Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 181 Üye Adayı ve 16 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 UZAK ÜLKENİN KRALİÇESİNE
 Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali
 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: gurba
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 20780

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 181
Üyemiz: 16
Toplam: 197

Şu An Bağlı:
01 : illirya
02 : NeSS
03 : yasemin111
04 : econom25
05 : flozoflorena
06 : turkuaz13
07 : seratin
08 : amentu
09 : tedirginruh
10: kukulkan
11: tiananmenian
12: Kedikara
13: bilgiiscisi
14: gifrer
15: antonnerde
16: estonhxt

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Sinema: Bünyamin Yılmaz: Kadim medeniyetin sesini duyan var mı?
Tarih: 30.01.2007 Saat: 23:30 Gönderen: karakutu

 

Çocuklarınız, gençleriniz kimleri okuyorlar, kimleri dinliyorlar, kimlerle hemhal oluyorlar? Eğer çocuklarınız batının zihin algısının işgali altında değilse, mutlu mesut büyüyorlarsa size hiçbir sözüm yok.

Ama eğer evde, okulda, sokakta bizi ve çocuklarımızı esir alan popüler kültürse durup düşünmemiz gerekiyor. Bosna’yı, Tahran’ı, Kahire’yi, Bağdat’ı, Kudüs’ü, Semerkand’ı İstanbul’a kardeş kılmazsanız Londra’nın, New York’un, Tel Aviv’in boyunduruğundan da kurtulamazsınız.



* * *

Yüzümüzü ne kadar batıya döndüysek, batı da yüzünü o kadar bize döndürdü. Bu dönüşler arasında elbette büyük farklar var. Biz, kendimiz için icad ettiğimiz ‘geri kalmışlıktan’ kurtulmaya(!) çalışırken batının değerleriyle, hem kendi hayatımızı hem de toplum hayatını yeniden dizayn etmenin peşine düştük.

Osmanlı Devleti büyük bir operasyon sonucu dağıtıldığında o büyük coğrafyanın küçük devletlere bölündüğünü gördük. Büyük savaşlardan çıkmış bir toplumduk ve uzun yıllar savaşmış milletin ferdi olarak her birimiz çok yorgunduk. Bu yorgunluğumuz bugün de sürüyor. Almanya bizden büyük yıkımlar yaşamış ve kendini toparlamışken bizim için zaman bir asır önce durmuş gibiydi adeta. Uğruna savaştığımız değerleri zaman elimizden aldı ve azalttı. Daha modern bir toplum olduk. Batı’nın işgalci ve oyuncu yüzü bizi tarumar ederken daha sonra yine onun temel değerleri üzerinden kendimize çekidüzen verme yoluna gittik. Uzun yıllar sorgulanmadı bu durum. Sorgulayanlar ise seslerini duyuramadılar ya da seslerinin yükselmesine izin verilmedi.

Küçük Amerika’dan Komşu Amerika’ya

Şimdi ise öyle bir yol ayrımına geldik ki düne kadar düşünmekten kaçındığımız pek çok mesele bizim hemen önümüzde duruyor. Okyanus ötesinden ‘özgürlük’ dağıtan ülke pek çok ‘zenginliğini kullanamayan’ ülkeyi iç operasyonlarla dağıtmaktan vazgeçip direkt el koyma dönemine girdi. Böylece ateş topu gibi bir komşumuz daha oldu. “Küçük Amerika” olamadık ama “komşu Amerika”mız oldu. Amerikasız cümle kuramazdık şimdi de kuramıyoruz. Ama sanki pek çok şey yer değiştirdi gibi. Dünya basını Anti Amerikancılığın geliştiği bir ülkeyi işaret ettiğinde bu ülke Türkiye oluyor. Irak’ı tarumar eden ABD’nin petrol üzerinden yürüttüğü işgal gücü, İslam coğrafyasını kendi içinde birbirine düşürme dönemine hepimizi hazırlıyor. Artık kimsenin komşusundan emin olamadığı yeni bir dönem bu. ABD’de çok farklı kültürler bir arada yaşayabilirken komşumuz ABD’nin bizim coğrafyamız için düşündüğü düzende bu yok nedense. Farklı mezhepler, farklı ırklar, farklı anlayışlar, birbirine dayanarak yaşamaktan başka çaresi olmayanlar birbirlerine düşürülüyor. Kardeşçe yaşamış olmak bundan sonrası için bize bunun artık lüks olduğunu gösteriyor.

Ülke içinde silahlar patlıyor, çevremiz ateş çemberine alınıyor, komplo teorisi gibi görüp güldüğümüz pek çok şey gerçek oluyor ve biz şaşkın bir şekilde içine itildiğimiz filmin mutlu sonla bitmesini bekliyoruz.

Sınırları zihinlerimize çizdiler

Devletlerin uzun vadeli planları olmalıdır ve her tür ihtimal için strateji geliştirmeleri gerekir. Bunda hemfikiriz. Ama bu coğrafyada yer alan, sınırları cetvelle çizilerek toplumların ilerde daha çok birbirlerine düşmesi amaçlandığı için dikkatli olması gereken bizleriz. Bize bir asır önce bu sınırları armağan edenler, aslında zihinlerimizi de paramparça ettiler. Hatta diyebiliriz ki, çizilen sınırları harita üzerinden takip etmeye gerek yok, zihin haritalarımıza baktığımızda ‘kardeşlik hukuku’muzun ağır yara aldığını fark ederiz.

Son yıllarda çeşitli vesilelerle İslam coğrafyasından ‘yakın’ haberler alabiliyoruz. Yardım teşkilatlarının dertlere derman olmaya çalıştığı coğrafyamızda büyük acılar yaşanıyor. Türkiye bu acılara duyarsız kalmıyor. Aynı kıbleye yöneldiğimiz siyahi Müslüman kardeşlerimizle aynı kuyunun etrafında, çıkan suyu içebiliyoruz. Düne kadar batılı ajansların bize ulaştırdığı ‘kırpılmış, dönüştürülmüş’ haberlerin içinde geçen cümlelerin peşine takılarak tanımaya çalıştığımız coğrafyamız bize o kadar yakın ki televizyonda gezi programı yapan duyarlı insanların görüntülerini kendi ülkemizden bir görüntü gibi izleyebiliyoruz. Osmanlı’dan kalan yıkık şehirleri görebiliyor, batının hançerini kalplerinde bulan kardeşlerimizin ağıtlarını yüreklerimizde hissedebiliyoruz. Beni en çok cezbeden Türk programcıların orada yerel ama bizden tınılar barındıran müziklerle karşılanması. Kültürlerinden izler yakalayabiliyoruz çok uzun olmayan o görüntülerde. Bizim müziğimizin, bizim sanatımızın yansımalarını görüyoruz oralarda ve onların yansımalarını ne yazık ki artık göremiyoruz kendi sanat uğraşlarımızda.

Biz geri kaldıysak ilerleyen kim?

Batı’yı, batının sanat değerlerini çok iyi bilen bizler kendi kültür dinamiklerimizi keşfetmekte oldukça yabancı kalıyoruz. Kendimize biçtiğimiz ‘geri kalmışlık’ yaftası o kadar çok etkiliyor ki bizleri sanki bizim dışımızda bize hükmeden büyük bir güçle birlikte yaşıyoruz. Şunun farkındayız elbet. Batı bizim coğrafyamızı sömürmeye geldiğinde kendi hükümranlık alanını sağlama aldı. Petrolü olan ülkenin savaşlardan kurtulma şansı yok. Kendini güçlü hissedebilen ülke birilerinin koruması altında güçlenmek zorunda hissediyor kendini. Bölgedeki savaşların neden çıktığına, nerelere dağıldığına dikkatle bakarsanız, oyun kurucuların en büyük kozlarının ‘içerden bozuma uğratma’ taktiği güttüklerini görürsünüz.

Bir ara, Bosna’da yapılan katliamlar sırasında bazı belediyelerimiz Avrupa’nın göbeğinde ‘zulme uğrayan’ kardeşlerimizle ilişkiler geliştirmiş, kardeş belediyeler oluşturmuştu. Şimdi de bazı duyarlı belediyelerin bu etkinlikleri küçük çapta da olsa sürdürdüğünü biliyoruz. Bunun dışında içimizde büyük ateşler yakan bu coğrafyadan yükselen hiçbir ezgi tanıdığımız değil. Hollywood yapımı filmlerden kardeşlerimizi tanımaya çalışıyoruz. Kur’an okuyan ve az sonra intihar eylemine geçen Müslüman kardeşlerimizi gösteriyor beyazperde. Batı kendi içinde arınmaya gitmekten kaçındıkça içi arınık kardeşlerimizin üzerine öfkesini yöneltiyor ve ‘anlama’ya çalışmıyor işgale geldiği bu coğrafyada yaşayanları.

Peki batı anlamaya çalışmıyor da biz anlamak için çaba gösteriyor muyuz? Bu sorumu daha çok hacca ya da umreye gidenlere soruyorum. Dünyanın her yerinden gelen kardeşleriyle orada anlamlı günler geçirenler, ‘kardeşlik’leriyle nasıl bir duygu alışverişi içinde? Ve sonra dönüyorum kendimize. Konser salonlarımızda, kültür merkezlerimizde, sinema salonlarında kardeşlerimizle kucaklaşma sahneleri içeren sanat etkinlikleri neden yok? Bizi bir eden bizi birbirimize bağlandıkça daha da güçlü hale getirecek olan o muhteşem bağı sanatın güçlendirdiğini düşünün. Ya da sanat bizim neyimize deyip geçin. Evde büyüyen çocuklarınızı gözlemleyin. Onları neler etkiliyor, onlar hangi kaynaklardan besleniyor? Kimleri okuyorlar, kimleri dinliyorlar, kimlerle hemhal oluyorlar? Eğer çocuklarınız batının zihin algısının işgali altında değilse, mutlu mesut büyüyorlarsa size hiçbir sözüm yok. Yolunuz doğrudur. Ama eğer evde değilse okulda, okulda değilse sokakta bizi ve çocuklarımızı esir eden popüler kültürse durup düşünmemiz gerekiyor. Eğer siz bir şeyler yapmazsanız televizyon sizin yerinize yapacaktır, gazeteler yapacaktır, internet yapacaktır, medya yapacaktır, arkadaş yapacaktır. Bosna’yı, Tahran’ı, Kahire’yi, Bağdat’ı, Kudüs’ü, Semerkand’ı İstanbul’a kardeş kılmazsanız Londra’nın, New York’un, Tel Aviv’in boyunduruğundan da kurtulamazsınız.

Siz neden yoksunuz?

İstanbul’dasınız ya da Anadolu’da, fark etmez. Elinize kültür sanat etkinlikleri içeren bir bülten geçtiğinde içeriğine dikkatle bakınız. Ve yerel yönetiminize, belediyenize, kültür etkinlikleri düzenleyen kuruluşlarınıza şunu sorun: Burada siz neden yoksunuz? Biz mi sorusu karşısında şaşıranlara anlatın kalbinizden geçen şehirleri. O şehirlerin o acılı insanların ezgilerini dinlemek istediğinizi söyleyin. Kadim medeniyete sahip insanların kıt imkânlarla da olsa yaptıkları filmleri izlemek istediğinizi söyleyiniz.

Kulağınızda Dino Merlin’in, Ümmü Gülsüm’ün, Feyruz’un, Nusret Fatih Ali Han’ın sesleri, kalbinize doğru bir yolculuk yapın.

Yoksa sizin kalbinize doğru tüm hışmıyla saldırıya geçen zalimlerin tüm yaptıkları kardeşinizin daha büyük acılar yaşamasına sebep olur. Onların sizlere yaşatacağı acılar da cabası. Bu coğrafyada ülkeler yok, sınırlar yok, farklılıklar yok, öfke yok, kin yok, düşmanlığı besleyen sinsilikler yok; burası bizim yüreğimiz. Burası biziz. Acılı bir türkü de biziz, neşeli bir ezgi de…

Değil mi ki her birimiz aynı ezanlara uyanıyoruz, aynı kıbleye yöneliyoruz, aynı duaları farklı dillerde de olsa yapıyoruz. Duamız biziz, coğrafyamız biz: BİZ!

Avrupa çıkışlı Euromages gibi bir kurum oluşturup, Müslüman dünyanın sinemalarını yakınlaştırmayı düşünsek, mesela Malezya, mesela Suriye, mesela Mısır, mesela Türkiye böyle bir fondan para alsa ve filmler çekse, bu makus talihimizi değiştirir mi? Neden değiştirmesin.

Sinema ve İslam Konferansı Örgütü

Türk sinemasının son dönem yükselişi çoğunuzu şaşırtıyordur belki de. Ama beni nedense şaşırtmıyor. Çöküş döneminden sonra yeniden ayağa kalkma dönemi gelir çünkü. Boşluk doldurulur. Nasıl bir duygu içindeyim peki? “Bizden bişey olmaz ağabeycim!”li cümleler mi kuruyorum. Hayır. “Biz çok şeyler başaracağız, emin olun” mu diyorum, hayır. Öyleyse ne?

Şu: Artık Türk sinemasını dış etkilerden uzak düşünmemiz mümkün değil. Tarihimizi ele alan filmlere bakın. Yönetmenlerimizin içinde sanki bir oryantalist var. Şunu şöyle boz, bunu böyle deforme et diyen. Açıklama şu nasılsa: “film bu canııım.”

Maskeli Beşler Irak gibi artık saçmalık sınırını geçip kanların durmadığı, dumanların yükseldiği bir ülkede geçen komedi filmi çekebilmeyi düşünen zihni biçilmişleri bir kenara bırakın, kendi tarihimize yönelik yapacağımız filmlerde ölçütlerimizi nasıl belirleyeceğiz. Tarihi atmosferi iyi yansıtabilen Ezel Akay gibi bir ismin sembolik numaralar çekip kendi tarihine batılı gözle bakması, çekmeyi düşündüğü ve kitabını yazdığı yeni çalışmasında aynı anlayışını devam ettirmesi iç dinamiklerimizin bağımsız ele alınamayacağı yeni bir döneme girdiğimizi söylüyor bana. Peki Yandım Ali’ye ne demeli? Tamam, çocukluğumuzda elimizden düşürmediğimiz Tarkan’ları, Kara Murat’ları armağan eden dönemsel heyecanlarımıza karşılık gelen önemli bir isimdi bizim için Suat Yalaz. Ama bugüne ne verebilir? Yılmaz Erdoğan’ın Bir Demet Tiyatro’sunu izleyip de ‘tamam olmuş’ diyen var mı? Sinema yapımcılarımızın ölçütleri ne? Mustafa Şevki Doğan’ı iyi TV projelerinden hatırlıyoruz. Sinemaya gittiğimde “Yaktın Ali” dedim. Kurtuluş mücadelemizi anlatan filmde Tarkan’ın, Kara Murat’ın bir türevi olan Yandım Ali’yi yine Bulgar güzelin, falan güzellerin arasına atıyor Suat Yalaz. Yapımcılar da memnun olmalı ki gişe hasılatını bekliyorlardır. Atatürk’ün filmin her karesinde bir poster gibi canlandırıldığı filmde, izleyiciye birtakım milli duygular boca etme dışında magazin programlarında gösterilmek üzere kurgulandığını düşündüğümüz birkaç sevişme sahnesi, başka? Yok.

Bunlar şu anki durumumuzun tespitine yardımcı olacak örnekler. Sinemamızda gişede başarılı olmaya değil de dışarıda ödül almaya önem veren filmlerimiz de var, kalıcı olma derdinde olanların dışında. Bir de ‘çekilmiş işte’ dedirten filmler.

Makus talihimiz değişir mi?

Türk sineması son dönemde gücünü Kültür Bakanlığı’nın verdiği destekten bulabildiği gibi ondan daha çok da Euramages’ten ya da yabancı ortaklardan alıyor.

Peki bu tür desteği olmayan filmler nasıl çekilecek? Bu sorunun cevabını zamana bırakalım. Ve diyelim ki Avrupa çıkışlı Euromages gibi bir kurum oluşturup, Müslüman dünyanın sinemalarını yakınlaştırmayı düşünsek, mesela Malezya, mesela Suriye, mesela Mısır, mesela Türkiye böyle bir fondan para alsa ve filmler çekse, bu makus talihimizi değiştirir mi? Neden değiştirmesin. Ama öncelikle şu bilgiyi vereyim de fazlaca umutlanmayın, umutsuzluğa da kapılmayın ama! Euramages’in bütçesi İslâm Konferansı Örgütü’nden (İKÖ) kat kat fazla. Yani İKÖ böyle bir çalışma içine girecek olsa bu işe ayrılacak para çok küçük miktarlarda kalacak. Arap Birliği’nin ayıracak bütçesi ise var. Eğer İslâm dünyasının teşkilatları aralarındaki suni ayrımları bir yana bırakıp böyle bir kurum oluştursa en azından Batı’nın zihinlerimizi işgal etmesinin önüne geçilecek. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalı. Hatta bunun ilk adımı şu şekilde atılabilir. Doğu sinemasından güçlü filmler Türkiye’de düzenlenecek bir festivalde bir araya getirilir, yönetmen ve yapımcılar bu vesileyle birbirlerini tanır, sorunlarını konuşurlar ve çözüm için adım atarlar. Ama biz İstanbul Film Festivali ya da İF içinde ayrılan küçük bölüme razıysak o zaman iş başka!

Ekmelettin İhsanoğlu ve İKÖ bence acilen bu konuda çalışma yapmalı.

Çizgi film üretip izlemek için 10 yıl bekleyen ülke!


Sinemada en son izlediğiniz çizgi filmi hatırlıyor musunuz? Çocuklar biliyorum el kaldırdınız ve cevap vermek istiyorsunuz. Ama ben anne ve babalarınıza sormak istiyorum. Hani sizin gözyaşlarınıza dayanamayıp sinemaya sürüklenen o değerli insanlar. Üç dört yıl önce sinemalarımıza uğrayan Bedr İnternational yapımı Hz. Muhammed adlı çizgi film dışında bize ait bir tane bile hatırlayamadınız, öyle mi? Rahat olun, ben de hatırlamıyorum!

Dindar kesim TV’lerinde izlediğiniz çizgi filmleri saymak istiyorsunuz. Peki sayın. Fatih Sultan Mehmet, Emre, Çanakkale, Şeyh Şamil… sayabiliyoruz yani. Eyvallah!

Ülkemizde Arap dünyasına yönelik çizgi film hazırlayan bir prodüksiyon şirketi var: Ella. Eğer aranızda güçlü bir arşivci varsa yıllar önce bu sayfada çizgi film yapımcısı Haşim Vatandaş’la yaptığım bir söyleşi vardı. Yani gündemimizden uzak değil bu konu, anlaşıldı…

Türkiye’de yapılan çizgi filmlerin çoğunu izlemedik biz. 10 yıl önce yapılan ve değişik ülkelerde DVD’si bile çıkan çizgi filmlerin çoğu ülkemizde yok. Hatta daha da ilginci, Türkçe seslendirilmiş çizgi filmleri Almanya’da bulabilmek mümkün, ama Türkiye’de değil. Böyle garabet olur mu diyenleriniz çıkacak aranızdan. Durum ne yazık ki böyle. Arap yapımcıların Ella’ya yaptırdığı çizgi filmler hakları ülkemizden birilerinde olmadığı için izlenemiyor bizde. Hollywood yapımı çizgi filmlere mahkum olmayı geçtik, kendi çizgi filmlerimizi bile izleyemiyoruz. Diyelim ki Amerika’da Müslümanlar tarafından yapılmış çocuklara yönelik oyunlar, çizgi filmler var, onları alabiliyor muyuz? Hayır. Bu kadarına da pes diyenler. Durun daha bitmedi!

En son İran, Suriye, Mısır ya da diğer İslâm ülkelerinden birinde yapılmış hangi filmi izlediniz sinemada ya da televizyonda? Kiyarüstemi imzalı Ten(On), Gobadi imzalı Kaplumbağalar da Uçar, başka? İzlediğiniz diziler mi var. Hz. Meryem, O’nun Babası, öyle mi? Şaşırttınız beni!

Evet doğrudur, bu filmler bile bu coğrafyayı bilen yapımcılar tarafından getirilmedi ülkemize. Avrupa’nın beğeni süzgeci ve ödül dinamikleri bizim ülkemize taşıdı bu filmleri. Şimdi gelelim sadede. Türkiye’den bir yapımcı çıksa filmlerin DVD, VCD ve televizyon haklarını satın alsa, bu satışın altından kalkabilir mi? Diyelim ki her şeyi göze aldı, yapımcı firmayla anlaştı, bürokratik engeller yüzünden bir yıldan fazla beklemekten kurtulabilir mi? Neler mi söylüyorum ben? Bu işlerin içinde olan değerli dostlarım bana bunları anlattıklarında ben sizlerden daha fazla şaşırdım. O yüzden şaşırma faslını çabucak geçelim.

İslâm ülkelerinden film izlemek

Diyorum ki ben, İKÖ ya da buna benzer çaplı teşkilatlar artık bu anlamsız pazarlıkları bitirsin. Yetkili bir kurum oluşturulsun ve nasıl ki Hollywood yapımı bir filmi dünyayla aynı anda izleyebiliyorsak İslâm ülkelerinin ürettiği filmleri de izleyebilelim. Kimseye kızmayalım, olmaz böyle şey demeyelim. Unutmayalım en büyük sınır bizim zihinlerimizde derken öylesine bir bahis açmıyorum. Bütün bu olanlar, iletişim sorunu yüzünden oluyor. Bu durumdan bizi kurtarabilecek olan ise planlı ve programlı çalışmalar olacak. Kitap yayıncılığında nispeten bu sıkıntılar aşılmış durumda. Ama görsel materyaller konusu, karanlığa küfretmek yerine mum yakmayı bilenleri bekliyor.

Yoksa yalancının mumu yatsıya kadar yanmaya, bizi de yakmaya devam edecek!

Siyaset, temsil ve kimlik üzerinden Yeni İran Sineması

İran sinemasındaki gelişmeleri kısmen de olsa takip edebiliyoruz. Cihan Aktaş’ın hakkını teslim etmemiz gerek bu konuda. Ödül vermek için yüzünü İran’a dönen Batı’nın bile ulaşamadığı değerli bilgileri yazılarına, kitaplarına taşıdı Aktaş. Kapı Yayınları İran sinemasını merak edenler için önemli bir çalışma yayımladı. Richard Tapper imzalı kitabın ismi “Yeni İran Sineması”

Kitap, İran sinemasını siyaset, temsil ve kimlik üzerinden inceliyor. İran sineması yalnızca özgün bir ‘ulusal sinema’ değil, dünyanın en yenilikçi ve heyecan uyandırıcı sinemalarından biri. Uluslararası festivallerde İran filmlerine olan ilgi artıyor. Tapper kitabında, 1978-1979 İslâm Devrimi’ni takip eden yıllarda İran sinemasının gelişimini, İran kültüründe ve toplumundaki yeri ve gerçek manada bir ‘dünya sineması’ konumuna gelişini irdeliyor. Kitap aslında 1999 yılının Haziran ve Temmuz aylarında Londra’da National Film Theater’da düzenlenen İran Filmleri Festivali kapsamında Şark ve Afrika Araştırmaları Okulu’nda yapılan konferansın ürünü. Kitapta Hamid Nefisi, Agnes Devictor, Hüseyin Gaziyan, Azade Ferahmend, Ali Rıza Hagigi, Hamid Dabaşi, Roxanne Varzi, Ziba Mir-Hüseyni, Mihrnaz Said-Vefa, Şehla Lahici, Hamid Rıza Sadr’ın makaleleri de yer alıyor. Kitabı okuduğunuzda genel bir bakış açısıyla öne çıkan filmleri ve yönetmenleri tanıma fırsatı buluyorsunuz. İran sinemasına dair önemli tespitler içeren kitap size farklı bir kapı aralayacak, o kapıdan geçtiğinizde izlediğiniz filmleri farklı bir gözle izlemeye başlayacaksınız.

bunyilmaz@milligazete.com.tr


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Sinema
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Sinema:
V For Vendetta


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Darbe ve medya
Yves Bonnefoy: Semender
Hayvanlar Çiftliği
Karakutu forum/ sartre: hiçlik
En iyi film: No Country for Old Men
Kafka'dan Seçme Aforizmalar
Aykut - Erkut Erdem: V for Vendetta
Süreyya Evren: Kara bayrak ve Vendetta
V For Vendetta

"Bünyamin Yılmaz: Kadim medeniyetin sesini duyan var mı?" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke