Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 235 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Salih Tuna: Derin ahmaklar ülkesi
Tarih: 07.02.2007 Saat: 10:26 Gönderen: karakutu
 

Ultraprima dönemi geride kalmış, 4 yaşına henüz 'merhaba' diyebilmişti. 'Kaydırak' kuyruğunda kendisine bir şeyler anlatmaya çalışan Japon çocuğun yüzüne, 'renkli-türkçe' gözlerle bakakalmıştı. Çünkü ilk kez anadili dışında bir dille yüz yüze gelmişti.



Anlamaya çalışmış; lakin, hiçbir şey anlamamıştı. Şaşırmış, ürkmüş vaziyette yanıma sokulmuştu: “Biz onu duymuyoruz, değil mi baba?”

Anlamamayı duymamakla eşitleyen bu soruya nasıl cevap verecektim? Nerden aklıma geldiyse, “Bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor galiba.” demiştim. Bu repliği bir yerlerden hatırlayanlar, 'ötekileştirmenin' daniskasını yaptığımı da fark etmişlerdir sanırın. (Kendimden ne kadar utansam azdır!)

Çocuk bu, 'ötekileştirmeden' ne anlar! Geçiştirmek gayretiyle (biraz da işi muzipliğe vurarak) verdiğim cevap, yatışmasının aksine, korkmasına neden olmuştu.

'Anlatılandan' hiçbir şey 'anlamamanın' korkusuydu bu.

Anlamadığını 'duymamak', en azından, duyduğunu anlamayı ihsas eder. Bu da, hiç değilse, söyleneni duyabilecek şekle dönüştürüp 'algılamak' sahtekarlığına kapıları kapatır.

Anlamak yerine 'algılamayı' imleyen mezkur cevap, çocuğun yüreğini devre dışı bırakmış, aklını muhatap almıştı. Evet, korkmuştu çocuk ve Aguirro Acevedo marifetiyle söylersek, 'ötekileştirmenin' merdivenlerinden korkunun ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. (Kusura bakma Acevedo, azıcık tahrifat yaptık.)

Yürek 'sevginin' yuvasıdır, akıl korkunun. Ve korkunun 'pıt pıtlarını' duymuştum:

“Baba gözlerine bak!..” Onların gözleri çekik olur oğlum, Japon işte, desem ne fayda! Aklın vehimleri devrededir artık; hem 'onlar', hem 'çekik göz', hem de ne diyor belli değil! Eh işte, çocuk 'algılamaya' başlamış; korkmasın da ne yapsın?!

Peki, 'algılamak' dediğimiz neyin nesi?

Bertrand Russell'e göre bir nesne, aldığımız izlenimin başlıca nedeniyse ve bu izlenim bu nesneyle ilgili bir takım çıkarımlar yapmamıza imkan verecek yapıda ise 'algılıyoruz' demektir. Gördüğünüz gibi uzun ve karmaşık bir süreç. İşin içine beyin, sinir, göz, kulak falan giriyor. Hazret, 'bilimsel' konuşuyor, biraz kadavra kokusu alacağız almasına da, mevzu vuzuha kavuşmuyor.

Düşünce ve duygularımızda cansız nesnelerde bulamadığımız bazı niteliklerin var olduğunu söyleyen Russell, çevremize karşı belirli bir biçimde davranmamıza neden olan 'bilince' lafı getirir: “Bilinç kavramının asıl önemli yönü, iç gözlem sonucunda bulduklarımızla ilgilidir. Yalnızca dış nesnelere karşı tepki göstermekle kalmaz, ama tepki gösterdiğimizi biliriz de. Taş ise tepki gösterdiğini bilmez, ama eğer biliyorsa taş da 'bilinçli'dir…”

Taş ile kendisi arasındaki farktan pek emin olmadığını açık yüreklikle itiraf eden filozofumuz, cansız nesnelerde ne olup bittiğine cevap vermez. Derece farkının altını çizer sadece. 'Niçin?' sorusu telgraf tellerine hiç konmaz zaten. 'İç gözlem' dediği de ezoterik (müteal) kıyılara yanaşmaz.

Yürekten bağını çözmüş bu 'akılları' bir yana bırakıp, Pueblo Kızılderilileri' ne kulak verelim: “Normal hiçbir kimse kafasıyla düşünmez. Biz yüreklerimizle düşünürüz!..”

Günlerdir tuhaf bir vodvil izliyoruz. Katil, katil zanlısı, 'büyük abi', muhbir', sürpriz tanık, emniyet, istihbarat, JİTEM, video görüntüleri, 301. Madde, derin devlet ve mebzul miktarda köşe yazarının sahne aldığı acayip bir vodvil. “Olgunlaşması engellenmiş bir toplumun” yürekle hepten bağını koparmış maskaralığıdır bu.

“Yaşı küçültülmüş toplum” kesitinin 'taşlaşmış bilinçle' de tevil edemeyeceğimiz aklının yanında, anlayamadığını duymayan çocuk aklı ne kadar saf, ne kadar sahici!

Derin ahmaklar ülkesinin aklı, yaşı küçültülmüş çakal aklıdır; anlayamadığına yanacağına tezvirata sarılır




Yenişafak
07/02/2007


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Siyaset
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Siyaset:
'Üniversiteye almayalım demek vicdansızlık'


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

'Üniversiteye almayalım demek vicdansızlık'
‘Muhafazakâr sinema yazarı’ tam olarak ne demektir?
Avni Özgürel: Diplomasi çifte standart demek
Avni Özgürel: Seçim demek, liste kavgası demek

"Derin ahmaklar ülkesi" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke