Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 233 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Makale: Güven Turan: Yokülkeler... Düş Ülkeler...
Tarih: 12.03.2007 Saat: 02:48 Gönderen: karakutu
 

Her şey, İngiliz tarihinin en ilginç kişilerinden biri olan Thomas More’un (1478-1535), bugün Hollanda topraklarında bulunan bir kentte, görevli olduğu sırada Latince olarak yazmaya başladığı, ilk kez Louvain’da 1515’de basılan Utopia adını verdiği kitabın yayımlanmasıyla başlamadı elbette. Ne var ki, More’un kitabına da ad verdiği, Yunanca bir kelime oyunuyla iki anlamda okunan o ülke, Utopia, bir türe değil sadece, bir düşünce biçimine, bir bakış açısına da isim babalığı edecektir.



Utopia’dan başlayarak yapıtlar ve onların bir nitelemesi olan ütopik düşünce kavramı ve bu kavramın taşıdığı nitelikler, beş aşağı beş yukarı, politika, politik felsefe, toplumbilim içinde belirlenmiş ve tekrar edilegelmiştir. Platon’un, bizde Devlet diye çevrilmiş olan diyaloguna da gidebiliriz, altın çağ mitoslarına da, geriye dönerek. İyi ama, neden Utopia’dan başlayarak, ütopya kavramı gelişmiş ve ütopyalar yaygınlık kazanmıştır. Utopia’nın ve sonrasındaki ütopyaların, yazınsal bağlamda dikkat çeken özellikleri nelerdir?

Öncelikle, Utopia, bir beklenti gibi değil, bir gerçeklik gibi sunulmuştur. Raphael Hythloday adlı bir gezgin, bir adada gördüğü, içinde bir süre yaşadığı bir ülkeyi ve insanlarının yaşam düzenlerini anlatmaktadır ve o ülke 900 yıldır ve o anda da “var”dır. İşte, Utopia’yı Platon’dan ve önceki altın çağ mitoslarından ayıran bu, “bu ülke var, ben gözlerimle gördüm,” yaklaşımıdır. Dönem, büyük denizaşırı keşiflerin yapıldığı bir dönemdir ama, henüz boylam kesinlikle belirlenemediği için (ancak onsekizinci yüzyılda boylamı doğru saptama yöntemi bulunabilecek ve böylece koordinatlar doğru saptanabilecektir), herhangi bir yerin, hele hele büyük denizlerde bir küçük adanın yeri ancak rastlantıyla bulunabilmektedir.

Örneğin 1573’de Pasifik’e çıkan Drake, Solomon adalarını bulmuş ama, denizcilerin o adaya tekrar ulaşabilmeleri yıllar sonra gerçekleşebilmiştir. (Akşit Göktürk, Edebiyatta Ada kitabında edebiyat ve ada ilintisini derinlemesine işlemektedir). Yani, Utopia’dan başlayarak, Tommaso Campanella’nın (1568-1626) müebbet hapse mahkûm olduğu 1602 yılında Napoli’deki Castel Nuovo hapisanesinde yazdığı, ancak 1623’de yayımlanan, Latince adı Civitas Solis olan La Citta del Sole’si (Güneş Kenti), Francis Bacon’ın (1561-1626) hangi yıl yazıldığı bilinmeyen, ölümünden bir yıl sonra (1627) yayımlanan Sylva Sylvarum: or a Natural History’ye eklenen New Atlantis’i, hep hem ada hem “şimdi var” anlatımlıdır. Ve gene, temel özellik, bunların bugün bize yalınkat geliyor da olsa, anlatı şeklinde verilmiş olmalarıdır.

Bu öncül örneklerden yola çıkan hemen hemen bütün batı dillerinde yazılmış ütopyalar, “yokülke” ile “güzelülke”yi birlikte aktarmıştır. Yazarların amacı da nettir. Yaşanılan toplum düzeninin kusurları karşısında kusursuz, hatta ideal bir toplum düzeni önermek... Bu nedenle, ne bireyselliğin övgüsünü yapan Robinson Crusoe ne amacın sadece yergi olduğu Guliver’in Yolculukları, ütopik izler taşıyor görünmelerine karşın, tam birer ütopyadır.

Büyük keşiflerin ardından, artık ne denizler yitik ülkeler saklayacak kadar gizemli ne de insanlar düş ülkelere bel bağlayacak kadar umutlu oldukları için (Campanella, 1637’de Fransa’nın ünlü politikacısı, Fransa’yı gerçekten yöneten kişi olan Kardinal Richelieu’ye yazdığı mektupta, onun Civitas solis’i yani Güneş Kent’i kuracağını umduğunu yazabilmiştir) ütopyalar da şekil değiştirmeye başlamıştır. Ütopyadan çok, ütopik olmaya (yani gerçekleştirilmesi mümkün olmayan anlamını taşımaya); bu arada, kurmaca dili de derinlik ve zenginlik kazandığı için, roman niteliği, öncülerin anlatı boyutunu aşmaya başlamıştır. Yani artık daha çok öykü, daha az öneri ile karşı karşıyayızdır.

Konunun toplumbilimciler, siyasetbilimciler, insanbilimciler tarafından kurcalanan yanları bir yana, yazınsal olarak, asal kırılma ve değişim, ondokuzuncu yüzyıl sonunda, H.G. Wells’in kökleri eski Yunan’a dek uzatılabilse bile, türü netleştirdiği, “bilimkurgu” yapıtlarına gelip dayanmıştır. Bilimkurgular, Wells’den başlayarak, ya bu dünya dışındaki başka dünyalarda geçen olaylar ya da gelecek zaman üzerine kuruludur. Ondokuzuncu yüzyıl sonunun iki önemli ütopyasından biri olan Edward Bellamy’nin 1888 yılında basılmış olan Looking Backward (Geriye Bakmak) adlı romanı, İS 2000 yılındaki Amerika Birleşik Devletleri’ni anlatırken, 1891’de basılmış olan William Morris’in News From Nowhere (Hiçbiryer’den Haberler) adlı romanı da gelecekteki, Marksçı prensipler üzerine kurulu bir ideal devleti anlatmaktadır. İşte, yirminci yüzyıl ütopyalarının anlatı dillerinin zamanı da, bu, yani gelecek zaman olmuştur.

Yokülkelerle düş ülkeler yani “fantastik” yerler de birbirine karıştırılmaya başlanmıştır. Bu karışıklık hiç mi içinden çıkılmaz birşeydir? Bu noktaya değinmeden, yirminci yüzyıl ütopyalarının, geleneksel ütopyalardan sadece zaman kipinin farklılığıyla değil, çok daha temel bir noktadan ayrıldıklarını belirtmekte yarar var. Geleneksel ütopyalar, bir toplum düzeni önermesi taşıyorlardı ve böylelikle de pozitif bir değer yüklenmişlerdi. Oysa, yirminci yüzyılın, gelecekte olacakların anlatıldığı temel ütopyaları, yani Yevgeny Zamyatin’in Biz’i, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, George Orwell’in 1984’ü, hiç de ideal, güzel, önerilir, toplum düzenleri vaat etmemektedir. Bu nedenle, yirminci yüzyılın ütopyalarına “anti-ütopya” ya da, daha yenilerde “dystopia” denilmektedir. Gene de, anti-ütopya terimi çok daha geçerlidir.

Şimdi, yukardaki soruya, anti-ütopyalarla bilim kurgu yapıtlarını ayıran niteliklere dönebiliriz. Bunun için, Zamyatin’in Wells’in yapıtları için yaptığı olağanüstü değerlendirme son derece açıklayıcıdır: “Wells’in sosyofantastik romanlarını ele alın: İlk akla gelen ve sıklıkla duyduğumuz yazınsal tanımlama, ütopyadır. Bu romanlar sosyal ütopy diye adlandırılmaktadır. Bu gerçekten böyleyse, Wells’in arkasında uzun bir gölgeli çizgi uzayacaktır, Sir Thomas More’un Utopia’sıyla başlayıp Campanella’nın La Citta del Sole’sinden geçip Cabet’in A Voyage to Icaria’sına ve oradan da taa William Morris’in News from Nowhere’ine uzanan bir çizgi. Ne var ki bu soykütüğü doğru olmayacaktır çünkü Wells’in sosyofantastik romanları ütopya değildir. Tek ütopyası, son romanı, Men Like Gods’dur.

Ütopyalara kişiliklerini veren iki asal ve değişmez özellik vardır. Bunlardan biri içeriktir: Ütopya yazarları ideal toplum diye düşündüklerini resmederler; bunu matematik diline aktaracak olursak, ütopyaların + işareti taşıdıklarını söyleyebiliriz. Öteki özellikse, içerikten doğal olarak ortaya çıkan, biçimde yer alır: Bir ütopya her zaman durağandır (statik); her zaman betimseldir (descriptive) ve her zaman ya da hemen hemen her zaman, olaylar dizisinin canlılığından yoksundur.

Wells’in sosyofantastik romanlarında bu niteliklere hiç mi hiç raslamayız. Öncelikle, pek çok sosyal fantezi + işareti değil – işareti taşır. Wells’in sosyofantastik romanları, hemen hemen sadece, sürmekte olan toplum düzeninin sakatlıklarını sergileme amaçlıdır; gelecekteki bir cenneti betimleme değildir: Story of the Days to Come adlı yapıtı, cennetten yansıyan pembe ya da altınrengi bir ışıltı içermez; aksine, Goya’nın bulanık renklerini taşır. Aynı Goya tonlarını The Time Machine’de, The First Men in the Moon’da, The War in the Air’de ve The World Set Free’de de buluruz. Sadece sosyofantastik romanların en zayıflarından biri olan Men Like Gods ütopyaların tozpembe rengini taşır.

Genellikle, Wells’in sosyofantastik romanları ile ütopyalar +A ile –A’nın birbirlerinden farklı oldukları kadar farklıdır. Ütopya değildirler. Fantastik roman tarzında sosyal makalelerdir. Bu nedenle de, Swift’in Guliver’in Seyahatleri, Ludvig Holberg’in Niels Klim’s Journey under the Ground’ı ve Edward Bulwer-Lytton’un The Coming Race’inin yer aldığı yapıtlarla aynı soyağacında yer almaktadır.1
Bu uzun alıntı ütopyaların geleneksel yerini belirlemektedir. Ne var ki, özel ütopyalar da vardır. Bunların başında da “kadın ütopyaları” gelmektedir. Bunların tarihi Rönesans dönemine kadar uzansa da, hepsini, “feminist ütopyalar” diye de sınıflandırabiliriz, feminist kavramından daha eskiler de bulunsa da içlerinde.

Daha önce bu konuda uzunca bir yazı yazmış olduğum için2, uzatmayacağım bu konuda sözü. Orada değindiğim, Christine de Pisan, Charlotte Perkins Gilman, Ursula K. Le Guin, Marge Piercy gibi yazarlar dışında ne ütopya ne karşıt ütopya düzeyinde dikkat çekici bir yapıtın da ortaya çıkmadığını belirtmek isterim. Ernest Callenbach’ın 1975’de çıkan, döneminin ilgisini derinleştirmeye çalışan, tipik bir ütopya üslubuyla yazılmış olan (Türkçeye de çevrilmiştir) ekoloji ütopyası Ecotopia: The Notebooks and Reports of William Weston, yazarı tarafından 1981’de Ecotopia Emerging ve 1994’de de Future Primitive: The New Ecotopias’la desteklenmesine karşın fazla yandaş bulamamıştır.

Ütopyalar söz konusu olduğunda üzerinde durulması gereken çok önemli bir başka nokta da onların okunmasıyla ilgilidir. Örneğin, bugün başta Utopia olmak üzere, Campanella’nın da, Bacon’ın da, ütopyalarını okuduğumuzda, belki de yaşanmış olan tarihsel süreç yüzünden, artık onları yazarların önerdikleri gibi pozitif değerli toplum düzenleri olarak göremiyoruz. Aksine, tam birer totaliter devlet örneği olarak karşımıza çıkıyorlar. Yazıldıkları dönemde çağın karmaşasına karşılık olarak önerdikleri, eğitimdeki, yaşama düzenindeki (hep aynı yemeği, aynı saatte ve topluca yemek örneğin) hatta giysilerdeki bireysel seçme hakkının tanınmaması, bütün bu ütopyaları, kendiliğinden dystopia düzeyine itmektedir. Sonuç olarak, “Neden artık ütopyalar yazılmıyor?” sorusunun yanıtı da burada yatıyor olabilir. Bütün ütopyalar, ister istemez içlerinde her an patlamaya hazır, bir anti-ütopya bombası barındırmaktalar çünkü.

Notlar:

1—Yevgeny Zamyatin, “The Genealogical Tree of H. G. Wells”, A Sovyet Heretic, Quarted Encounters, Londra 1991, sayfa 286-287.
2—Güven Turan, “Kadın Ütopyaları”, Bilim ve Ütopya, 20 Haziran 1993.
 


kitap-lık
Sayı: 76 Ekim 2004


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Makale
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Makale:
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Bir Toplum Mimarı Olarak Yahya Kemal
Bir İmparatorluğun Sonu
Kasırgalar yerine, hafif bir meltem biraz da...
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj
Kalkınma yöntemi olarak sosyalizm
‘Muhafazakâr sinema yazarı’ tam olarak ne demektir?
Dağ fareyi doğurmak üzere
Coca Cola Ve Fare
Dünya Klasikleri ile aranız nasıl?
Selim İleri: Bu şehirde Edip Cansever'le...
İsrail ablukasını ‘Onur’la deldiler
Kara Kedi
Aynı evin kedileri
Obez kediler
Büyükanıt: Örgütün arkasındakilere bakın
Keskin bir mesaj....
Hasan Cihat Örter'den mesaj var

"Güven Turan: Yokülkeler... Düş Ülkeler..." | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke