2007'nin ilk yazısı...
Adımı, bir dergide yayımlanmış olarak ilk gördüğümde, yıl 1943'tü ve bendeniz de
15 yaşında, 9'uncu sınıftaydım.
"Yazı"yı bir ömrün en değişmez rotası yaparak yaşamanın çizelgesi; "gelişmiş" ve
"gelişmekte olma" ayrımının dışına çıkarıyor kalem emekçisini.
***
Ve "yazı" lezzetiyle bütünleşmiş olanların dünyası, öyle bir lezzetten yoksun
çevre, ortam ve kesimlerle beyinsel ve gönülsel bahçelerin tadını paylaşamıyor.
O bahçelerden kopamayanlar da, görünmeyen bir öksüzlükle, yetimliğe düşüyor; sık
sık da suçlanıyor, dışlanıyor, yok edilmek isteniyor.
***
Ama bendenize sorarsanız, "yazı"ya layık olma çabası, yine de değer her türlü
çileyi çekmeye.
Çünkü "yazı", insanlığı emziren tek memedir ve ondan yoksun kalmışlar; farkına
varmasalar da, gizli bir açlık içinde gelip geçerler dünyadan.
***
2007'nin ilk yazısı...
Yıl başında aile yakınlarıyla dostlar arasındaki buluşma, kutlama, yeni bir yıla
kadehler tokuşturup sarmaş dolaş olarak girme cümbüşünün, karşılıklı anısal
armağanlar verme bölümünde; yüreğinin, fırsat buldukça dışarıya da taşan
sürprizli esprilerle dolu olduğunu bildiğim sevgili Şafak Barış, ciltli bir
atlas büyüklüğünde karton bir kutu uzattı bana.
***
Karton kutuyu açtım, içinden Leonardo da Vinci'nin "Mona Lisa" portresi çıktı.
Gerçeğinin dörtte biri boyundaki röprodüksiyonlarından biriydi portre.
Tam:
- Çok mersi, diyeceğim sırada; arkasına baktım portrenin. Resmin arkasında,
pilli duvar saatlerinin arkasındaki siyah mekanizma kutusu vardı.
Evet, Şafak Barış'ın armağanı "Mona Lisa", bir duvar saatiydi.
***
"Mona Lisa" bir duvar saatiydi ama, nasıl bir duvar saatiydi?
Yelkovan, üstünde "Mona Lisa"nın sol gözü bulunan; tablonun açık pembe renginde
bir dikdörtgendi. Akrep ise, daha küçük boy, siyah bir dikdörtgen.
Saat çalışırken, "Mona Lisa"nın sol gözüyle birlikte yelkovan, tam bir daire
çizmeye başlıyordu. Akrep ise "Mona Lisa"ya bazen çatal bir bıyığın sarkık
yarısı, bazen çatal bir sakalın yarısı oluyordu.
Ve ancak saat 12'de, akreple yelkovan üst üste gelerek, "Mona Lisa"yı
bütünlüyor, tam bir "Mona Lisa" yapıyordu.
***
2 gündür gözlerim takılıp gidiyor, duvarda bir gözüyle ağır ağır dönen ve yüzü
sürekli değişip duran "Mona Lisa"ya...
Ve düşünüyorum; Leonardo da Vinci, ünlü eserinden üretilmiş kopyaların,
olağanüstü bir buluşla bir duvar saatine çevrilmiş olduğunu görse, acaba ne
yapardı?
Öfkeden camı çerçeveyi yere mi indirirdi, yoksa gülümsemekle yetinir miydi?
Doğrusu kestiremiyorum.
***
Medeniyet çatışmaları; medeniyetleri uzlaştırma nutuk, demeç ve gezileri...
Velhasıl, kitleleri avutmaya yarayan, politik kalıplara dökülmüş birtakım
lafazanlık.
Önce "gelişmiş"lik nedir, "gelişmekte olma" nedir?
Böylesi bir ayrımın tanımlamasını yapmak gerekmiyor mu?
***
Havaalanları, uçaklar, uçak motorları, ayrı bir medeniyet; apronlarda deve
kurban etmek ayrı bir medeniyet mi?
Her iki medeniyetin İstanbul'daki Atatürk Havalimanı'nda buluşması;
"medeniyetler uzlaşması" mı sayılıyor?
Ve bize özgü medeniyet de, küreselleşmeye başlarsa; yeryüzündeki tüm apronlarda
deve kurban etme yaygınlaşacak mı?
"Yazı" lezzetinin ortak tadı dışında kalmışlar âleminde:
- Evet de diyenler çıkabilir, hayır da...
***
Suyun kimyasal formülüyle, organik kimyada şekerin formülü de; şunların
medeniyetiyle, bunların medeniyetine göre değişiyor mu acaba?
Yoksa "medeniyet" diye, ibadet biçimlerine mi deniyor sadece?
Görülüyor ki politikanın diliyle, bilimin dili pek anlaşamıyor.
Öğretmen kadroları da, hangi dili benimseyeceklerinde zorlanıyor olmalılar.
***
2007'nin ilk yazısı...
Arada sırada duvardaki "Mona Lisa" saatine takılıyor gözlerim.
Sol gözü yelkovanın üstünde ağır ağır dolaşan "Mona Lisa"nın; çatal bıyıkları,
çatal sakalları oluştukça; eski halini anlatmak için bir övünme açlığına düşüyor
sanki gizemli portre...
Ve sanki saat 12'ye geldiğinde kurtuluyor övünme açlığından...
***
İşte Şafak Barış'ın eşi, yakınım ve can dostum Yk. Müh. Doğan Barış'la, tadını
çıkara çıkara, kahkahalarla konuşacağımız bir konu bu da...
***
Övünme tutkusundan kurtulamayanlar ve ya kendileriyle, ya ırklarıyla, ya
dinleriyle övünmeden edemeyenler; ola ki, Leonardo da Vinci'nin hayat hikâyesini
merak eder de, özümserlerse; çok daha değişik bir kimlik yansımasında kutlarlar
52 hafta sonrasını ve çok daha değişik bir açıdan bakarlar Irak faciasına...
Milliyet
03/01/2007