Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 244 Üye Adayı ve 14 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Alev Alatlı: İsveç: İmaj her şeydir!
Tarih: 06.01.2007 Saat: 13:12 Gönderen: karakutu
 

İtiraf etmeliyim ki, Şahin Alpay'ın yakıcı öfkesinden (1) olmasa, İsveç, 1987 İran-Kontra skandalından; ki, bardağı taşıran son damladır, bu yana defteri dürülmüş bir ülke olarak gündemimden tümüyle düşmüştü.

Ne, '78 kuşağı muhaliflerine kucak açmış olması, ne Pamuk'u malûm ödülle onurlandırması ne de Banu Avar'ın TRT'deki programı, tutumumda bir değişiklik yaratabildiydi. Umursamazlık kalkanımı delen, Alpay'ın öfkesinin uyandırdığı haset! Doğrusu, İsveç'in kendisini her koşulda savunabilecek, Türkiye'nin önde gelen gazetelerinden birisinde sütun sahibi, ünlü bir aydın yetiştirmiş olmasını çok ama çok kıskandım! Darısı başımıza da diyeceğim, ama hangi İsveçli (ya da Batılı!) tanınmış bir sütun yazarı kalkar da Türkiye'yi eleştiren bir televizyon programını "... benim dokuz yıl süreyle içinde yaşadığım ve yakından tanımak fırsatını bulduğum Türkiye'ye hiç ama hiç benzemiyordu" gibisinden, mükemmelen öznel bir değerlendirmeyle topa tutabilir?



Her neyse... Kendi adıma söz konusu ülkeden bütünüyle soğumama neden olan olaylar silsilesinin ilklerinden biri, '80li yılların başında İsveç'in 40 yıl süreyle resmi devlet politikası olarak uyguladığı "zorunlu kısırlaştırma" kampanyasının 1976'a kadar sürmüş olduğunun ortaya çıkması oldu! Bu süreçte 62.000 İsveçli, "İsveç halkının kalitesini iyileştirmek" amacıyla kısırlaştırılmışlardı! Kimler? "Karışık ırklar," düşük zekâlılar, sakatlar. "İstenmeyen genler"inin gelecek nesillere transfer edilmesini önlemek için devlet tarafından zorla kısırlaştırıldılar. Kısırlaştırmanın, zapturapt altına alınamayan düzen muhaliflerine, hafifmeşreplere, uygunsuzlara uygulandığına dair deliller de ayrıca mebzul miktardaydı. (2)

"Faşist" nitelendirilmesine uygun bir ülke

Şimdi, "karışık ırklar" tanımlamasının, masum okura "nasıl yani?" dedirtebileceğinin farkındayım. Efendim, İsveç, "eugenics" yani "insanının 'olumlu' niteliklerini yüceltmek, 'olumsuz' niteliklerini bastırmak"la iştigal eden "bilim"de hayli ustalaşmış bir ülke olup, İsveç Irksal Biyoloji Enstitüsü, Stockholm'de 1920'de açılmıştır. Nitekim, söz konusu televizyon programında Alpay'ı onca kızdıran "soykırım" bahsinin (3) mağdurları Samilerin "genetik mirasları," "Saf Irk" düşüncesine meftun Aryanist Alman meslektaşlarıyla sıkı işbirliği içinde olan İsveçli genetikçiler tarafından uzun uzun incelenmiş, "en sık rastlanan Sami MtDNA (kadın) haplotipinin U5b1 olmakla birlikte V tipine de sıkça rastlandığı" tesbit edilmiş ve bu tesbitleri, Wikipedia kadar yaygın ansiklopedilerde bile yer alabilmişlerdir. Anlayabildiğim kadarıyla araştırma sonuçları, Samileri aklar (!) "kadim Avrupa halklarından birini temsil ettiklerini" ispatlar mahiyettedirler.

İspatlamamış olsalar ne olur, dediğinizi duyar gibiyim. Kim, daha da önemlisi, neden, buz üstünde ren geyiği kovalamaktan başka günahı olmayan gariban bir azınlığın genleriyle uğraşsın, değil mi? Eğer, İsveç gibi, "eugenics"le iştigal eden bir ülkeyseniz, uğraşırsınız. Nitekim, "nüfusuyla kıyaslandığında İsveç, Nazi Almanya'sından sonra en çok sayıda kısırlaştırmanın yapıldığı ülkedir..." Ve, Samiler şöyle dursun, "1934-1976 yılları arasında yürürlükte kalan İsveç Kısırlaştırma Yasası uyarınca hadım edilen 62.000 kişinin % 90'ı kadındır. Kırk yılı aşkın bir süreyle İsveç işçi sınıfının 'marginalized' (yani, "önemsizleştirilmiş," toplum dışı edilmiş) genç kadınları, zorla kısırlaştırılmak tehlikesine maruz kaldılar... 15 yaşındaki 'teenager'lar, dans salonlara gitmek gibi 'suçlar'dan kısırlaştırıldılar. 1960'ta bir kadın, motosiklet çetesine dahil olduğu için kısırlaştırıldı. Zorunlu kısırlaştırılma, yetimlerin yetimhanelerden salınıverilme koşullarından birisiydi..." (4)

Güler misiniz, ağlar mısınız bilmem ama Kısırlaştırma Yasası'nı yürürlüğe koyan, İsveç Sosyal Demokrat Partisi, yani SAP'tır. Nitekim, yasa, SAP'ın "Welfare" Kapitalizminin İsveç Modeli dedikleri (welfare kapitalizminden murat, refah ya da sosyal yardımlaşma kapitalizmi) başlatmasından hemen sonra geçirildi. Bahse konu model, Alfred Nobel'inki gibi "devasa şirketler ve işçiler arasında ulusal birlik" hedefliyordu ki, bu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendisini Demokratik Sol'un kalesi, parlayan ışığı, hatta "ikonası" olarak parlatan İsveç'in parmak ısırtan bir takiyesi olsa gerekirdi! Nitekim, "...pek dillendirilmemekle birlikte, İsveç'in Faşist bir ülke olarak nitelendirilmesini haklı gösterecek çok sayıda sağlam neden vardır." (5)

İsveç'e kim, ne cür'etle faşist diyebilir? Alpay'ın hışmını daha fazla çekmeden, hemen açıklamalıyım: Siyaset bilimciler! Nedeni, 1932'de iktidara gelen (ve daha bu yılın 2006 Eylül seçimlerinde merkez-sağ kıpırdayıncaya kadar) tam 65 yıl süreyle İsveç'te iktidarda kalan Sosyal Demokratların program ve politikalarının İsveç'i bir 'folkhemmet'e (Almanya'da 'Volksheimat') dönüştürmeyi hedeflemiş olması. Şimdi, "folk" ya da "volk" sözcüklerini diğer dillere olduğu gibi Türkçeye de çevirmek zor, çünkü "halk" ve "ırk" (6) kavramlarını bütünleştiren bir kelime; bu bağlamda, "folkhemmet" kültürel ve genetik nitelikleri müstakar (homojen) olan İsveçliler için "yuva" teşkil edebilecek bir yapılanmaya yöneliş anlamına geliyor. Vurgulamaya çalıştığım, İsveç sosyal demokratlarının ideolojilerinin ırkçılıktan azade olmadıkları ve "folkhemmet"in sadece belirli bir ırka "den Svenska folkstammen"e yani İsveç ırkına dahil olanları kapsadığı, Tomedal Finlileri gibi azınlıkları kapsamadığıdır.

İlk kez 1910 yılında Rudolf Kjellen tarafından "Staten som livsform" yani "Yaşayan Bir Varlık Olarak Devlet" isimli kitapta dillendirilen ve İsveç Modelinin çekirdeğini oluşturan "folkhemmet" kavramı, özünde ve esasında "tüzel" (corporate) veya "birleşmiş" (collectivist) Faşist Devlet'in tanımlayıcı niteliğidir; ve dolayısıyla Faşizm gibi, İsveç Modeli de Komünizm ile Kapitalizm arasında, Üçüncü Yol olarak ortaya çıkmıştır.

Yeri gelmişken: Türkiye gündemine çok yabancı olduğu için "korporasyonculuk" olarak çevirmek zorunda kaldığım (İtalyanca 'corporativismo'dan) "corporatism" ya da "corporativism," siyasi gücün ekonomik, endüstriyel, tarımsal ve meslek örgütlerine hasredildiği siyasi ya da ekonomik sistemleri tanımlar. Günümüzdeki "şirket" kavramını aşan bu sivil korporasyonlar, kendi iç-hiyerarşileri olan, seçilmemiş gruplanmalardır ve amaçları kontrolleri altında tuttukları toplumsal veya ekonomik yaşamı denetlemektir. Örneğin, çelik korporasyonu, çelik işi yapan tüm patronların ortak bir fiyat ve ücret politikası saptamak üzere bir araya geldikleri bir karteldir. Siyasi ve ekonomik gücün böylesi grupların elinde toplanmış olması, "tüzel" yani "corporate" devlete işaret eder. (MHP'nin '70'li yıllarda önerdiği "9 Işık" doktrininin tam da bu sebepten kınandığını hatırlatayım.) Nitekim, hangi ansiklopedide baksanız, "korporasyonculuk" sizi "Faşizm" maddesine yollar.

"Demokratik sol ambalaj'

Faşizmin en iyi ifadesini Mussolini yönetiminde bulduğu malûm. Mussolini, İtalyan işveren ve işcilerini, işkollarına göre önce yerel sendikalar şeklinde örgütlemiş, yerel sendikaları da ulusal federasyonlar şeklinde birleştirmişti. Böylece, tarım, ticaret, endüstri, banka vb. sektörlerin oluşturduğu 22 korporasyonun en üst düzey temsilcileri devlet aygıtına eklemlenmiş, ekonomik faaliyetleri düzenlemeye, hizmet ve ürünlerin fiyatlarını belirlemeye, işçi-işveren çatışmalarında hakemlik etmeye koyulmuşlardı. Öte yandan, Faşizmin tüyler ürpertici şöhretini İtalya'da kazandığı, sistemin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gözden düşmüş gibi durduğu da malûm. Malûm olmayan, başta İsveç olmak üzere İskandinav ülkeleri ile Avusturya ve Hollanda'da isim değiştirerek sürüyor olması. Ne ki, yeni adı "neo" korporasyonculuk.

Liberal, toplumsal ya da zümreci ("societal") korporasyonculuk olarak biliniyor. Bunlardan sonuncusunun ima ettiği, toplumu ırkı bir, ülküsü bir, yeknesak bir halk olarak görmek ki, "Sol"un "S" ile bağdaşmayan bir dünya görüşüdür. Bu bir yana, neo-korporasyonculuk, bireylerin temsil etme ve edilme haklarını yaşadıkları bölgelere değil, mensup oldukları işlevsel işkollarına göre tanır ki, bu, faşizmin olmazsa olmazıdır. Neo-korporasyoncular, ekonomik çıkar gruplarının örgütlenmelerini ve hükümetin tüm gücüyle desteklediği ekonomik politikaları oluşturmalarını, tartışmalarını, uygulamalarını, yönetmelerini öngörürler. İsveç bağlamında, bu uygulama, İsveçli işverenler federasyonu ile önde gelen işçi birlikleri arasındaki yakın korporatist ilişkiler şeklinde ortaya çıkar. 1930'lu yıllarda 20. yüzyılın başlarında İskandinavya'yı kasıp kavuran sınıf çatışmalarını önlemek gerekçesiyle bizzat SAP ve işçi birlikleri tarafından yapılandırılmıştır. Buna karşın, İsveç'in on yıllardır keyfini sürdüğü demokratik sol ambalaj, bizim '78 kuşağını hayran bırakabilmiştir!

(!) TRT'de skandal, 18-12-2006, Zaman.

(2) Broberg and Roll-Hansen, Eugenics and the Welfare State, 1997.

(3) ("... Laponların geçen yüzyıllarda kültürel eritme politikalarına hedef oldukları doğrudur. (Geçmişte bu tür asimilasyon, azınlıkları çoğunluk kültürü içinde eritme politikaları izlemeyen Avrupa ülkesi var mıdır?) Ama Laponların soykırıma ya da katliama uğradıkları doğru değildir. Toplam 85 bin dolayında nüfusa sahip olan Laponlar bugün İsveç, Norveç ve Finlandiya'da tam bir dil ve kültür özgürlüğüne sahip oldukları gibi, kendi meclislerini de kurmuşlardır. Bu bilgileri ansiklopedilerden edinmek mümkündür. "TRT'de skandal, 18-12-2006, Zaman.

(4) Broberg and Roll-Hansen, Eugenics and the Welfare State, 1997.

(5) Jon Jayray, "History Comments" 28 Temmuz 2005.

(6) "leute" ve "rasse" sözcükleri.


Zaman

29/12/2006
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Alev Alatlı
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Alev Alatlı:
İşte Alev Alatlı'nın sakıncalı bulunup yayınlanmayan yazısı


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 3


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

İbrahim Karagül: İşte Adamımız!
İşte Adolf Hitler'in en sevdiği yemekler
Budur işte, bu, bu!
İşte Alev Alatlı'nın sakıncalı bulunup yayınlanmayan yazısı
Kazimir Maleviç: Sanatçı
Kazimir Maleviç: Sanatçı
Diyanet'ten 'sakıncalı' ve 'sakıncasız Türk filmleri listesi
Dış politika yazısı
Hrant Dink Yazısı

"İsveç: İmaj her şeydir!" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke