Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 235 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Dücane Cündioğlu: Şiirinin önünde değil, arkasında kalan bir şair
Tarih: 31.12.2006 Saat: 07:48 Gönderen: karakutu
 

Mehmed Akif'in bilindiğini ama tanınmadığını söylersek, acaba abartıya kaçmış mı oluruz?

Hayır!

Kesinlikle hayır!



Mehmed Akif, 'biz' için yaşayan; 'biz'e hizmet eden; önemsediği, değer verdiği, hatta kutsadığı 'biz' için 'ben'ini feda etmekten çekinmeyen bir şairdi; bir dâvâ adamıydı, iddiası vardı; gerçekleşmesi için canını feda edebileceği sevdaları vardı. O, biz'e hizmet amacıyla yazdı; biz için yazdı ve yaşadı. Cemiyet-i beşeriye'ye, yani mensubu bulunduğu, ait olduğu topluma adadı kendisini. Bizler de onu öyle tanıdık; bizim için yaptıklarıyla, bizim için yazdıklarıyla, bize göründüğü kadarıyla.

Oysa bir de gizliden gizliye kendisini yazan, anlatan; kuytu köşelerde bir başına kendisini düşünen, kendisi için düşünen ve yazan bir Akif vardı; 'biz'e görünmek istemeyen, belli etmese de biz'den kaçan, kaçmaya çalışan bir Akif... Huzur-ı mahşerde nâm u nişanı anılmasın deyu "mahv-ı vücud" eyleyen, yani kendisini yok etmeye çalışan bir Akif.

Kim başarmadığını söyleyebilir ki? Başardı. Ne yapıp edip nazarımızın uzağına düşmeyi becerdi. Kalabalıkların içinde bile yalınız kaldı; hem de bile isteye yalınız kaldı.

Kur'an-ı Kerim'i tercüme ettiği o çetin yıllarda, dinlenmek için Mesnevî-yi Şerif'i iki kez -hem de şerhleriyle birlikte- hatmeden Akif'i, şayet Safahat'ında bulmak istiyorsanız, biraz sonlara doğru yürümelisiniz. Meselâ Safahat'ın 7. Kitab'ını biraz daha dikkatlice okumalısınız.

Hicranına, gecelerine, secdelerine ortak olmak istiyorsanız; evvelemirde, koynunda neyiyle, boynunda HİÇ yaftasıyla âvare âvare sokaklarda dolaşan Neyzen'in ehibbasından Akif'le hemhâl olmalısınız.

Bu Akif'i nerede bulaşabilir, onunla nerede tanışabiliriz?

Elbette resim arkalarına yazdığı o mini mini kıt'alarda.

Gölgesinin ardına gizlenen Akif, resim arkalarındadır; arkalarda, yani görünmemek için saklanıp gizlendiği hicran dolu suretlerin arkalarına, "ehibbaya selam olsun" deyu karaladığı kırık dökük mısralarda...

Tabii ki bir de mektuplarında. Akif, dostlarına yazdığı mektuplarda, kendisini gizlemeyi pek başaramaz; çok daha kendisi olur. Konuşmaktan çok susmayı itiyad edinmiş bu büyük adamın, gerçekte, susarken konuştuğunu, bilenler bilir. Mektuplarında –mektubun yazıldığı kişilere göre bazı farklılıklar taşısa da- sızısını, öfkesini, ızdırap veya sevinçlerini dışavurmaktan, belli etmekten pek kaçınamaz.

Hacı Baba'nın, yani Babanzade Ahmed Naim'in vefatından duyduğu teessür tek kelimeyle "fevkalâde"dir. Bu nedenle olsa gerek, Hacı Baba'sını pek bekletmemiş, vefatının ardından en çok iki yıl bekledikten sonra kadîm dostunun yanına gitmiştir; "Şeyh-i Ekber hakkında hüsn-i zannımın zerresini bile feda etmem" diyen, belki de hayattaki en yakın dostunun yanına...

Bizim için yazmış ve yaşamış bir şairin, 'bizim' için yaptıklarını önemsemediğimi söyleyemem. Nitekim ilgilenenler, vitrindeki Akif'le ilgileniyorlar; onu vitrinde, 'biz'in önünde, bizim önümüzde alnı pak, sırtı pek bir surette tutabilmek için hakikaten ciddi çabalar gösteriyorlar.

Biz, bizim için yazan ve yaşayan Akif'i iyi kötü biliyor, hatta –eğer tanımak denebilirse buna- az çok onu tanıyoruz.

Peki 'ben'? Ben, 'ben'ini de düşünen, ben için, ben'i için de yazmaya, yaşamaya çalışan, bile isteye gözlerden ırakta kalmayı seçmiş olan Akif'in her birimiz için, tek tek bizler için söyleyecek çok sözü olduğunu da biliyorum. Kısacası, Akif'in şiiriyetinin asıl bu vâdide ortaya çıktığını vurgulamaya çalışıyorum.

Şairler dervişlerin kardeşidir. Aynı kâseden içerler çünkü. Muhayyile'nin kâsesinden. Akif, bir "şair-derviş"tir. Kimsenin kuşkusu olmasın ki büyüklüğü de buradadır; hem de vitrindekilere bakmaktan gözleri kamaşmış olanların asla göremeyecekleri küçüklükteki bir büyüklük...

Biz'e boşverin, biz'i boşlayın demiyorum. Sadece 'biz' kadar, 'ben'in de ilgiye muhtaç olduğunu; üstelik 'ben' büyümedikçe, 'biz'in büyüyemeyeceğini söylüyorum.

Sorarım size, şiirinin önünde değil, arkasında kalan bu şairi keşfetmek için şimdi değilse, ne zaman yola düşeceğiz?



Yenişafak
31/12/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Mehmet Akif Ersoy
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Mehmet Akif Ersoy:
Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.5
Toplam Oy: 4


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Avni Özgürel: Uzun Mehmet kömür için öldürüldü
Mehmet Barlas: Gazete mi, gazeteci mi daha güçlüdür
Mehmet Bekaroğlu: Vesayet sistemi ve siyasi partiler
Taha Akyol: Mehmet Âkif'i anmak
Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı
Mehmed Akif'i hiç ağlarken gören olmuş mudur?
Haşmet Babaoğlu: Şehir hayatım... Sonbahar ve yağmur...
Fazıl Hüsnü Dağlarca Hayatını Kaybetti
Biz kirli elleriyiz hayatın

"Şiirinin önünde değil, arkasında kalan bir şair" | Hesap Aç/Yarat | 1 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: Şiirinin önünde değil, arkasında kalan bir şair (Puan: 1)
Gönderen: aover Tarih: 20.01.2007 Saat: 15:37
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
şair, şiir, eser,müessir ... bunlar değilmiki hep öze ulaşmaya sebepler,aynı zamanda perdeler.nereye varmak istiyorsanız oraya götürür.bilgin olmanın şartlarından biride iyi niyetli olmak değilmidir..dücane cündioğlu her zaman olduğu gibi yolu açmış teşekkür ederim


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke