Geçenlerde uzun süre görüşemediğim bir arkadaşımla ordan burdan, eski
hatıralardan konuşuyoruz. Ağzının kenarıyla bir-iki laf edip susuyor. Bilmeyen
de görüşme talebinin benden geldiğini sanır.
Bir derdi var besbelli. Dan diye, “mesele nedir?” sormak yakışık almaz;
bekliyorum mevzuyu o açsın. Açmıyor. “İşler nasıl gidiyor?” İşler gıcırındaymış.
(En fazla iki cümle kurdu ve 'zınk' diye durdu.) Anlaşılan, bu konudan
ilerleyemeyeceğiz. Olsun bakalım. Soru mu yok?! “Çoluk çocuk ne alemde?”
Ellerimden öperlermiş. Hepsi bu kadar, dahası yok. Arkadaşa her mevzu hız
tümseği.
Böyle olmayacak. En iyisi daldan dala atlamak. Belki haline uygun bir dalı
uzanıp tutar da derdini anlarız. Üzerindeki gerginlik kalksın, biraz rahatlasın
düşüncesiyle evvela gündemdeki konulara daldım:
Irak ve işgal üzerine konuşmama dekoratif bir ilgi gösterdi. Bu ilgi üzerine
sürdürdüm: Hep tartışılan Huntington'un “Medeniyetler Çatışması” tezi ama bugün
Ortadoğu'da gerçekleşen, 11 Eylül sonrası Kissinger'in (Batı'nın İslam dünyası
ile değil, Müslüman'ın Müslüman'la kapıştırılmasını) dillendirdiği proje.
Irak'ta sahneye konulan mezhep çatışması da, Filistin'de yaşanan El Fetih, Hamas
gerginliği de hep bu projenin tezahürleri. Sıkıldığını belli etmeye başladı,
kestim. (Eskiden buna benzer konularda duyarlıydı, ne kadar da değişmiş!)
Mit raporundan bahsettim, pek alakadar olmadı. Cumhurbaşkanlığı seçimine yüzünü
buruşturdu. (Doğrusu, bu konuyu zaten isteksizce açmıştım, hemen kapattım.)
Kıbrıs'taki son gelişmelere girecek gibi oldum; hiç dikkatini çekmedi,
vazgeçtim. Çaresiz, alengirli bir lafla dikkatini çekmek istedim: “AK Parti
istese ilk seçimde CHP'yi Meclise bile sokmaz…”
Kime konuşuyorum! İnsan hiç değilse burada, “Hadi ya, nasıl olur?..” falan der.
(Hayır, ruh gibi bakıyor sadece.) Dese, hiç merak etmeyin, bir şeyler
söyleyeceğim. Mesela, Başbakanın CHP'ye hiçbir şekilde cevap vermediğini,
(sözgelimi) Ağar'ın her sözüne cevap verdiğini düşünün. Bir de, Ağar'ın ana
muhalefete yükseldiği piyasada uçuşturulan bir iki anketle desteklendi mi,
muhalefetin ekseni anında kayar. Buna siz CHP'nin tatsız, tuzsuz muhalefet
tarzını ilave edin ki, manzara tastamam ortaya çıksın. Lakin, rejimin sağ-sol
dengesi bakımından CHP'nin kartpostal değeri var. Geçelim.
Sinema, tiyatro derken laf Orhan Pamuk'a kadar uzandı. Arkadaş, daha ben
Pamuk'un adını anar anmaz 23 Nisan çocuğu heyecanıyla sordu: “Aşk romanı
yazıyormuş, öyle mi?” Cevap vermekle boşuna vakit kaybetmeye lüzum yok; kesin
sonuca varmak için yekten sordum: “Peki, Ahmet Altan'ı nasıl buluyorsun?”
Ağzından kerpetenle söz almaya çalıştığım beyefendi, “Adam kadın ruhundan
anlıyor…” falan diyerek şakımaya başladı.
“Aşık mısın oğlum sen?..” dedim. Nerden anladığımı sordu. (Nerden olacak, hıyar
gibi susuşundan.)
Evli bir kadına aşıkmış. Kadın kocasından ayrı yaşıyormuş, boşanacaklarmış.
Düşüncelerine değer verdiği açık fikirli bir arkadaşı olarak akıl danışmak,
dertleşmek amacıyla… (Onunla evlenmeye çoktan karar vermiş de vicdanını
rahatlatmak için destek arıyor.)
Çocukları aklıma geldi. Tepem attı. “Ne arkadaşı lan? Çocuğuna merhameti olmayan
arkadaşı ne yapsın?..”
Kahpeliğin, hayasızlığın mazereti aşkmış. (İnsan kıçı kırık bir aşk için
yuvasını yıkar, çocuklarını parçalanmış bir aileye duçar eyler mi?) “Aşıkmış!
Trafik kazası mı lan bu, olmasaydın!..” Öfkeyle karşılık verdi: “Aynen öyle abi,
trafik kazası gibi…”
“O zaman trafiğe çıkmayacaktın arkadaş” dedim, “Hadi çıktın, evli bir erkeğin
aşırı hız, hatalı sollama lüksü yoktur…”
Eşi kendisini hiçbir zaman anlamamış! (Mesela) Yıllardır yazdığı şiirlerini eşi
bir kere bile okumamış. (Vay köpoğlu! Demek bizden habersiz gizli gizli şiir
yazarmış!) Sevgilisi ise şiirlerinden çok etkileniyormuş. (Elinde şiir trafiğe
çıkmış hıyar.) Şiirinden bir örnek göstermesi için ısrar ettim. Sonunda
dayanamadı ve ceketinin iç cebinden çıkardığı kağıdı (muska gibi de yanında
taşıyormuş) isteksizce uzattı. Okudum. Şiirimsi bile değil. Bir takım romantik
hergelelikler.
“Yengenin bu şiiri anlamaması gayet doğal” dedim, “Sevgilin seni tanısın, o da
şiirini anlayamayacak!..”
Meraklısına not: Arkadaşın şiiri anlaşılmaya 7 ay dayanmıştır.
Yenişafak
10/01/2007