Uzun zamandır, tüm televizyon kanallarını kasıp kavuran yerli diziler üzerine
bir şey yazmak istiyordum. Bir yandan siyasi gündem hep öne geçti, fırsat
olmadı. Diğer yandan, yazmadan birkaçını, biraz da olsa devamlı izleyeyim dedim,
sabrım yetmedi. Bu sabrı sadece, yayımlandığı zaman 'Asmalı Konak' dizisi için
göstermiştim, daha katlanılır olduğundan değil, tesadüfen izlediğim bölümler
beni çileden çıkardığı için.
Bu dizinin çizdiği tablo birçok yönden son derece rahatsız ediciydi; taşrada
aristokrasi yaratma çabaları, bunun sonucu olan afra tafra karakterler,
tantanalar, başroldeki 'âşık yerli erkek' diye yutturulmaya çalışılan cipli
maço, hizmetçiden olan torununun başını okşamaktan sakınan, onu sofrasına
almayan ama bir şekilde 'Anadolu hanımefendisi' diye yutturulan, başörtüsüyle
öğlen yemeğinde şarap içen postmodern cadaloz kayınvalide, hepsi kâbus gibiydi.
Radikal'de yazdım, yetmedi, Post-Express dergisinde uzun uzun yazdım, birileri
daha ses versin diye bekledim, kimse tınmadı.
Furya devam ediyor, ekranlar feodal ağalara, cipli maçolara güzellemeden
geçilmiyor. Havuzlu, hizmetçili, şoförlü, iki-üç kuşak tafralı aile tablosundan
geçilmiyor. Hepsinin içinden bir aşk masalı geçiyor, bu masal her şeyi temize
çekiyor.
Ben tam bunlara hayıflanıp duruken, iki hafta önceki Radikal İki'de, 'Cipler ve
aşklar' başlıklı bir yazı dikkatimi çekti. Özetle, Güneydoğu'da erkeklerin
ciplerini karılarından çok sevdiğinden, bu kadınların sevgi ihtiyacından söz
ediliyordu. Sanki Güneydoğu'daki erkeklerin çoğunun cipi varmış, kadınların tek
sorunu cipli kocalarının ihmaliymiş gibisinden bir itiraz yazısı. Nitekim, bir
sonraki hafta, yine Radikal İki'de Nezmi Yıldız imzalı bir eleştiri yazısı
yayımlandı.
Hepsi bu değil, ilginç olan, 'Cipler ve aşklar' başlıklı yazının yazarının,
kendisinin de, başrolünde 'cipli ağa'nın olduğu 'Zerda' dizisinin senaristi
olmasıydı. O diziyi aralıklı olarak da olsa izlemiştim. Hikâyenin tamamını
hatırlamıyorum ama erkek kahraman yine yarı feodal, yarı modern siyasetçi bir
cipli adamdı. Kadın kahraman, yani cipli ağanın sevgilisi ve sonra eşi, güya
'güçlü' kadın modeli olarak çizilmişti. Bu güçlü kadın modeli ayrıca tartışma
götürür, ama onun ötesinde Gaye Boralıoğlu'nun son yazısında söz konusu ettiği,
'O ciplerin hangi paralarla alındığı' konusuna falan pek girilmiyordu.
Galiba, sonra başrol oyuncusuyla anlaşılamayıp, dizide öldürüldü, ama o ana
kadar bu karakter etrafında eleştirel bir hava esmiyordu. Olay, çağdaş bir aşk
masalı seyrinde gidiyor, cipli ağa, ilkeli politikacı falan diye takdim
ediliyordu.
Özetle durum şu; bu dizilerin tümünde, iktidar ve toplumsal hiyerarşiler, dahası
tehlikeli bir maço kültürü, havuzlu ev, geniş aile, cip, büyük şirket gibi
semboller etrafında allanıp pullanıyor. Dahası, bir veya katmanlı aşk hikâyeleri
etrafında, temize çekiliyor. Paranın kiri, hiyerarşilerin çirkinliği, maço
kültürün yeni biçimleri, bu pembe tablo içinde görünmez kılınıyor.
Sonra, bu tabloya senarist olarak katkı sunmuş olan biri, bir kadın, kalkıp
cipli erkeklerin mağduru kadınlardan yakınıyor. Yukarıda söylediğim gibi, bu
yakınışın kendisi bile, aynı değirmene su taşıyor. Sorun sanki, cipli adamların
karılarına yeterince sevgi-özen göstermemesi.
Sanki, yoksa sorun kalmayacak. Nitekim, bu dizilerin dünyası, karılarını,
sevgililerini seven, 'romantik' cipli erkeklerin kahramanı olduğu bir dünya.
Sevilmeye değecek erkeklerin cipli, ağa, büyük şirket yöneticisi, muktedir
erkekler olduğu bir kurguda, tek sorun, tek eksik bu adamların kadınlarına karşı
nasıl davrandığı oluyor. Bu bakışla baktığınızda, 'Bu ağalar, beyler bir de
romantik âşıklar olsa, dünya ne güzel olacak, tabii sorunlar çıkacak, ama dizi
de ancak böyle sürecek' havası hâkim. Sanki sorun sadece ciplerine âşık
erkekler, yoksa cipli erkeklere âşık kadınlar değil.
Hikâyelerini, romantik ağalar, patronlar etrafında kuran, 'âşık olunacak erkeği'
önce iktidarıyla tanımlayıp sonra onu romantizmle, öyle değilmiş gibi yutturmaya
çalışmalarının öyküsü değil mi bu diziler? Bu tablo bize, kadın olmaları
durumunda, senaristlerin erkek-iktidar ilişkisine bakışları hakkında ipucu
vermiyor mu? Bu ipucu, kadınlar adına, çok ama çok rahatsız edici değil mi?
Radikal
28/12/2006