'Aşkın Metafiziği'ni 1960'ların sonunda heyecanla okudum. Umarsız
geçindiğim dönemlerdi. Schopenhauer bize yalan iyimserliğin iç yüzünü
anlatıyormuş
BİR KİTAP KAPAĞI
Schopenhauer ismiyle karşılaşmam Hüseyin Rahmi'nin romanlarında. Deli Filozof
olabilir, Kaderin Cilvesi olabilir. Felsefeden söz açmak isteyen Hüseyin
Rahmi'miz, şu eserinde, bu eserinde, Nietzsche'den, Schopenhauer'den ırak
duramaz. Bu adlar öyle öyle belleğime yerleşiyordu...
Önce Nietzsche: Birçok inkârla Hüseyin Rahmi'nin romanında görünen filozofun
bir-iki çevirisi. Örnekse, Can Alkor'un inanılmaz güzellikteki Ecco Homo
çevirisi.
Fakat Schopenhauer'den ses soluk yok. Ta ki, bir gün, Oluş Yayınları'nca okura
kazandırılmış kitabı, Aşkın Metafiziği elime geçene kadar. İşte Hüseyin
Rahmi'nin en sevdiği filozof!
Schopenhauer'de neyi seviyordu Hüseyin Rahmi diye sorarsanız, yanıtlamak enikonu
zor. Kant'la yakınlığından söz açmıyordu. İnsanın hiçbir zaman mutlu olamayacağı
iddiasından söz açmıyordu. Belki sınırsız istekler, yaşamın temeli ve yaşamı
mahveden sınırsız istekler... Hüseyin Rahmi, Schopenhauer'in hayatla alay
edişine tutkundu belki, bugün de kestiremiyorum.
Aşkın Metafiziği'ni 1960'ların sonunda heyecanla okudum. Heyecanımın sebebi
artık yalnızca Hüseyin Rahmi değildi. Hafiften umutsuz, umarsız geçindiğim
dönemlerdi. Schopenhauer bize yalan iyimserliğin iç yüzünü anlatıyormuş:
Felsefeyle haşır neşir kitap kurtlarından işitmiştim.
Şanslıydım, çünkü Aşkın Metafiziği'ni dilimize Selâhattin Hilâv çevirmişti.
"Evliliğin aradığı şey, entelektüel bakımdan hoş vakit geçirmek değil, çocuk
dünyaya getirmektir; kafa bakımından bir bağlanış değil, gönül bakımından bir
bağlanıştır evlilik.
Bir kadının, sırf kafası ve kültürü yüzünden bir erkeğe âşık olduğunu söylemesi,
saçma ve beyhude bir iddiadır ya da yozlaşmış bir mizacın sonucudur.
Erkekler ise, içgüdüsel aşklarında, kadın karakterinin özelliklerinin etkisinde
kalmazlar. Bu bakımdan birçok Sokrates birer Ksantip bulmuşlardır. Örnek olarak
Shakespeare'i, Albert Dürer'i, Byron'u gösterebiliriz."
Evlilik düşmanı Hüseyin Rahmi'nin Danzig doğumlu (1753) filozofa tutkusu
yukarıdaki alıntıdan kolayca anlaşılabilir. Kadını ve erkeği, her ilişkilerinde,
her birlikteliklerinde adeta bile isteye gülünç düşüren Hüseyin Rahmi, Aşkın
Metafiziği'ni şüphesiz ki okumuştu. Fransızca çevirisinden büyük olasılıkla.
Çocuk dünyaya getirmekten öte bir şey umulmayacak Schopenhauer iddialı evlilikle
de yüz yüze gelince kimbilir ne kadar sevinmişti!..
Ama ben filozofun merhametsizliğine şaşıyordum. Büyük aşkların dile getirildiği
yazınsal eserler apaçık horgörülüyor!.. Romeo ile Juliette'in aşkları sona
eriyor, Genç Werther o acılarını boş yere çekiyor... Dahası, "Avrupa'nın bütün
uygar ülkelerinde, her yıl, tıpkı mevsim meyvaları gibi düzenli bir biçimde
çıkan sayısız" aşk romanı, aşkı allayıp pullayan tomar tomar kâğıtlar...
Onlar küçümsenirken, üremeden ötesini yadsıyan filozof, kendi bildiğini
okuyordu.
"Çünkü en incelmiş ve yücelmiş bir aşk bile, kaynağını yalnız ve yalnız cinsel
içtepide bulur. Daha doğrusu, her aşk, daha belirlenmiş, daha özelleştirilmiş ve
en dar anlamıyla daha bireyselleştirilmiş bir cinsel içtepidir ancak."
Platon, Spinoza, Rousseau, herkes ağzının payını alıyordu. Hele Spinoza'nın
düşüncelerine ancak gülüşler, gülücükler eşlik edebilirdi...
Çoğaltmak için gözü hep başka kadınlarda erkek ve doğuracağı çocuğu beslemesi
için tek erkeğe git git bağlanan, pençe atan kadın!
Yeşil mürekkepli kalemle çizmişim satırları. Bu yazı için göz atarken, kimdi
Schopenhauer diye sormaktan kendimi alamıyorum. Aşka bunca hoyratlığının
gerisinde hangi söylenmemiş, örtbas edilmiş kişisel hikâye vardı?
Doğrusu, bir röntgenci tavrıyla merak ediyorum.
Gündeş öneriler
Ah Bu Rüzgâr, Katherine Mansfield'in harikûlade öyküleri, Şadan Karadeniz'in
çevirisiyle. Can Yayınları, 2006.
Radikal
26/01/2007