2000 yılında yapılan bir söyleşide Chomsky'ye şu soru soruldu: "ABD'nin
gelişmekte olan dünyayı sürdürülebilir kalkınma için zorlamasının ardındaki
saikler nelerdir?"
Chomsky'nin yanıtı şöyleydi:
Bunu ilk kez duyuyorum. ABD sürdürülebilir kalkınmayı mı zorluyor? Benim
bildiğim kadarıyla ABD'nin zorlaması sürdürülemez kalkınmama içindir. Örneğin
Ticari Fikri Mülkiyet ve Ticari Yatırım Önlemleri (TRIP ve TRIM) gibi Dünya
Ticaret Örgütünün kurallarına bir bakın, ABD politikasına içkin olan programlar
kalkınmayı ve büyümeyi engellemek üzere tasarlanmıştır.
Bu nedenle, fikri mülkiyet hakları tam da tekelci fiyatlandırma ve kontrolün
konmasına yöneliktir. Gerçekte artık mega-şirketler olan şirketlerin tekelci
fiyatlar isteme hakkını garanti etmektedir; örneğin ilaç sanayiinin ürettiği
ilaçların dünyanın çoğu yerinde, hatta ABD' deki halkın bile satın alamayacağı
bir düzeyde fiyatlandırılmasını garanti etmektedir. Örneğin, ABD' deki ilaçlar
Kanada kadar yakın bir ülkedeki aynı ilaçlardan çok daha pahalıdır, yine
örneğin Avrupa'dan bile çok daha pahalıdır ve üçüncü dünya için bu tam da
milyonlarca insanı ölüme mahkum etmektedir.
Başka ülkeler ilaç üretebilirler. Ve daha önceki patent rejimlerinde üretim
süreci patentleriniz vardı. Bunların yasal olup olmadıklarını bile bilmıiyorum,
ama üretim süreci patentleri şu anlama geliyordu: Eğer belirli bir ilaç şirketi
bir ilacı üretmenin yolunu bulduysa, daha akıllı birisi bu ilacı üretmenin daha
iyi bir yolunu bulabiliyordu. Çünkü patentli olan yalnızca üretim süreciydi. O
zaman, eğer Brezilya ilaç sanayi, o ilacı imal etmenin daha ucuz ve daha iyi bir
yolunu bulduysa, tamam, onu üretebiliyordu. Patentleri ihlal etmiş olmuyordu.
Dünya Ticaret Örgütü rejimi bunun yerine ürün patentlerinde ısrar etmektedir.
Dolayısıyla daha akıllı bir üretim süreci bulamazsınız. Bunun büyümeyi ve
kalkınmayı engellediğine ve bu amaçla yapıldığına dikkatinizi çekerim.
Yeniliğin, büyümenin ve kalkınmanın engellenmesi ve aşırı yüksek karların
korunması amaçlanmıştır.
Evet, ilaç şirketleri ve diğerleri araştırma ve geliştirme maliyetlerini
azaltabilmek için buna ihtiyaç duyduklarını öne sürüyorlar. Ama soruna daha
yakından bakalım. Araştırma ve geliştirmenin çok önemli bir bölümü her halükarda
kamu tarafından ödenmektedir. Dar anlamda, bu %40-50 düzeyindedir. Ama bu düşük
bir tahmindir, çünkü tümü kamu tarafından karşılanan temel biyoloji ve temel
bilimi hesaba katmamaktadır. O halde eğer gerçekçi bir tutar elde etmek
istediğinizde, şöyle ya da böyle kamu tarafından ödenen yüzdenin çok yüksek
olduğunu görürsünüz. Pekala, bu oranın %100'e ulaştığını. varsayalım. O zaman
tekelci fiyatlandırma için öne sürülen nedenlerin tamamı ortadan kalkmış ve
devasa bir sosyal yardım sağlanmış olacaktır. Bunu yapmamak için haklı
gösterilebilir ekonomik bir saik yoktur. Belirli bir ekonomik saik, yani kar
vardır; ama bu büyümeyi ve kalkınmayı engelleyen bir girişimdir.
Ticari Yatırım Önlemlerine ne demeli? Bunlar neye hizmet ediyorlar? Ticari Fikri
Mülkiyetler, kamu tarafından sübvanse edilen şirketler aracılığıyla, zengin ve
güçlünün yararına yapılan doğrudan korumacılıktır. Ticari Yatırım Önlemleri
biraz daha inceliklidir. Şunu talep eder: Bir ülke bir yatırımcının yapmaya
karar verdiği şeye koşullar dayatamaz. Örneğin General Motors'un dışarıda
üretim yapmaya, başka bir ülkede sendikasız ucuz emekle parçalar imal etmeye ve
sonra bunları General Motors'a geri göndermeye karar verdiğini varsayalım.
Asya'daki gelişmekte olan başarılı ülkeleri ele alalım. Kalkınırken izledikleri
yollarından birisi, eğer yabancı yatırım alacaksa, bunun yatırımın yapıldığı
ülke için üretken bir biçimde gerçekleştirilmesinde ısrar ederek bu tür
girişimleri engellemeleri olmuştur. O zaman ya teknoloji transferi olması ya da
onların yatırım yapmanızı istedikleri yerlere yatırım yapmanız gerekir; veya
yatırımın belirli bir oranının kazanç getiren mamul malların ihracatı için
yapılması gerekir. Buna benzer pek çok düzenleme yapılmıştır. Bu, Doğu Asya
ekonomik mucizesinin gerçekleştiği yollardan birisidir. Sırası gelmişken
söyleyeyim, İngiltere'den teknoloji transfer eden ABD dahil, bu başka bütün
gelişmekte olan ülkelerin de geliştikleri yoldur. Bu yaklaşımlar Ticari Yatırım
Önlemleriyle engelleniyorlar. Yüzeysel olarak, sanki serbest ticareti
arttırıyormuş gibi görünüyorlar. Ama gerçekte arttırdıkları, dev şirketlerin
ülke dışı işlemlerini merkezi bir yönetimle gerçekleştirme kapasiteleridir.
Çünkü ülke dışında üretim yapma ve şirket içi transferler denen şey budur
-merkezi olarak yönetilirler. Bu sözcüğün hangi anlamını kabul edersek edelim,
ticaret değildir. Ve yine büyüme ve kalkınmanın altını oymaktadırlar.
Gerçekte, eğer tabloya bakarsanız, kurumsallaştırılan şey bugün zengin olan
endüstriyel ülkelerin gerçekleştirdikleri kalkınma türünü engelleyecek olan bir
rejimdir. Kuşkusuz hayal edebileceğimiz en iyi kalkınma türü değil, ama en
azından belli bir kalkınma türü. Eğer İngiltere'den ABD, Almanya, Fransa,
Japonya ve Kore'ye geriye doğru giderseniz, bu ülkelerin her biri şimdi Dünya
Ticaret Örgütüne içkin olan ilkeleri radikal biçimde ihlal ederek kalkınmıştır.
Bu ilkeler, büyüme ve kalkınmanın altını oyma ve gücün yoğunlaşmasını sağlama
yöntemleridir. Sürdürülebilir kalkınma sorunu gündeme bile gelmemektedir. Bu
tamamen başka bir sorundur. Sürdürülebilir kalkınma, örneğin, dışşallıklar (externalities)
olarak adlandırılan şeylere, iş dünyasının ilgilenmediği şeylere dikkat etmek
anlamına gelir.
Örneğin ticareti alalım. Ticaretin refahı arttırdığı varsayılır. Belki
arttırıyor, belki de arttırmıyordur. Ama örneğin hava kirliliğinin maliyeti
gibi, hesaba katılmayan maliyetleri ticaretin maliyetine dahil edene kadar,
refahı arttırıp arttırmadığını bilemezsiniz. Bir şey buradan oraya giderken
hava kirliliği yaratmaktadır. Bu bir dışsallık olarak adlandırılır; bunu hesaba
katmazsınız. Kaynakların tükenmesi söz konusudur, tarımsal üretimin
kaynaklarını tüketmeniz gibi. Askeri maliyetler vardır. Örneğin petrol fiyatı,
Ortadoğu petrol üreticilerine yönelik faaliyetler gösteren Pentagon'un esaslı
bir bölümü tarafından çok yüksek ve çok düşük olmamak üzere, belirli bir bant
içinde tutulur. Bunun nedeni ABD'nin çöl idmanını ya da buna benzer bir şeyi
sevme si değil, orada petrolün bulunmasıdır. Petrol fiyatının çok
yükselmemesini, çok da düşmemesini, fakat sizin istediğiniz yerde kalmasını
temin etmek istersiniz. Bu konu hakkında pek fazla araştırma yapılmamıştır. Ama
ABD enerji bakanlığı için bir danışman tarafından yapılan bir araştırma,
yalnızca Pentagon'un harcamalarının belki petrol fiyatına yapılan %30 oranında
bir sübvansiyona ulaştığını tahmin etmiştir.
Evet, tabloya baktığınızda buna benzer bir dolu şeyle karşılaşırsınız. Ticaretin
maliyetlerinden birisi, insanları geçim alanlarının dışına sürmesidir.
Meksika'ya sübvansiyonlu ABD tarımsal ürünleri ihraç ettiğinizde, bu milyonlarca
köylüyü çiftçiliği bırakmaya zorlamaktadır. Bu bir maliyettir. Gerçekte çok
yönlü bir maliyettir, çünkü bu milyonlarca insan yalnızca acı çekmekle kalmaz,
fakat ücret düzeyini düşürdükleri şehirlere sürülürler. Dolayısıyla, şimdi daha
da düşük ücretlerle rekabet eden Amerikalı işçiler dahil, başka insanlar da
olumsuz etkilenirler. Bunlar maliyetlerdir. Eğer bunları hesaba katarsanız,
ekonomik etkileşimler hakkında tamamen farklı bir manzara elde edersiniz.
Sırası gelmişken, bu Gayrisafi Yurtiçi Hasıla gibi göstergeler için de doğrudur.
Gayrisafi Yurtiçi Hasılanın ölçümlerine bakarsanız, bunlar büyük ölçüde
ideolojiktir. Örneğin, ABD'de Gayrisafi Yurtiçi Hasılayı arttırmanın yollarından
birisi, ki gerçekte yapılmaktadır, yolları onarmamaktır. Eğer yolları
onarmazsanız her yerde çukurlar oluşur. Bu otomobillerin giderken kaza yapmaları
anlamına gelir. Bu da yeni bir araba satın almanız gerekiyor demektir. Ya da
tamirciye gitmeniz ve otomobilinizi tamir ettirmeniz gerekir. Bütün bunlar
Gayrisafi Yurtiçi Hasılayı artırırlar. Atmosferi kirleterek insanları hasta
edersiniz. Bu Gayrisafi Yurtiçi Hasılayı artırır. Çünkü insanlar hastaneye
gitmek, doktorlara para ödemek ve ilaç satın almak zorunda kalırlar. Aslında
şimdi örgütlendikleri haliyle toplumlarda Gayrisafi Yurtiçi Hasılayı arttıran
şey, genellikle anlamlı bir biçimde refahın bir ölçüsü değildir.
Bunun gibi şeyleri dikkate alan başka ölçümler oluşturma çabaları olmuştur ve
bunlar size çok farklı öyküler anlatırlar. Örneğin ABD, çocukların istismarı,
yaşam süresi gibi toplumsal refah ölçülerinden oluşan düzenli "sosyal
göstergeler" yayınlamayan az sayıdaki endüstriyel ülkelerden birisidir. Çoğu
ülke bunu yapmaktadır. Her yıl için bir sosyal gösterge ölçümleri vardır.
ABD'nin yoktur, bu yüzden ülkenin toplumsal sağlığının ölçüsünü elde etmek
oldukça zordur. Ama bunu yapmak için çabalar olmuştur.
New York'ta bir Cizvit Üniversitesi olan Fordham Üniversitesinde büyük bir
proje uygulanıyor. Yıllardır ABD için bir toplumsal sağlık ölçüsü oluşturmaya
çalışıyorlar. Bir kaç ay önce son cildini yayınladılar. İlginç bir malzeme.
Benim sözünü ettiğim türdeki ölçüler hakkındaki analizlerine göre, yaklaşık
1975'e kadar, yani adlandırıldığı gibi "altın çağ" boyunca, toplumsal sağlık az
çok ekonomiyle birlikte gelişmişti. Bir anlamda ekonomiyi izlemişti. Ekonomi
iyiye gittikçe, toplumsal sağlık da iyiye doğru gidiyordu. 1975'ten sonra
yolları ayrıldı. Daha öncesine göre daha yavaş olmakla birlikte ekonomi büyümeyi
sürdürdü, ama toplumsal sağlık inişe geçti. Ve inişe geçmeye devam ediyor.
Gerçekte, öneme sahip ölçüler açısından bakıldığında, ABD'nin pir durgunluk,
'ciddi bir durgunluk içinde olduğu sonucuna vardılar. Sürdürülebilir kalkınma,
anlamlı kalkınma gibi sorunlara bakmaya başladığınızda söz konusu olan
bunlardır. Ama bu, bütün bu ekonomi ve sonuçları gibi sorunlar hakkında tamamen
farklı bir perspektif, kesinlikle üstlenilmesi gereken bir perspektif
gerektirir. Ve insanlar sürdürülebilir kalkınma hakkında konuştuklarında
gündeme gelen sorunlar bunlardır. Ama ABD' nin kesinlikle böyle bir programı
yoktur. Olması gerekir, ama yoktur.
* * *
30 Mayıs 2000 – Amerikan Müdahaleciliği
Çev:Taylan Doğan - Barış Zeren
Üyemiz gunfrfd'e teşekkürlerimizle.