HENÜZ daha evlerde yemeklerin, "yer sofrası"nda yendiği ve geceleri gaz
lambalarının kullanıldığı dönemlerde
bayramlar; özellikle çocuklar için, yıl
boyu süren azarlanmalardan sonra, minicik varlıklarının ödüllendirildiği
günlerdi.
Çocuklardan birçoğu, kendilerine yeni alınmış ayakkabılarını, geceden baş
uçlarına koymuş olarak
uyanırlardı bayram sabahları ve anneleri onların iç
çamaşırlarını değiştirir, kendilerine sık giyilmediği için yeni kalmış bayramlık
giysilerini giydirirlerdi.
Sonra sıra büyüklerin ellerini öpmeye gelirdi.
Karşılığında bir
mendil, bazen de "manda gözü" denilen, üstü eski Türkçe yazılı
iri bir 25 kuruş, bayram harçlığı olarak verilirdi minik veletlere...
***
Bendenizin ise, çocukluğumdan beri Kurban Bayramı sabahlarına
karşı, tuhaf bir
düğümlenme yuvarlanır içimde...
Bahçelerde, arsa boşluklarında, hatta bazen sokak aralarında; üç ayağı
bağlanarak yere yatırılmış koyunların, biraz çırpındıktan sonra kendiliğinden
uzatarak teslim ettikleri
boyunlarının iri bir bıçakla kesilmesi...
***
Bendeniz tabansızın biriyimdir; tavuk kesilirken bile bakamayacak kadar...
Üstelik bir Kurban Bayramı'nda, sünnetimde bana armağan edilmiş, adını "Uslu"
koyduğum dostum bir koyunla, iki yavru koçunun da kesilmiş olduğunu öğrenince...
Bugün dahi hiç hoşlanmıyorum bunları hatırlamaktan; büyümeden yaşlanmış olmanın
bir kanıtı
herhalde...
***
1 milyar 300 milyonluk İslam âlemi; her türlü koşullanma, tabu ve dogmalardan
arınmış, yeterince yazar yetiştirememiş olduğu için; 1500 yıldan bu yana, ne
kadar eksik beslendiğinin
de pek farkında değildir...
1 milyar 300 milyonluk İslam âlemi; yaygın bir yoksulluğu bir türlü aşamamış
olan geniş bir dünya nüfusu dilimi...
Ve bu yoksulluğun, nedense pek araştırılmamış olan kökenleri...
Kurban
Bayramlarında varlıklı kişiler; koyun, dana, deve kesecekler de, etlerini
yoksullara dağıtacaklar; et çok pahalı olduğu için, bir türlü doğru dürüst
hayvansal protein alamayan yoksullara...
***
Et çok
pahalı olduğu için, cızbız köfte kıymasını da, ekmek içiyle yoğurmaz
mıyız?
Et çok pahalı olduğu için; sucuk gibi, içliköfte gibi, kadınbudu gibi, et
karışımlı besin ürünlerinin içlerine, nelerin karıştırıldığı da bazen gündeme
gelmiyor
mu?
***
1 milyar 300 milyonluk İslam âleminde, et neden bu kadar pahalı? O kadar az kişi
merak etti ki bunu...
Çünkü efendim, yılda 1, en fazla 2 defa yavrulayan hayvanlarla, tavuk ve balık
dışında; örneğin domuz gibi, yılda 25 yavru yapan bir hayvanın eti "mekruh"
sayılmıştır İslamda...
Bendeniz de, ne kadar bağnazlıkların ötesine geçmeye çalışmışsam da;
kendiliğimden yeğlediğim pek olmamıştır domuz
pirzolasını...
Ne var ki, bilimsel ve objektif bir gözlükle bakıldığında, İslamın kötü
beslendiği de bir gerçek...
O nedenle de, sürüp gidiyor Kurban Bayramlarında yoksullara et
dağıtımı...
***
Bu arada kişiliklerini İslam kimliğiyle bütünleştirmiş olduklarına inananlar
arasında da; aslı faslı olmayan kafadan atma iddia ve yorumlara bir hayli bolca
rastlanmada...
"Kadirilik",
"Mevlevilik", "Rufailik", "Melamilik", "Nakşibendilik", "Şafilik",
vs. tarikatlar arasındaki farkı; açık seçik ve net ortaya koyabilecek kaç
inanmış dostumuz var ki?
***
Yavuz Selim'den itibaren, Hz.
Peygamber'in vekilliği sayın "Hilafet"î üstlenmiş
Osmanlı padişahlarına karşı, "Veli" sayılan tarikat şeyhleri hiç mi baş
kaldırmadılar?
Ve hangi gerekçelerle oldu bu baş kaldırılar?
***
Örneğin
Kadıza'deler; Hz. Muhammed'in yaşam biçimini, yemeğini elle yemesini,
giydiği giysi türünü aynen taklit ederek yaşamayanların, gerçek bir Müslüman
sayılamayacağı iddiasındaydılar.
Bu arada, başka Müslümanlardan daha
"cennetmekan" görünmenin de, "günah"
sayılacağını iddia edenler vardı...
Bir başka iddia da, kazancı saydam olmayan kişilerin, "cennetmekan" olamayacağı
idi...
***
Bu tür konulara
bulaşmaya kalkmanın; olmadık tepkilere neden olduğunu da
bilmeyenlerden değilim ama; gönlüm, hâlâ daha sürüp giden yoksullara et dağıtma
dönemlerinin artık aşılmasından yana... Neden yeryüzü nüfusunun en yoksul
dilimlerinden
birini de; 1 milyar 300 milyonluk İslam oluştursun ki?
***
"Türk'e Türk propagandası" yapıp durmak gibi, "Müslüman'a İslam propagandası"
yapıp durmak yerine; psiko-sosyolojik ve sosyo-ekonomik
konuları, bilimsel bir
gergefin içinde objektif olarak değerlendirmek; ola ki çok daha olumlu ufuklar
açar inanmış insanlara...
Hiç dilencisi, hatta aşırı yoksulu kalmamış, kazancı saydam bir İslam âlemini
özlemek; "kafir"lik
sayılabilir mi?
***
İşte yine bir Kurban Bayramı...
Bendenizin çocukluğunda kurban kesenler de, birbirlerine et gönderirlerdi...
İnançlara saygı, Tanrı'nın bir lütfu olan "aklın tutarlılığına" ihanete
kadar,
gitmemeli...
Bayramınız kutlu, gönlünüz şen, beyniniz berrak, keseniz saydam olsun...
Milliyet
20/01/2005