Bugünlerde bir gün, yakındır, o düşük yoğunluklu muhasebe kapıya dayanacak.
"Ne oldu şu geçen senede?" diye, bu soruyu sora sora peşimizden ayrılmayan
kendimizle, elleri belinde bir huysuz teyzeye benzeyen kendimizle, çekişeceğiz,
yakındır.
Ofislerde, jilet gibi pantolon-ceket takımlar içine saklanmış kız çocukları,
ajandaları çıkarıp not verecekler kendilerine. O ajandalarda hiç yazılı olmayan
gece yenilgilerine takılıp, sonra camdan dışarı takılıp, takılı kalıp bir anın
bir duygusuna...
Kravatları bir türlü yüzlerine uymayan oğlan çocukları, ne zaman kafaları
karıştığında okuldan sonra maç yapmış gibi üstleri başları dağılan o kocaman
görünüşlü adamlar, elleri ceplerinde, camlara takılacaklar. Beceremedikleri ne
varsa onlara takıla takıla... Akıllarından geçenler, bayramlıklarıyla çamura
yuvarlanmış gibi bir leke bırakacak yüzlerinde.
Ne zaman, 'artık çok geç'tir
Ömrünün sonuna yaklaşmakta olanlar "Artık çok geç" diyerek başlamadıkları bir
şeyler için "Acaba geçen yıl başlamış olsaydım yeterince zamanım olmuş olur
muydu?" deyip artık çok geç kaldıklarını düşünecekler yeniden. Dönüp duran bir
atlıkarıncaya tam atlayacakken vazgeçen, vazgeçmeseydi atlayabileceğini
düşünerek yeniden vazgeçen çocuklar gibi...
Hayata yeni başlayanlar, geçmiş seneyi düşünmeyecekler muhtemeldir ki. Onlar
geçmiş seneler yeterince biriktiğinde ne düşüneceklerini düşünüyor olacaklar
camlara baka baka, bir gün bırakamayacaklarını hiç bilmeden başladıkları o
sigaraların dumanını camdan dışarı, iyice dışarı üfleye üfleye. İzmaritini camın
dış pervazında söndürüp sokağa atarken bir geçmiş biriktirmeye çoktan
başladıklarını belki bilmeden.
Hayat müfredatı
Hepimiz kederli "yaz programlarının" çocuklarıyız oysa. Haklıyız
"becerememekte"...
Hangi yılın müfredatında başladı bu? Ya da birazdan toplama kampına
gireceklermiş gibi "Andımız"ı içen çocuklar hâlâ mustarip midir o hiç halden
bilmez uygulamadan? Öğretmenler okulun son gününde, tam kurtulacakken çocuklar
hayallerinin katlanıp "tuhaflık" adı altında paketlenip dolaplara
kaldırılmasından, "Yazın bir çalışma programı yapmalısınız kendinize" diyorlar
mıdır onlara?
Bazılarımız işte o yaz programlarını belki çok ciddiye almıştık. "9.00- Kalkış,
9.10 Yüz yıkama..." diye başlamıştık.
Tuhaflığımızı herkesten gizledik
"Hayat Bilgisi" kitabındaki ya da radyodaki "Oyun Bahçesi"ndeki çocuklar gibi
olmaya, dümdüz olmaya kararlıydık. Kaç gün geçerdi "program" tel tel olup
dağılmaya başlamadan? Sonra "o çocuklar" gibi olamayacağımızı anladığımızda,
herkesten gizleyerek bu "tuhaflığımızı" kendimize kim bilir büyüklerin bilmediği
ne işkenceler ettik.
Çocuk kederinden anlamaz büyükler. Dilimlenen zaman, çocukların perdeden renk
değiştirerek sızan ışıklara baka baka hayretler içinde ne ömürlerden geçtiğini
bilmez. Çocuğun o güneş ışığında tembel tembel hareket eden toz tanelerine bakıp
henüz kelimelerini bilmediği cümleler kurabileceğini boşluğa doğru... İlk kez
kaybettiği bir oyuncağını hatırladığında bir geçmişi olduğunu anlayıp
şaşıracağını...
Oyuna alınmadığı bir gün aklına geldiğinde sevilmemekten dehşetle korkacağını...
Sonra aniden kendinden başka kimsenin anlamayacağı bir şaka yapabileceğini iç
sesiyle...
Bunlar işte yaz bitip de okula dönüldüğünde, öğretmen, eli belinde bir teyze
gibi "Yazın ne yaptınız?" diye sorduğunda, çocuğun aklına gelemez ki bir türlü.
Gelse, o da tıpkı bizim gibi, bir yılın muhasebesini yapan bizim gibi, "Çok şey
yaptım aslında" diye göğsünü gere gere kompozisyonunu yazabilirdi.
"Yaz" kompozisyonlarında, ajandalarımızda yazılı olmayan ne varsa bizim onlar.
Ve aferin bize! Öyle ya da böyle, yaşayarak bir yıl geçti işte. Yazılı olmasa da
ajandalarımızda, biz bu yıl da epey yaşadık aslında.
Milliyet
24/12/2006