Zadie Smith, 'Güzelliğe Dair'de yine bir kimlik etrafında dönüyor ve
'zenciliğin' bir kimlik, bir kader ya da bir şans olup olmadığını sorguluyor
Bakhtin'e göre, özellikle roman türünde çokkatmanlılık, diyalog, söylemlerin
ayrılıp çatışması, melez oluşumlar toplumda yaşayan dilin bütününün kaçınılmaz
bir özelliğidir.
Toplumun da melez bir oluşum olduğu düşünüldüğünde tahakkümcü anadilin, 'öteki'
addedilen kültürler ve göçmenler üzerinde bir sömürge aracına dönüştüğünden söz
edebiliriz pekâlâ. Kökenleri sömürge toplumlarına dayanan yazarların, son
yıllarda Avrupa ve Amerika'nın en prestijli edebiyat ödüllerini alarak, çok
satar olmaları, sadece egzotik anlatımları, postmodern kurguları, parodi ve
ironiyi içselleştirmeleri ve eğlenceli dilleriyle bizlere karnaval tadında
kurmacalar sunmalarında değil, sömürgecilik sonrası söylemlerde de aranmalı.
Koloninin çöküşünden sonra devam eden kültürel eşitsizlikleri etkisiz hale
getiren bir paratoner olan dil zira, sömürgeciliğin çözülmesinde kullanılacak en
önemli araç olduğunu edebiyatta da gösteriyor. Anglo-Hint ve Anglo-Karayip
varyantlı yazarlar (Salman Rushdie, Jhumpa Lahiri, Anita Desai, Arundhati Roy,
Zadie Smith), bu ideolojik sorunu romanlarında melezlik ve göçmenliği,
çokkültürlülüğü, ötekileştirilen halkları, kimlik yanılsamasını
sorunsallaştırarak, yani tam da dilin bir sömürgeci aygıta dönüşümü üzerinden
irdelemeye çalışıyorlar.
İnci Gibi Dişler'de, edebiyatta bir reggae tonu tuttararak Anglo-Karayip rüzgârı
yaratan Jamaika kökenli İngiliz yazar Zadie Smith, bir melez olması hasebiyle bu
kavramı parodik, çok katmanlı, merkezsizleştirilmiş, çok kahramanlı romanlarıyla
gündeme getiriyor. Sokak diliyle, etnik grupların dilini aynı anda kullanan,
uçucu ve lafazan anlatımıyla merkezileşmeye karşı duran ve asla tek bir tema
üzerinde odaklanmayan Smith, böylelikle bilinçli bir belirsizlik, kaotiklik
yaratıyor kurgularında. Sömürgecilik sonrası kuramlarda Edward Said ve Gayatri
Spivak ile önemli bir üçlü oluşturan Homi K. Bhabha'nın kuramsal bakış
açısındaki anahtar terimlerinden biri olan melezlik ilkesince 'melez', sömüren
güç ve sömürülen kültür gibi iki farklı kültür ya da geleneğin karışımından
doğan 'üçüncü bir alan' ya da bir 'ara alan'a denk gelmektedir ki, iki farklı
kültür arasındaki gerilimi ortadan kaldıran üçüncü bir terim değil, otoritenin
önüne çıkarak, yalnızca kimliğin olanaksızlığını göstermekle kalmayan, aynı
zamanda onun belirsizliğini simgeleyen bir terimdir.
Yahudi-Çinli, Zenci-Yahudi, Rus asıllı İtalyan, Bengal asıllı İngiliz, Jamaika
kökenli Amerikalı gibi kahramanlarıyla bir ara alan, bir yeni tür yaratan,
kimlik karmaşasını ve kolonyal temsilleri, postmodern, klasik, romantik ve
gerçekçi türleri birbirine harmanlayarak veren Smith, eleştirmen James Wood
tarafından 'histerik gerçekçilik' türüne dahil edilerek haksızlığa uğratılıyor.
Karayipler ve Latin Amerika'nın kolonyal baskıdan kurtulamadığı, bu
coğrafyaların neo-kolonyalizm gibi gerçek niyetini saklayan yeni baskı
unsurlarıyla savaştığı günümüz küresel dünyasında melezliği, kimliksizliği,
göçmenliği dert edinen Smith'e pek de 'histerik' demek mümkün değil... Ancak
tıpkı 1960'ların pek çok Amerikan romanında olduğu gibi, sözü boşuna uzatması,
romanlarını laf kalabalığıyla bezemesiyle Smith'in eserleri, günümüzde
edebiyatın, kurgusal olmayan yazın da dahil pek çok şey anlamına geldiğinin bir
göstergesi.
İkili bilinç kavramı
İngiltere'de sadece kadın yazarlara verilen Orange Ödülü'nü kazandığı Güzelliğe
Dair adlı son romanında yine bir kimlik teması etrafında dönüyor Smith. Bu kez
nazarını İngiltere'den alıp Amerika'ya, ikiyüzlü orta sınıfa ve özgürlükçü
devlet ideolojisine yönelten, dolayısıyla da zenci-beyaz dikotomisi üzerine
eğilen Smith, zenciliğin bir kimlik mi, bir kader mi, yoksa bir şans mı olup
olmadığını sorguluyor. Romandaki kahramanlardan biri şöyle der nitekim:
"Siyah olmak bir kimlik değil, yalnızca şansa bağlı bir renk meselesidir."
Siyah kültürün sorunsalı, DuBois'nın 'ikili bilinç' kavramına dayanır. Ki hem
Jamaikalı hem İngiliz olan Smith, kendine hep başkalarının gözleriyle bakan ve
ruhunu alaycı bir aşağılama ve acımayla ölçen bir dünyanın metreleriyle ölçme
duygusundan mustarip kahramanlarıyla dikkat çeker. İçlerindeki ikiliği daima
hissetmeleri için karşılarına mutlaka kendilerinin tam zıddı olan kahramanlar
çıkararak yapar bunu.
Güzelliğe Dair, İnci Gibi Dişler gibi ırk, sınıfsallık temaları üzerine iki
ailenin Kippsler ile Belseylerin ama daha çok, birbirinin zıddı olan iki erkeğin
romanı. Dünya görüşleri 1960'ların siyasi mücadelelerine dayanan İngiliz Howard
Belsey çokkültürcü liberal, Howard'ın tam zıddı Monty Kipps ise sağ görüşlü
Trinidadlı bir profesör. On beş yıl boyunca benzer çevrelerde bulunmuş, aynı
üniversitelerden geçmiş, aynı dergilere yazmışlardır ama hiç aynı fikirde
olmamışlardır. Her ikisi de Rembrant uzmanıdır ama estetik anlayışları
bambaşkadır. Monty gelenekselciliği benimserken Howard, insanın bağırsaklarını
deşecek, soyut ve cüretkâr sanatın yanlısıdır. Şüpheci, seküler, rasyonel Howard
ile tüm hayatını solcu-liberallerle mücadele ederek geçirmiş Monty'nin yolları
Amerika'da kesişir. Monty, Howard'ın hocalık yaptığı üniversiteye atanır. Ancak
aralarındaki düşmanlık asla son bulmaz. Monty'inin muhafazakâr yanı, özellikle
de zenciler üzerine yorumu rahatsız eder Howard'ı:
"Hâlâ zenciler diyor. Ne zaman bir adım ileri atsak, Monty bizi iki adım geriye
götürüyordu."
Beyaz bir İngiliz olan Howard buna rağmen, Monty'nin güzeller güzeli kızı
Victoria ile gözünü kırpmadan yatağa girebilir. Oğlu Jerome ile evlenmesi
gündeme geldiğinde küplere binen Howard, tüm değer yargılarını hiçleyerek
kendini değiller. Belki de inandığı hiçbir şey yoktur. Amerika'da 'zenci' (negro)
terimi, bir stereotipi yani ayrımcılığı gösteren bir terimdir ve ırk hiçbir
zaman sadece ırk değildir; her zaman sınıf ya da tarihle de ilişkilidir. Bu iç
içe ilintiyi enerjik ve yer yer ironik bir üslupla işleyen Smith, ırkçı
görünmekten korkmadığı bir dünyadan söz edebilmektedir.
Eril sisteme isyan
İki ailenin bireylerinden, hip hop gençliğinden, cinsellikten, Haitili
göçmenlerden, entelektüel sohbetlerden, gençliğin ve gerçekliğin yitiminden söz
eden romanın tek bir kahramanı yokmuş gibi gözükse de Howard'ın Afro-Amerikalı
karısı Kiki, romanın baş kahramanı ve bir okur olarak en çok özdeşleşebildiğim
kadını. Hemşirelik okulunda okuyan Kiki, entelektüel değildir, ama aktif olarak
siyasetin içinde yer alır. Gençliğinde, bir başka dünyanın mümkün olduğuna
inanmış, heteroseksüellik dayatmasına karşı çıkarak lezbiyen ilişki yaşamıştır.
Howard'ın kendisini iki kez aldatması karşısında hayal kırıklığına uğramaz,
çünkü ne de olsa bir erkekle evlenmiştir. Batılı güzellik kültünün aşağıladığı
bir özelliğe de sahiptir Kiki, yüz elli kiloluk gövdesiyle neredeyse fil kadar
şişmandır, ancak bu aldatılmasının haklı gerekçesi olamaz. Ürkütücü ama tarif
edilemez bir güzelliği, dürüstlüğü, gücü, doğrudanlığı ve doğurganlığı ile
Afrika kadınının arketipsel bir modelidir o.
Romanda Kiki'nin 'feminen' değil, 'kadınsı' olduğu belirtilir, oysa 'kadıncı'dır
Kiki; Alice Walker'ın kullandığı anlamda... Zira 'kadıncı' (womanist) terimini,
'feminist' teriminden ayrı olarak Afrika merkezciliğini kutlamak ve daha geniş
bir kadınlık resminin ortaya çıkmasını sağlamak için kullanmıştır Walker. Siyah
estetiğin temel taşlarından birini oluşturan ve doğrudan Karayip kültürlerinden
alınan bu terimin hakkını vererek sabitlenmiş, prototip kadın olmayı reddeder
Kiki; zayıflayıp yine o eski egzotik kadın olmak yerine kocasını terk ederek
kendi hayatını kurar; hem erkek egemenliğine, hem sömürüye karşı durur. Beyaz
eril sisteme isyan edip özgür bir birey olma yolunda adım atan Kiki'nin geçiş
süreci, Afro merkezli feminist bilince dönüşümdür. Ataerkil toplum düzeninde
cinsiyete dayalı ayrımcılığın yarattığı kısıtlamaları, güzelliğin idealize
edilerek kadınların nasıl edilgin konuma geldiklerine dair protesto
niteliğindeki evrensel imalarıyla Kiki, Güzelliğe Dair'in en güzel gerçeği
kanımca...
GÜZELLİĞE DAİR
Zadie Smith, Çeviren: Berna Kılınçer
Everest Yayınları, 2007, 554 sayfa
Radikal
02/02/2007