Türk toplumunda 'şiddet' olgusu, Hırant Dink suikasti ile gündeme geldi. Oysa
şiddet, bu son cinayet gibi kamuoyunu sarsacak kertede olmaksızın da, toplumun
her kesiminde, küçük şiddetler olarak süregitmekteydi...
Evet, küçük şiddetler! Bundan üç yıl kadar önce, yayalara yeşil ışık yanmışken,
karşı kaldırıma geçmek isteyen bir öğrencime, kırmızıda durmayıp üzerine doğru
gelen bir özel plakalı arabaya, eliyle trafik lambasını gösterip durması
gerektiğini işaret edince, öfkeyle arabadan inen sürücünün, 'Sen nasıl beni
durdurursun, lan!' diyerek ateş etmesi gibi! Düşünebiliyor musunuz, adam
yayalara 'geç!' işareti veren yeşil ışığa aldırmadan geçmek istiyor, arabayı o
sırada yolun ortasında karşıya geçmeye çalışan öğrencimin üzerine sürüyor, çocuk
geçme hakkının kendisine ait olduğunu ihtar edince de, arabadan inip tabancasını
ateşliyor! Öğrencim, ayağından yaralandı ve bir süre hastanede yattı. Arabanın
plakasının da sahte olduğu anlaşılmıştı...
Küçük şiddetlerin, birer semptom olduğunun farkında olmadık. Düğünlerde ya da
bayramlarda havaya kurşun sıkıp can alanları, ancak sıkca görülmeye başladıktan
sonra önemser olduk. Benzin istasyonlarını ve yol üstü marketlerini basıp
paraları gaspettikten sonra 'keyif olsun diye' adam öldürenleri de, sanki
'münferit vak'alar'mış gibi değerlendirdik. Sokaktaki 'küçük şiddet'in, internet
cafe'lerde, internet üzerinden indirilen zorbalık filmlerine taşınmasına da pek
itiraz etmedik. Televizyon dizilerinde şiddetin yaygınlaşmasına 'seyirci'
kaldık. Sadece diziler değil, canlı programlarda da birilerinin birilerini
yumrukladığına; ya da son günlerde bir eğlence programında, 'Osmanlı tokadı'yla
girişilen itiş kakış ötesi kavgada da, 'show olsun diye' kan aktığına tanık
olduk;-olmadık mı?
Milliyetçilik duygularının yükselmesinin şiddeti kışkırttığını söyleyenler de
var, tam tersine şiddetin milliyetçilik duygularını kışkırttığını da! 'Küçük
şiddetler', meselenin milliyetçilik duygularının fanatizmi ile ilişkili
olmadığını gösteriyor. Milliyetçi fanatizm, şiddete başvurulmasının önünü açmış
olabilir; ama, trafikte durması gerekirken geçmeye kalkışıp, bununla da
yetinmeyerek kendisine durması gerektiğini hiç de kaba olmayan bir biçimde
hatırlatan insana silah çekmenin milliyetçilikle ne ilişkisi olabilir? Benzin
istasyonunu soyduktan sonra 'keyif olsun diye!' adam öldüren gözü kanlı kaatilin,
bu cinayetleri milliyetçi duygularla işlediğini mi söyleyeceğiz? Elbette değil!
Susurluk ve Şemdinli ile şiddetin, sivil toplumdan politik topluma taşınmış
olduğunu fark ettik. Şiddetin, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde devlet eliyle
örgütlenmiş işkenceler olarak gerçekleştirildiğini de biliyorduk elbet. 'Derin
devlet', politik topluma ait örgütlü şiddetin ta kendisiydi;- 'büyük şiddet'in!
Hırant Dink cinayeti sonrasında sanık Ogün Samast'ın Samsun'da bir karakolda
çekilen fotoğrafını, bu bağlamda iyi okumak gerekiyor. Samast'ı elinde Türk
bayrağı ile Atatürk'ün resmi önünde, güvenlik görevlileri ile birlikte gösteren
fotoğraf, aslında 'derin devlet'in fotoğrafı'dır. Derin devletin fotoğrafı,
evet, ama aslında bu, 'küçük şiddet'le 'büyük şiddet'in işbirliğinin
fotoğrafıdır da!
Çeteleşmeden söz ediliyor, doğrudur, ama galiba artık, çeteleşmenin bu önlenemez
yükselişi karşısında 'hepimiz çeteyiz!' diye bağırmak en doğrusudur...
Zaman
04/02/2007