Rahmetle anarak, sözü Aliya'ya bırakmak istiyorum. O savaşı da, savaş sırasında
yaşananları da, buna karşılık adaleti de en iyi bilenlerdendi:
“İnsanlar tarihe hükmedemezler. Tarihe, Allah hükmeder ve O ne derse, o olur...
İnsanlar tarihi yönetemezler. Bunu ne siz yapabilirsiniz, ne de Napolyon,
İskender gibi mağrur liderler. Bunu ancak Allah yapar. Bu böyledir.”
* * *
Haberi biliyorsunuz... “BM'nin en yüksek yargı organı olan Uluslararası
Adalet Divanı, Temmuz 1995'te Bosna-Hersek'in Srebrenitsa şehrinde 10 bine yakın
Boşnak'ın öldürülmesini soykırım olarak niteledi, ancak bundan bugünkü Sırbistan
devletinin doğrudan sorumlu olmadığına hükmetti.”
Ne denebilir buna karşılık!.. Batı dünyası savaş boyunca nerede durduysa, şimdi
de orada duruyor aslında. Ve adalet, savaş boyunca olduğu gibi, bugün de o
dünyanın bir parçası değil.
Rahmetle anarak, sözü Aliya'ya bırakmak istiyorum. O savaşı da, savaş sırasında
yaşananları da, buna karşılık adaleti de en iyi bilenlerdendi:
“İnsanlar tarihe hükmedemezler. Tarihe, Allah hükmeder ve O ne derse, o olur...
İnsanlar tarihi yönetemezler. Bunu ne siz yapabilirsiniz, ne de Napolyon,
İskender gibi mağrur liderler. Bunu ancak Allah yapar. Bu böyledir.”
“Bosna'da, şüphe götürmez şekilde, soykırımın, toplama kamplarının ve koyu
ırkçılığın diğer biçimlerinin eşlik ettiği açık bir tecavüz var. Dünya bunu
görmemek için, kör olmalı. Dünya ya kör ya da dehşeti hoş görüyor.”
“Onlar mı dünyayı aldatmayı becerdiler yoksa dünya mı aldatılmak istedi? Dünya
olanları anlamamış, bunun bir tecavüz olduğunu görmemiş gibi mi davrandı?
Sırplar onlara bunun bir tecavüz değil, iç savaş olduğunu söylüyor. Bir
tecavüzcü ya da saldırganla karşı karşıya olmaktansa 'savaşan taraflar' yalanını
kabul etmenin dünya için daha kolay olduğu anlaşılıyor.”
“Görüyorsunuz, Allah bizi zor bir imtihandan geçiriyor. İnsanlarımız
boğazlanıyor; kadınlarımız ve çocuklarımız öldürülüyor; camilerimiz yıkılıyor ve
biz ne onları, ne de onların kadınlarını ve çocuklarını öldürmek, kiliselerini
yakmak istiyoruz. Bunu yapmak istemiyoruz”
“Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak bunu
onlardan dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan
kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiçbir şey borçlu değiliz. İnsan
olmak ve insan kalmak, Allah'a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Onlara
karşı değil.”
“Şimdi askerlerinize gideceksiniz ve onlarla konuşacaksınız. Onlara size
anlattıklarımı anlatın. Savunmasız insanlara zulmetmesinler. Ancak halkın ordusu
olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz. İnsanları
tehdit eden bir ordu sefildir. Muzaffer olamaz.”
“Sırplar, toplumların ortak hafızalarında ebedi olarak soykırımlarla,
katliamlarla, kadınlara tecavüzlerle, kültürel müesseseleri yerle bir
etmeleriyle ve benzeri özellikleriyle kalacaktır. İdarecilerinin yanlışlıkları
yüzünden Sırp toplumu bu suçların ağırlığını üzerlerinde taşımaktadırlar. Bu
suçlar affedilse bile, asla unutulmayacaktır.”
“Hem bize, hem onlara şunu söylemek isterim. Bu günahın karanlık gölgesi zaman
ve uzamda Kıyamet gününe dek yayılacak. Dilersem, bana yaptıklarından dolayı
onları affedebilirim. Ancak kadınlarımıza ve çocuklarımıza yaptıklarını asla
affetmeyeceğiz. Bu, vicdanlarının rahat olduğunu söyleyenlere benim mesajımdır.”
“Olovo yakınlarında imkânsızlıkları ve cesaretiyle tanıdığımız bir birlikle
görüşme yapmıştık. Klasik konuşmalardan sonra bir asker öne doğru çıkıp bana
şöyle bir soru sordu: 'Başkanım, barış gelince hiç adaletsizlik olacak mı?'
Soruya şaşırmıştım, ama yine de şöyle cevap verdim: 'Evet, maalesef adaletsizlik
olacak, sizin de ona karşı tıpkı şimdi düşmana karşı savaştığınız gibi
savaşmanız gerekecek.”
Yenişafak
01/03/2007