Türban sorununa mucizevi bir çözüm bulunmuş. Eski Cumhurbaşkanı Demirel
katıldığı bir televizyon programında türban sorusuyla karşılaştığında, lafı
döndürüp dolaştırıp, özetle, sorunun onu ilgilendirmediğini AKP'nin meselesi
olduğunu söylemiş. Sonra da, son iki Diyanet İşleri Başkanı'nın kızlarına
verdiği öğüdü açıklamış. Mehmet Nuri Yılmaz ve Ali Bardakoğlu, kızlarına 'Okumak
istiyorsanız, başınızı açın, öyle okula gidin' demiş. Çeşitli gazeteler, bu
örnek davranışı ideal çözüm olarak ve de 'Diyanet İşleri Başkanları kızlarına
söylüyor, gelinim sen işit' tarzında takdim etme yarışına girdiler.
Ben de, başörtülü kızları üniversite kazanınca, çocuklarına başlarını açarak
okula gitmelerini öğütleyen, tavsiye eden birçok insan tanıyorum.
İyi, güzel, demek ki, insanlar her koşul altında çocuklarının eğitimlerini
önemsiyorlar. Ama, konu bundan ibaret mi? Her şeyden önce, 'Neden bu koşullar
var' ve daha doğrusu bu koşulların neden asla sorgulanmadan, aynen devam etmesi
mecburiyeti var? Böyle çözüm mü olur?
Ne yapacaktı, Diyanet İşleri Başkanı konumundaki insanlar? Devletin önemli
kademelerinde olmalarının bağlayıcılığı bir yanda, aydın, müşfik baba
sorumluluğu diğer yanda, en makul davranışı sergilemişler o kadar. Yoksa,
mesele, Diyanet İşleri Başkanları bile kızlarının başını açıyor, 'Haydi kızlar
başı açık okula' çerçevesinde çözülmüş sayılacak bir mesele değil. İslamiyet'in
kadınların başlarını örtmesini emrettiği ayet konusunda tartışma olabilir ve
nitekim var.
Konuya ilişkin ayet farklı yorumlanıyor, dahası derin teolojik yorumlara
dayanmadan sadece kişisel bir tercih olarak örtünmeyen fakat kendini Müslüman
olarak tanımlayan milyonlarca kadın var. Bu ayrı konu. Kim ne derse desin,
bazıları, başörtüsünü inancın olmazsa olmaz koşulu olarak yorumluyor, başörtüsü
takmak istiyor. Söyler misiniz, bunun kime ne zararı var?
Bırakın Allah aşkına, 'Politik simge oldu, o nedenle yasak' falan diye laf
çevirmeyi. Ne simgesi ve ayrıca simgeyse simge size ne? İnsanlar bir sürü
politik simge taşıyabiliyor, sıra bu simgeye gelince ortalık toz duman oluyor.
Politik olarak, şeriat devleti önermek, bunun propagandasını yapmak bu ülkede
yasak. Bu yasağın arkasında bir sürü yasal güvence var, neden tüm bunlar yeterli
sayılmıyor, Cumhuriyet'in kurumlarına güvenilmiyor, iş zihniyet okumaya
vardırılıyor. Zihniyet okuma üzerinden hukuki yasak konulup, işletilir mi? İşte
başörtüsü yasağı böyle bir yasak. Gerisi bahane.
Ayrıca konu başörtüsü olunca, tutarsızlık had safhaya çıkıyor. Hem herhangi bir
konuda dini referans almak laiklik ilkesine aykırı sayılıyor, hem de bazıları
işlerine gelince, dini referansa başvuyor. Yeri geliyor, 'Başörtüsü İslam'ın
emri değil' diyen dini yorumlar ispat olarak ileri sürülüyor veya son durumda
olduğu gibi, Diyanet İşleri Başkanları'nın kızlarının durumu 'örnek' olarak
dolaşıma sokuluyor. Aileden örnek sergilemek ayrıca, insanların özel hayatına
saygısızlık.
Bakalım bu insanlar, babalar veya kızları, ne ve nasıl kararlar verdiklerini
başkalarıyla paylaşmak istiyor mu? Siz 'Haydi kızlar başörtüsüz okula'
seferberliği ilan etmek istiyorsunuz diye, konu mankeniniz olmak istiyorlar mı?
Son olarak, velev ki, kendileri de bu anlayışta olsun, burası laik ve demokratik
bir ülke değil mi? Neden herkes Diyanet İşleri Başkanı veya kızları gibi
düşünsün veya davransın. Herkesin bireysel tercihleri, kararları olamaz mı?
Görüyorsunuz, konu buraya gelince laiklik ve demokrasi işlemiyor.
Radikal
02/01/2007