Ayrıca, bulanık ve sisli havalarda mizahlarını ıkınarak yapmaya çalışan; Irak
işgalini, kıytırık televizyonlarında, Amerika bayraklarıyla ve 'tamtam'
çığlıkları eşliğinde karşılayan 'ultraviyole' liberallerimiz var.
Densizliklerini, cibiliyetsizliklerini vaktiyle yüzlerine vuran Nihat Genç'i,
internet sitelerinde, Trabzon'daki 'küçük katillerin' idolü olarak sundular.
Sonradan yayından kaldırdıkları haberlerinde, “karakutu.com”un hazırladığı
Nihat
Genç sitesini de töhmet altında bırakmayı ihmal etmediler.
Her yazısında, bu ülkenin taşından toprağına, Yunusundan Hacı Bektaşına kadar,
Anadolu coğrafyası büyüklüğünde kardeşlik türküleri söyleyen Nihat Genç'e
çatallı dillerini uzatanlar, Hrant Dink'in katilleri ile (ayrık otları misali)
ruh ikizidirler.
“Aynı adamlar, aynı çakallar hem öldürüyorlar, hem de anıtı başında nutuk
çekiyorlar,” diyordu Sartre. “Bir ölüyü şana şerefe boğuyorlar ki, bir
başkasının yaşamını zehir edebilsinler.”
* * *
Hiçbir ağıt yüreğimizin yangınını azaltmaya yetmez. Bu ülkeden (alıp gitmek
için değil) en dibine gömülmek için toprak isteyen bir adam gibi adamın, 'toprak
kardeşiyle' kol kola, omuz omuza verdikleri eylemin, şiddeti gittikçe artan yer
sarsıntısını hangi ağıt dindirebilir ki!
Şu bizim çılgın Türklerin ağızlarına pelesenk ettiği 'dip dalgası' asıl budur
işte. Ülkemiz topraklarının en derinine gömülmek isteyen adamın dip dalgasıdır
bu.
'Ağır acılı sularla' yoğrulan bu topraklar nasıl sarsılıyor, görmüyor musunuz!
Mahkeme kararıyla Türkleri aşağıladığına hükmedilen Hrant Dink, alnına çalınan
lekeyle yaşayamayacağını söylüyordu. Bu alçak cinayetin utancıyla ya biz nasıl
yaşayacağız? Utancımızı sinemizden söküp atabilecek bir kanun, bir mahkeme
kararınız var mı beyler?
İnsanın özgürleşmesini savunmayan her ideoloji, her dava nihayetinde 'ilahlık'
taslıyor demektir. 'Tevhid', insanın özgürleştirilmesinin ifadesidir. Yani,
insanın Allah'la ilişkisini her türlü zorlamadan, dış etkiden bütünüyle
arındırmaktır. Özgürlüğü savunan mazlum bir insanın canına kıymak, bir çeşit
'ilahlık' taslamaktan başka bir şey değildir. (Hrant Dink'in canına kıyanlar,
canımıza kıydınız.)
Tuzla Ermeni Çocuk Kampı'na el koyulmasını anlattı, tınmadınız. Bütün
arkadaşlarına askerde erbaş rütbesi verilirken, er olarak bırakılmasının
ayrımcılığını dillendirdi, duymazlıktan geldiniz. 301. Madde bir zebani gibi
yakasına yapıştı, görmediniz. Ama o buğulu gözlü adam vurulup yere yüzükoyun
uzanınca, ayakkabılarındaki deliği nasıl da fark ettiniz! Sizi gidi romantik
ölüseviciler, sizi!
Halbuki o sizden yüreğinin sızısını görmenizi isterdi, ayakkabılarını değil.
Dink'in anısına saygıyı yansıtması için 301. Maddenin kaldırılmasını istiyorlar.
İyi, güzel, kaldırın kaldırmasına da, andavallığınızı nasıl kaldıracaksınız? Her
şeyden önce Hrant Dink'in mezkur madde kapsamına girebilecek bir 'suç'
işlemediğini ne zaman anlayacaksınız? Diyelim ki, bir gün bunu da anladınız.
Peki, (bilirkişi raporlarına rağmen) mahkumiyet kararı veren mahkemeleri ne
yapacaksınız?
Bu ülkede çok ciddi anlama sorunu var. Hrant Dink, kimliğini 'ötekinin'
üzerinden üretmeye çalışan kimi Ermenilerin, 'Türk'ün pis kanı' söylemine
ihtiyacı olduğunu 'humour' yüklü bir anlatımla kaleme aldığı için, Türklüğü
tahkir ve tezyif suçundan 301. Maddeye toslattırılmıştı.
Marguez'in “Kırmızı Pazartesi” romanını çağrıştıran bir atmosfer içinde, an be
an yaklaşan cinayetin ayak seslerine rağmen, Dink'e koruma vermemeyi, kendisinin
istememesine bağlayanlar mizah yapıyorlar herhalde. Demek ki biz, mizahtan
anlamıyoruz, ama 'mizahı' yapabiliyoruz. Aziz Nesin'in korumalarının yaptığı
gibi. (Aziz Nesin, ahir ömründe kendisine tahsis edilen korumaların, yanlışlıkla
yaşlı bir komşusunu koruduklarını söylemişti.)
Hrant Dink cinayetine dış bağlantı arayanların mizah yapmadığına inanabilmemiz
için, mutlaka, bu cinayetin yol haritası niteliğindeki köşe yazılarını,
televizyon programlarını, ceza maddelerini, mahkemeleri, bakan demeçlerini
dayandırabilecekleri bir dış mihraktan söz etmeleri gerekiyor.
Ayrıca, bulanık ve sisli havalarda mizahlarını ıkınarak yapmaya çalışan; Irak
işgalini, kıytırık televizyonlarında, Amerika bayraklarıyla ve 'tamtam'
çığlıkları eşliğinde karşılayan 'ultraviyole' liberallerimiz var.
Densizliklerini, cibiliyetsizliklerini vaktiyle yüzlerine vuran Nihat Genç'i,
internet sitelerinde, Trabzon'daki 'küçük katillerin' idolü olarak sundular.
Sonradan yayından kaldırdıkları haberlerinde, “karakutu.com”un hazırladığı
Nihat
Genç sitesini de töhmet altında bırakmayı ihmal etmediler.
Her yazısında, bu ülkenin taşından toprağına, Yunusundan Hacı Bektaşına kadar,
Anadolu coğrafyası büyüklüğünde kardeşlik türküleri söyleyen Nihat Genç'e
çatallı dillerini uzatanlar, Hrant Dink'in katilleri ile (ayrık otları misali)
ruh ikizidirler.
“Aynı adamlar, aynı çakallar hem öldürüyorlar, hem de anıtı başında nutuk
çekiyorlar,” diyordu Sartre. “Bir ölüyü şana şerefe boğuyorlar ki, bir
başkasının yaşamını zehir edebilsinler.”
Yenişafak
24/01/2007