayınlanan ilk Rus edebiyatı tarihi olma
özelliğini taşıyan bu 132 sayfalık
kitabın ilk 63 sayfasında Puşkin öncesi dönem üzerinde
durulurken devamında Puşkin, Lermontov,
Gogol, Turgenyev, L.Tolstoy
ve diğer ünlü Rus yazarları incelenmektedir.
Bazı kaynaklarda, Olga Lebedeva’nın
Puşkin’in Behçesaray Çeşmesi (Bahçisarayskiy fontan)
poemini Türkçe ve Tatarca’ya çevirdiği bilgisi yer almış
olsa da[28]
bu çevirinin ne yayın yılını, ne de yayın adını tespit
etmek mümkün olmuştur. Kendisinin
Gaspıralı İsmâil Bey’in Kırım’da çıkardığı Tercüman
gazetesine zaman zaman yazı gönderdiği göz önünde
bulundurulursa çevirinin burada yayınlanmış olabileceği
düşünülebilir.
1894 yılı Mart ile
Temmuz ayları arasında Fevaid
gazetesinin birkaç sayısında Recep Vahyî’ye ait
çeviriler yayınlandı: Serçe Kuşu (Vorobey), Tilki ile
Leylek (Lisitsa i aist),
Kedi ile Turna (Kot i Şçuka), Ayı ile Vahdet Güzin
(Medved i vısokoye obşçestvo)
fablları, Dede ile Torun (Ded i vnuk)
adlı didaktik öykü ile Köylü Ne Uyuyorsun (Çto
tı spiş mujik) adlı şiir.[29]
Yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda Köylü Ne
Uyuyorsun şiirinin Aleksey Koltsov’a, Dede ile
Torun masalının ise Lev Tolstoy’a ait olduğu
saptanmıştır.
Aynı yıl Hazine-i Fûnun ile
Mekteb adlı gazetelerin sayfalarında biri Puşkin’e
ait olan iki şiir bu kez Fransızcadan yapılan
çevirileriyle yer aldı. Puşkin’in okuyucu
kitlelerine sunulan ilk şiirin çevirisi Abdullah Cevdet
tarafından yapılmıştır:
Her hatırı esîri kılan çeşm-i nâzınız
Târîkdir leyâlden, enver nehârdan;
Bir nazrada zalâm-ı şebistânı andırır,
Bir nazrada nişane verir nev-bahârdan.[30]
Puşkin’in iki şiiri daha Bâb-âli’de Rusça çevirmenlik
yapan Tiflisli Celal Enisî tarafından yapılıp “Rusya
Meşâhir-I Şuârâsından Puşkin’in İki Manzumesinin Meâlen
Tercümesi” açıklamasıyla Malumat dergisinin
11 Temmuz 1312/23 Temmuz 1896 tarihli 44. sayısında yer
almıştır:
Dilberim, sen mi pîş-i çeşmimde
Girye-nâkim, firâktan dâim
Sen misin, sen mi pîş-i çeşmimde?
Yoksa hulyâ mı, yoksa ben nâim?
Bilmez oldun mu âşıkın cânâ?
Âşıkındır, o âşıkın hâlâ.
Zahiren var tebeddülü,
amnıâ Dâima hatırında sen hasnâ;
Kalb-i mahzun bana diyor her an
Acaba aşkı mahveder mi zaman
Acaba ol gülüm sever mi hele
Aşk u sevdamız öyle der mi yine?
Tâli’im kısmetimle düş -be-dûş
Bak yine sevdiğimle hem-âgûş
Benim âlemde bahtiyâr-ı enam
Kimde var böyle aşk u şevk u garâm,
Kimde var böyle baht u tâli’ ü zevk
Dem-i vuslatta aşk u âşık u şevk
Arzun üzre, girye-i hande
Girye mi jale lâle mi sen de?
***
Eşk-rîz olma, vakt-i vuslattır
Ateşi âb eden
muhabbettir.
Gül gibi gül, görem güzel yüzünü
Bülbülün dinlemektedir sözünü
Bugün âlemde bahtiyar benim
Dem-i vuslatta aşikâr benim
Kimde var böyle âlem-i vuslat
Âşık u aşk u dilber u halvet?[31]
Celal Enisî,
Divane-i Aşk ve Sevda, Fırtına ve
İki Bulut Parçası başlıklarını taşıyan üç
şiir daha çevirerek aynı dergide yayınlamış, ancak
bunların kime ait olduklarını belirtmemiştir.[32]
Yine bu dönem gazetelerinden Olga
Lebedeva’nın Lev Tolstoy’un Efendi ile Uşak (Hozyain
i rabotnik) adlı öyküyü çevirdiğini öğreniriz,[33]
ancak bunun Türkiye’de yayını ile ilgili herhangi bir
bulguya rastlanamamıştır.
23 Ekim 1896 tarihli İkdam
gazetesinde Lev Tolstoy’un Kroyçer Sonatı
(Кrеytserova sonata) adlı
yapıtın ilk bölümleri
Fransızcadan çevrilerek yayınlanmıştır.[34]
Çeviri yayıncı İbrahim Hilmi’nin
ricası üzerine Ahmed Rasim tarafından başlatılmıştır.
Ancak Rasim’in yoğunluğu sebebiyle
çevirinin son sayfaları zamanında teslim edilemediğinden
yapıt bir bütün olarak yayınlanamamıştır..
1897-98 yıllarında Şukufe İstiğrak
gazetesinde M.Y.Lermontov’un Melek (Angel) ile
aşağıda çevirisi yer alan
Yelkenli (Parus) şiirleri
sunulmuştur. Yapıt ve şair
adlarının ilk kez eksiksiz bir biçimde verildiği çeviri
Mustafa Reşid ile Olga Lebedeva’nın imzasını taşımaktadır.[35]
Mâî sisiride bahnn bir bâd-bân nümâyân
Âyâ neden bu rütbe semt-i ba’îde puyân?
Bilmem ne terke mecbur olmuş vatanda rnellâh?
Dehşetli dalgalarda hangi emelle gaitan
Bâd inlemekte, nâlân yelken ile direkler
Emvâc-ı dehşet-engîz olmakdadır hurûşân
Mes’ûdiyet taharri etmekde mi o, heyhat!
Andan da olmamıştır deryalara girîzân
Altında lâciverdi bir bahr-i bî-nihâyet
Üstünde can-fezâ bir hurşîd iken zer-efşân
Mellâh ise hemişe cûş u hurûşu ister
Şu reşş içinde gûyâ varmış huzura imkân![36]
Doğumunun 100. yılında (1899)
A.S.Puşkin, o
dönemde Fransa’da bulunan Ali Kemal’in gönderdiği
Şiir ve Şair, Puşkin Kimdir?
adlı incelemesiyle anıldı. Söz konusu incelemede
Puşkin, Batının önde gelen şairleriyle
karşılaştırmaktadır: “Puşkin dendi mi, Rusların
Byron’udur, Goethe’sidir diye Avrupa’da bir sadâ-yı
takdir yükseliyor ki bu da bi’t-tabii Rusya’dan
mün’akistir.”[37]
İncelemenin içine Puşkin’in yapıtından aşağıdaki bölüm
de sunulmuştur:
Sahilde o ıssız mevcelere karşı azamet-i efkâr içinde
ar/-ı didâr-ı heybet eyliyor, uzaklara eb’âd-ı
bî-intihaya nasb-ı nazar ediyordu. Önünde nehir o fesîh
dalgalarını yuvarlıyor, bir bîçâre sandal da bu emvâca
karşı yalnız başına çarpışıyordu. Yosunlar, çamurlar
içinde yoksun kalan iki cânibde ise şurada burada siyah
siyah kulübeler zavallı Finlandiyalıların o garib
mevceleri yükseliyordu.
Sisle muhat bir güneşin ziyaları içine giremeyen bir
orman da civarda inliyordu. O heykel-i azamet ve
heybet-i mücessemi bir zaman şöyle düşünüyordu: “Bu
noktadan Isveçvalılan lehdid edeceğiz, bu merkezde
mağrur bir mücavirin nekbetine bir şehir te’sis
eyleyeceğiz. Yine bu noktadadır ki, tabiat bizi
Avrupa’ya bir pencere açmağa, denize bir kadem-i muhkem
vaz’ eylemeğe mecbur kılıyor. Bu noktada o şimdiye kadar
meçhul emvâc üzerinden seyr ede ede bütün bayraklarımızı
selâmlamağa geleceklerdir. Bu noktada cihanı, cihân-ı
l’esîhi eyyâm-ı sürûrumuza, ikbâllerimize davet
edeceğiz.” Severim seni ey şehr-i şehîr, ey (Piyer) ‘in
te’sis-i güzini! O mehîb fakat latîf; kibar manzaran
sefâ-bahş-ı rûhumdur. (Nova)’mn o cereyân-ı muhteşemini
yemîn ü yesârındaki granit taşlarını; o senin agûş-ı
maharetine de dökülmüş parmaklıklarını o hüzün
gecelerinin sâf mehtâblarını severim; hep severim. Issız
sokaklarının hâb-âlûd ecsâd-ı ıızmasını; tersanenin o
amûd-ı nûn-efşânını severim, hep severim. “Parla eyâ
Petro’nun şehri! Teba’a-yı mağlûbe ( Lehler.
Finlandiyalılar) seninle uzlaşsın. öyle dilerim.
Finlandiya denizinin mevceleri kinlerini,
izmihlâl-i kadîmlerini unutsunlar, unutsunlar da o
bî-sûd gazablan artık (Petro)’ nun uykusunu arâmını
ihlâl etmekten fariğ olsun.”[38]
Yapılan araştırmalar sonucunda bunun Puşkin’in Bakır
Atlı (Mednıy vsadnik) poemin
giriş ve son bölümleri olduğu anlaşılmıştır. Zaman zaman
parantez içinde açıklamalarda bulunan
Ali Kemal yapıtı düzyazı
biçiminde çevirmiştir.
1899 yazında çok iyi derecede Rusça
bilen Cihangir Andicani tarafından M.Y.Lermontov’un
Bir Firarinin Encam-i Hali – Yâhut Mücahidin-i Dini
İstikbali (Mtsıri) adlı yapıtı çevrilerek Malûmat
gazetesinin dört sayısı boyunca yayınlanmıştır.[39]
Andicani’nin Lermontov’un diğer şiirlerinden de
çevirileri vardır, ancak bunların
hiç birinde şairin ismi
belirtilmemiştir.
1900 yılında II. Abdulhamid’in baskıcı
yönetimi başladı. 1900-1908 yılları arasında kültürel
alanda her türlü etkinlikler durdu. Jurnal mekanizmaları
geniş çapta yayıldı. Sıkı sansür, gazete ve kitap
yayıncılığını olumsuz biçimde etkiledi. Söz konusu dönem
süresince Rus edebiyatından ancak iki yapıt
çevrilmiştir. Bunlar Abdullah Zühdü’nün Fransızcadan
çevirdiği İ.S.Turgenyev’in Buhar (Dım) ile
Ab-ı Nevbahar (Veşniye vodı) adlı romanlarıydı.[40]
Çevirmen, yazar ismi belirtmeyip
kitabın kapağında çevirinin Fransızcadan yapıldığını
açıklamasına yer vermişti.
Kitabın yayınlandığı dönemde ülkedeki sosyo-politik
koşullar göz önünde bulundurulduğunda
yayın evinin yazar adı vermeme kararında otokrasi ve
baskıcı rejimin etkili olduğu
anlaşılır.
1908 yılına kadar süren baskıcı dönemden
sonra II. Meşrutiyet ilan edildi, 1909’da ise II.
Abdulhamid tahtan indirildi. Yeni yönetimin ilanı ve
sansürün kaldırılmasından sonra çok sayıda gazete ve
dergi yayınlanmaya başlandı.[41]
Buna paralel olarak çeviri etkinliğinde de canlanma
yaşandı, ne var ki bu canlanma uzun sürmeyecekti.
Trablusgarp Savaşı (1911) ile bunu izleyen Balkan ve
Birinci Dünya Savaşları yayıncılığın canlanmasını
engelledi, ancak Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü
hızlandırdı. 29 Ekim 1923 yılında Büyük Millet Meclisi
Cumhuriyetin ilan edilmesi önergesini kabul etti. 1926
yılında o zamanki Maarifi Umumiye Nezareti’nin Telif ve
Tercüme Daireleri batı klasiklerinin dilimize çevrilmesi
ve ülke içinde dağıtılması amacıyla kuruldu. Ancak bu
amacı gerçekleştirmek için uygun koşullar
oluşmamıştı, bu işi başlatabilmek için
her şeyden önce yazı dilini kolaylaştırmak ve
sadeleştirmek gerekiyordu. Osmanlıcaya çevrilecek ve
Arap harfleriyle basılacak olan bu yapıtlar dar bir
okuyucu kitlesine hitap etmeye devam edecekti.
Cumhuriyet yönetimi her şeyden önce bu engeli ortadan
kaldırdı. 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edilen “Türk
Harflerinin kabul ve Tatbiki Hakkında kanun,”
yüzyıllarca kullanılagelmiş Arap harflerini
yasaklıyordu. Bu bir kültür devriminin ilk adımı
niteliği taşıyordu. Ancak tüm bunlar bir iki yıl içinde
gerçekleşecek şeyler değildi. Dilin benimsenmesi, yeni
harflerin kök salması, yepyeni bir neslin yetişmesi
gerekiyordu. Tüm bu yeni oluşumlar on yıla yakın bir
dönem sürdü.
Yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda
1909-1923 yılları arasında Rus edebiyatından dilimize
yapılan çevirilerin büyük bir kısmını L.Tolstoy’un
yapıtlarının oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Söz konusu
dönem içerisinde bu büyük yazar ve düşünürün dokuz
yapıtı çevrilmiştir. Bunların ilki 1910 yılında Bir
İzdivacın Romanı (İstoriya odnoy jenitbı) adı
altında Raif Nejdet tarafından dilimize kazandırılmıştır.[42]
Ancak bu yapıtın 1893 yılında Olga Lebedeva’nın
Familiya Saadeti başlığıyla çevirdiği roman olduğunu
belirtmek gerekir. Aynı roman Alişanzade İsmail adında
üçüncü bir çevirmen tarafından da çevrilerek, 1934
yılında Samimi Saadet başlığıyla yayınlanmıştır.
Bu arada dönemin en önde gelen
yayıncılarından İbrahim Hilmi, L.Tolstoy’un Diriliş
(Voskresenye) romanının çevirisi yapmak üzere
Haydar Rıfat’la anlaştı. Rıfat’ın
Fransızcadan çevirdiği bu roman 1911 yılında Hilmi’nin
Millet gazetesinde Tedceddüt-ü Hayat adıyla
yayınlandı.
1912 yılında Tolstoy’un iki yapıtı daha
yayınlanmışltır. Bunların ilki Raif Necdet ile Sadık
Naci’nin çevirdikleri Anna Karenina romanıdır.[43]
Söz konusu roman “Roman neşriyatı” serisinin üçüncüsü
olarak İbrahim Hilmi’nin yayın evinde basılmıştır.
Tolstoy’un aynı yıl yayınlanan ikinci
yapıtı Hacı Murat’tır. Bu yapıt Yusuf Rıza
tarafından dilimize çevrilmiştir.[44]
Tolstoy’un her iki yapıtının çevirisi de Fransızcadan
yapılmıştır.
1914 yılında Rus ve Türk dillerini çok
iyi bilen Kırım Türklerinden Ahmed Rıfatof Tolstoy’un
“Felsefe külliyatı”nı oluşturan otuz risaleden ikisini
(Ölüm bahsi – O smerti; Felsefe-i hayat – Filosofiya
jizni) yalın ve anlaşılır bir dille Türkçe’ye
çevirmiştir. Bundan on yıl sonra Tolstoy’un bu felsefi
yapıtlarından dokuz tanesi “Harbiye Nezareti tercüme
şubesinde Rusça mütercimi binbaşı” Ali Fuad Bey
tarafından çevrilerek, “Cihan kütüphanesi neşriyatı”
başlığı altında “Mahmutbey” matbaasında yayınlanmıştır.[45]
1921 yılında Orhan Nüzhet Aşk ve
İhanet başlığı altında Tolstoy’un Sergi
Baba (Otets Sergiy)
yapıtını çevirerek Sühulet kütüphanesi serisinde
sunulmuştur. Bunun ardından aynı yazarın
Acıklı bir sergüzeşt (Gorkoye priklyuçeniye)
yapıtı Ahmed Selâhaddin tarafından dilimize
kazandırılarak Semih Lûtfi kütüphanesi
serisinde yer almıştır. Yayın
tarihinin belirtilmemesine karşın, bunun 1922-23
yıllarında yayınlandığı tahmin edilmektedir.[46]
Tolstoy’un yapıtlarının yanı sıra o
dönemde Türk okurları yeni bir isimle tanışmıştır,
Maksim Gorki. Yazarın Türkçeye ilk çevrilen
yapıtları Bir sergüzeşt-i hunin
(Putevıye zapiski) ile Ana (Mat) oldu.
Bir sergüzeşt-i hunin
yapıtı Ali Nusret tarafından Catulle Mendès’in Fransızca
çevirisinden dilimize aktarılmıştır.
II. Meşrutiyet’in ardından Tanin gazetesinde
tefrika edildikten sonra 1910 yılında ayrı bir kitap
olarak basılmıştır.[47]
Gorki’nin Ana romanı ise İbrahim
Hilmi’nin ricası üzerine İsmail Müştak ile Muhiddin
(Birgen) tarafından Fransızcadan çevrilmiştir.
Bu kitap da önce Tanin gazetesinde tefrika
edildikten sonra 1911 yılında iki cilt olarak basılmıştır.[48]
Buraya kadar ele aldığımız ve 1894-1923
yılları arasında Rus edebiyatından Türkçeye yapılan
çeviri çalışmalarına baktığımızda herhangi bir
sistematik yaklaşımdan söz edilemeyeceği gözlenmiştir.
Söz konusu yapıtlar çevirmenlerin
kişisel tercihlerine göre seçilmiştir. Çeviriler çoğu
zaman ikinci dilden, kimi kez yanlışlar
ve atlamalarla yapılmıştır. Ülkemizde sistemli ve
planlı çeviri etkinliğinden Mayıs 1939 tarihinde
düzenlenen I. Neşriyat Kongresi sonrası dönemden
itibaren söz edilebilecektir; bu
da yazar, şair, denemeci, eğitimci, düşünce, kültür ve
devlet adamı Hasan Ali Yücel’in 1940 yılında Milli
Eğitim Bakanlığı çatısı altında örgütlenmesini sağladığı
bilinçli ve yoğun çeviri etkinliğidir.
Bütün bunlarla beraber; ele aldığımız
dönemde gerçekleşen çeviri çalışmaları sonucunda Rus
edebiyatının Türkiye’de, Avrupa’da olduğu kadar, hatta
belki de daha fazla ilgi gördüğünü söylemek ve çevrilen
bu edebiyat yapıtlarının Türk
okuyucularının Rusya’nın kültür
ve sanat değerleriyle tanışmasına önemli katkı sağladığı
çıkarımını yapmak mümkündür.
Kaynakça
Akünal, Dündar: “Çeviri ve Batılılaşma. Tanzimat’tan
Cumhuriyet’e”, Türkiye Ansiklopedisi, 1985, C.2.
Akün, Ö.F.: “Gülnar Hanım”, İslam Ansiklopedisi,
–TDV, C.14, s.246.
Anonim: Bibliyografya. Neşriyat Bülteni, 1928-1933.
Bekiroğlu, N.: “Unutulmuş Bir Müsteşrik: Olga dö
Lebedeva- Madam Gülnar”, Dergah, no.46, Aralık,
1993, s. 8-10.
Gariper, Cafer: “Rusçadan Türkçeye Yapılan İlk Edebi
Tercümeler Üzerinde Bir Araştırma: Manzum Tercümeler”,
İlmi Araştırmalar, İst., 1999/7, s. 105 – 134.
Habib, İ.: Avrupa Edebiyatı ve Biz, İstanbul,
1941.
Kabacalı, A.: “Türkiye’de Yayıncılığın Tarihçesi”,
Varlık, No.1029, 1993.
Kolcu, A.İ.: Tanzimat ve Servet-i Fünûn
Devirlerinde Batı Edebiyatından Yapılan Şiir Tercümeleri
Üzerinde Bir Araştırma (1859–1901), Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum, 1995.
Kolcu, A.İ.: Tercüme Şiirler Antolojisi
(1859-1901), Gündoğan Yay., İstanbul, 1999.
Kolcu, A.İ: ‘XIX Asır Türk Edebiyatında Puşkin’,
Türk Edebiyatı, Sayı 269, Mart
1996, s. 44–46.
Okay, Orhan: Edebiyatımızın Batılılaşması Yahut
Yenileşmesi, Büyük Türk Klasikleri, C. 8, İstanbul,
1988.
————— Edebiyatımızda Batılılaşma, Dergah Yay.,
İstanbul, 1992.
Ülken, Hilmi Ziya: Uyanış Devirlerinde Tercümenin
Rolü, 3. Baskı: Ülken Yay., İstanbul, 1997.
[1] Bu konu
üzerine daha fazla bilgi için bkz. Orhan Okay,.
Edebiyatımızın Batılılaşması Yahut Yenileşmesi,
Büyük Türk Klasikleri, C. 8, İstanbul, 1988;
———-, Edebiyatımızda Batılılaşma, Sanat
ve Edebiyat Yazıları, Dergah Yay., İstanbul,
1992; Hilmi Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde
Tercümenin Rolü, 3. Baskı: Ülken Yay.,
İstanbul, 1997.
[2] Tanzimat
sonrasında İngiliz edebiyatından yapılan
çevirilerin başında Shakespeare’in yapıtları
gelir; 1876’da
Ducis’in uyarlamasından
yararlanılarak dilimize kazandırılan
Othello’dan
sekiz yıl sonra Venedik
Taciri, Romeo ve Juliyet
ile İki Veronalı
Asilzade adlı yapıtlar Osmanlı
okuyucularına sunulmuştur. Bkz.
İnci Enginün, Tanzimat Devrinde Shakespeare
Tercümeleri ve Tesirleri, İstanbul, 1979.
[3] 19. yy.
sonlarına doğru, gazete
ve dergilerde Alman sanatçıları ve düşünürleri
ile ilgili yazılar
çıkmaya başlamış, Schopenhauer,
Nietzsche ve Schelling’den çeviriler yapılmıştır.
Bkz. Nedret Pınar, 1900-1983 Yılları Arasında
Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerinde
Bir İnceleme, İstanbul, 1984.
[4] İ.Habib,
Avrupa
Edebiyatı ve Biz,
İst., 1941, s. 267.
[5]
A.y.
[6] Türkçeye
yapılan ilk şiir çevirileri
konusu Ali İhsan Kolcu tarafından
derinlemesine incelenmiştir.
Bkz. A.İ.Kolcu,
Tanzimat ve Servet-i Fünûn Devirlerinde Batı
Edebiyatından Yapılan Şiir Tercümeleri Üzerinde
Bir Araştırma (1859-1901),
Yayınlanmamış Doktora Tezi,
Atatürk Üniversitesi, Erzurum, 1995. Rus
edebiyatından, şair adının belirtildiği 8 olmak
üzere, toplam 19 şiirin bulunduğu Kolcu’nun bu
değerli çalışması
Tercüme Şiirler Antolojisi (1859-1901)
başlığıyla 1999 yılında
Gündoğan Yayınlarınca okurlara sunulmuştur. Aynı
konu üzerine S.D.U.
Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Cafer
Gariper’in de değerli çalışmaları
bulunmaktadır. Gariper, Kolcu’nun saptadığı
şiirlere kendi bulgularını da katarak Rus
edebiyatından olduğu düşünülen
toplam 27 şiiri biçim ve içerik
bakımından incelemiştir. Bkz.
Cafer Gariper, Rusçadan Türkçeye Yapılan İlk
Edebi Tercümeler Üzerinde Bir Araştırma: Manzum
Tercümeler, İlmi Araştırmalar. Dil,
Edebiyat, Tarih İncelemeleri, Hakemli Dergi,
İlim Yayma Сemiyeti, İst., 1999/7, c. 105 – 134.
[7]
Bkz.
A.İ.Kolcu, Tercüme Şiirler Antolojisi
(1859-1901), Gündoğan Yayınları, 1999, s.
244-245.
[8] A.g.y., s.244.
[9] C.Gariper,
a.g.m., s. 112.
[10] Bkz.
A.Koltsov, Pesnya paharya, Tri veka
russkoy poezii, sos.N.V.Bannikov,
izd. 3-е, М., 1986, s. 152 - 153.
[11] Bkz.
Anonim, Russkaya lirika 19-go veka,
Seriya Russkaya KS, M., Hudoj. literatura,
1981, s.174. (Вчера я растворил темницу/
Воздушной пленницы моей:/ Я рощам возвратил
певицу,/ Я возвратил свободу ей./ Она исчезла
утопая/ В сиянье голубого дня,/ И так запела,
улетая,/ как бы молилась за меня.)
[12]
Yıldız Sarayı’ndan İ.Ü.
Kütüphanesi’ne geçen belgeler arasında
yer alan ve burada T.Y. 5668
numarayla kayıtlı olan Recep Vahyî’nin defterini
ilk ortaya çıkaran C.Gariper olmuştur. Bkz.
C.Gariper, a.g.m., s. 112 -113.
[13] Bkz.
Cafer Gariper, a.g.m., s. 116 – 117.
[14] Kontes Olga
.S. Lebedeva hakkında ayrıntılı
bilgi için bkz. Ömer Faruk Akün, “Gülnar
Hanım” maddesi, T.D.V. İslam Ansiklopedisi,
C.14, İstanbul, 1996, s.244-248; N.Bekiroğlu,
“Unutulmuş Bir Müsteşrik: Olga dö Lebedeva /
Madam Gülnar”, Dergah, no. 46,
Aralık, 1993, s. 8-10.
[15]
Türk aydın çevreleri,
Ahmet Midhat Efendi’nin bu kongre nedeniyle
kaleme aldığı 1030 sayfalık Avrupa’da Bir
Cevelân adlı yapıt aracılığıyla önceden bu
ziyaretin haberini almışlardır. Bkz.
Ahmed Midhat, Avrupa’da Bir Cevelan,
İst., 1307 (1890), s. 173 – 787.
[16] İ.Habib,
Avrupa Edebiyatı ve Biz,
s
.267’den Tercüman-ı
Hakîkat. No. 3745,
03.01.1306; No.
3746, 04.01.1306; No.
3748, 06.01.1306.
[17]
A.y.’den Puşkin’den Kar
fırtınası:
mütercimesi: Madam Gülnar Lebedeva, İstanbul,
1307.
[18]
A.y.’den Madam Gülnar Olga Dö
Lebedef, Şair Puşkin: hayatı, sanatı,
eserleri, İstanbul, 1308.
[19]
A.y.’den Tercüman-ı Hakîkat, No.
3782, 12.02.1306; No. 3782, 13.02.1306; No.
3782, 14.02.1306; No. 3782, 15.02.1306; No.
3782, 18.02.1306.
[20]
A.y.’den Tercüman-ı Hakîkat, No.
3800, 18.03.1306; No. 3824, 15.04.1306.
[21]
A.y.’den Servet-i Fünûn, No. 56,
26.03.1308, c.50-52.
[22]
A.y.’den Tercüman-ı Hakîkat, No.
4041, 30.01.1309; No.
4054,.14.02.1309.
[23]
A.y.’den İlyas, yahut,
Hakikat-i gına,
Muharriri, Gülnar (Madam Olga Dölebedef),
İstanbul, 1309.
[24]
A.y.’den Familiya saadeti:
(Rusçadan mütercem), müellifi Kont Tolstoy,
mütercimesi, Madam Gülnar, İst., 1309.
[25]
A.y.’den Tercüman-ı Hakîkat, No.
4133, 15.04.1892; No.
4146, 15.05.1892
[26]
İ.Habib, a.g.y.’tan Kâğıt
Oyunu (Puşkin’den
Tercüme), mütercimi, Gülnar Lebedev, Âlem
matbaası, İst., 1308.
[27]
A.y’den M-me Gülnar de Lebedev,
Rus edebiyatı, Аsadoryan Matbaası, İstanbul,
1311.
[28] Ömer
Faruk Akün, a.g.e., s.246.
[29]
Cafer
Gariper, a.g.m., s. 117.
[30]
.İ.Kolcu, Tercüme Şiirler Antolojisi
(1859-1901),
s. 246’dan Abdullah
Cevdet, Mekteb mc. nr. 15, 23 Temmuz 1310 / 9
Ağustos 1894, s. 51.
[31]
A.İ.Kolcu, Tercüme Şiirler Antolojisi
(1859-1901),
s.248’den
Celâl Enisî, Malûmat mc. nr. 44, 11 Temmuz 1312
/ 23 Temmuz 1896, s. 981.
[32] Cafer
Gariper, a.g.m., с. 117.
[33] Ömer
Faruk. Akün, ”Gülnar Hanım”, a.g.e, s.
246.
[34]
Bibliyografya, Neşriyat Bülteni, 1928-1933, C.2, s. 33.
[35] A.y.
[36]
A.İ.Kolcu, Tercüme Şiirleri Antolojisi
(1859-1901), s. 245’ten
Muslafa Reşid-Gülnar Hanım, Şiikûfe-i İstiğrak,
1315 / 1897-1898, s. 26.
[37]
A.İ.Kolcu, ‘XIX Asır Türk Edebiyatında
Puşkin’, Türk Edebiyatı, Sayı 269, Mart
1996, s. 45.
[38]
A.y.’den Ali Kemâl, İkdam gz. nr. 1618, Kânun-i
evvel 1314 / Aralık 1899.
[39] A.y.
[40] İ.Habib,
a.g.y’tan Buhar,
(Fransızcadan tercüme), mütercimi, Abdullah
Zühtü, İkdam Matbaası, İstanbul, 1321; Âb-ı
nevbahar, (Fransızcadan tercüme), mütercimi,
Abdullah Zühtü, İkdam Matbaası, İstanbul, 1321.
[41] Alpay
Kabaçalı, Türkiye’de Yayıncılığın Tarihçesi,
Varlık Edebiyat ve Sanat Dergisi: No. 1029,
1993, s. 3.
[42]
İ.Habib, a.g.y.’tan Bir
izdivacın romanı:
Mütercimi, Raif Necdet, Yeni Şark Kütüphanesi,
İstanbul, 1326.
[43] A.y’den
Anna Karenin:
Mütercimleri, Raif Necdet – Sadık Naci: İbrahim
Hilmi’nin “Kitaphane-i Askerî” serlevhalı
eserlerinden, “Roman neşriyatı” serisinin 3 üncü
numarası, İst., 1912.
[44] A.y’den
Leon Tolstoy, Hacı Murat,
Mütercimi, Yusuf Riza: İstanbul, 1329.
[45] Bkz. İ.
Habib, a.g.y., s. 278.
[46] A.g.y.,
s. 279.
[47]
A.y.’den Bir sergüzeşt-i hunin,
(Fransız muharrirlerinden Catulle Mendès
tercümesinden tercüme eden Ali Nüsret, 1327.
[48]
A.y.’den Ana: Tercüme edenler
İsmail Müştak ve Muhiddin, İbrahim Hilmi
kütüphanesi, İstanbul, 1911.
* * *
Alıntı izinleri için Doç.Dr. Türkân Olcay ve
Sabri Gürses'e teşekkürlerimizle.
Kaynak:
www.ceviribilim.com
* * *
Üyemiz fadim'e teşekkürlerimizle.