"Sana bahşedilmiş olan çok sarsıcısı ise eğer, kendinden daha büyük,
kendinden daha öte bir şey olduğunu düşünürsün içinde. Bu ürküntüyle göklere
bakanların gözleriyle beslenir tanrılar bulutların üzerinde."
Kitapları, sanki hiç dokunulmamış, hiç boğuşulmamış gibi, tertemiz okuyup
bitirenlerden değilim. Kitabın sende izi kalıyorsa, senin de onda kalmalı.
Kitap senden geçtiyse, senin de o kitaptan geçtiğin belli olmalı.
Bu yüzden notlar alırım sayfalara, eğer hakikaten okumuşsam, eğer hakiki bir
kitapsa. Latife Tekin'in son kitabı "Muinar"ın da kenarlarını doldurdum bu
yüzden.
Yukarıdaki gibi bir cümle yazdım daha onuncu sayfada. Sonraki bölük pörçük
notlardan bazıları şöyle:
"Ürkek insan gözleriyle beslenen erkek tanrılardan usanmış olanlar nasıl da
özlerler oynak, hafifmeşrep, eski kadın tanrılarının güçlü dilini..."
Güçlü söz öldürür
"Diyeceğini, bir taşı yeryüzündeki doğru yerine yerleştirir gibi diyivermek,
öfkeyle dinç duran kişinin tek çaresidir. Çünkü söz güçlüyse ve söylenmezse
kişiyi soldurup öldürebilir."
"Yeryüzünün ekonomi-politiğinin 'aktüel' bir kocakarı tanrıçanın dilinden
şiiridir bu kitap. Ancak yazarın kendisine büyü yapabildiği kitaplar başkalarını
da büyüleyebilir."
"En çok Ege kıyılarında yaşayan kadınlar anlar tarih boyunca kendinden ve
kadınlardan nelerin çalındığını. Aldatıldığımızın taş işaretleridir bol memeli,
bereketli, eski tanrıça heykelleri."
"Hiç kimseye, özellikle de bir erkeğe ihtiyaç duymamak bir kadın için çok
ürkütücü olabilir, hep aksi sanılsa da. Dünyanın dışına atılma hissidir bu.
Bilekli kadınlar ancak kadın tanrıçaların kıvamını verdiği bir evrende sahip
oldukları gücün günah olmadığını anlayabilirler."
Büyücü kitap
Kimi kitaplar içlerinde kıvamlıca kaynayan, kanlı canlı bir büyüyle gelirler
size. İstedikleri sizi hayranlıktan felç etmek değil, içe sindirilmiş bir
eşitlik duygusuyla oyuna çağırmaktır. Latife Tekin'in "Muinar"ı bunu yapıyor;
okuyanı, bir sokak çocuğu teklifsizliğiyle kolundan sıkı sıkı tutup oyuna
çağırıyor, gelmeyene de dil çıkarıyor.
Kitaba "roman" denmiş "tür" olarak. "Hakiki yazı"nın bir "türü" olmayacağına
inanmakla birlikte bence yeni bir edebiyat türü bile sayılabilir, adı da sadece
"Konuşma" olabilir. Tekin, kitapta, "içine kaçmış" bir "kocakarı" ile konuşması
üzerinden "gençliğinin sonuna yaşlılığının önüne" hazırlanıyor. Aslında sanki
kendine bir büyü yapıyor. Kütür kütür bir şiir dilinde konuşan kocakarı,
ihtiyarlamayı şöyle tarif ediyor:
"... o gençlik, o tazelikten sonra, çınlama kuyusuna düşmüş gibi olacaksın,
duvarları yankı aynalarıyla kaplanmış..."
Sadece kadın da değil, Tekin dünyayı da şöyle bir ölçüyor şiir endazesi eliyle.
İnsana verilen ilk emrin "Oku!" değil, "Ölç!" olduğunu söylüyor. Erkek
tanrısını, tam da kitaptaki kocakarının ağzıyla söyleyecek olursak, donunda
sallayıp duvarlara çalan bir kitap bu. Derhal hızla okunup, kenarlarına notlar
alınıp, geçmeli, geçirilmeli üzerimizden.
Kütür kütür ağız
Bazı kalpler dolunay gibidir. Patlayacak gibi bir ışık, yuvarlağına sığmamış bir
parlama. Ay dolunayken patlamaktan korkar mı acaba? Korktuğu için mi kendini
dünya üzerinden tarif eder? Tıpkı kadınlar gibi...
Latife Tekin, edebiyat tarihine kütür kütür, sıtmalı, benzersiz diliyle geçtiği
kadar cesaretiyle de geçecek elbette. Ve, niyeyse biliyorum bunu: Bir sonraki
kitabında artık sadece "genç ağızlı bir kocakarı" olarak konuşacak. Çünkü,
kitapta da dediği gibi, "Dünyanın ihtiyacı var genç ağızlı bir kocakarıya"...
Böyle granit dillisine.
Milliyet
29/12/2006