Yıl sonu muhasebesi geleneğini sürdürme bağlamında, 2006'ya şöyle bir bakıp
dünyada olup bitenleri genel çizgileriyle ele aldık
Yazarlar ve hırsızlık
Bu yıl yazma eylemiyle çalma eylemi arasındaki bağlantı, birkaç kez gündeme
geldi; yazarların tanrısıyla hırsızların tanrısının bir olması (Sayın Hermes)
boşuna değilmiş dedirtti bu gelişmeler. İlk suçlama Da Vinci Şifresi'nin ünlü
yazarı Dan Brown'a yöneltildi: Brown'un, roman malzemesinin önemli bir kısmını,
Leigh, Baigent ve Lincoln'ın yazdığı The Holy Blood and The Holy Grail'den
(Kutsal Kan ve Kutsal Kase) çaldığı iddiasıyla dava açıldı. Gazetelerin kültür
sayfalarının gündemini uzun süre meşgul eden davanın sonucunda Dan Brown
aklandı; yargıç, ifadeler birebir alınmadığı sürece başkalarının fikirlerinden
yararlanmanın intihal kapsamına girmediğine karar verdi.
Ian McEwan da benzer bir suçlamayla karşı karşıya buldu kendini: romanlarına iyi
hazırlanmasıyla, konusu ve karakterleriyle ilgili geniş çaplı bir araştırma
yapmadan yazmaya başlamamasıyla tanınan ünlü romancının, Atonement (Kefaret)
adlı kitabında, ölü bir yazarın anılarını yağmaladığı iddia edildi. McEwan, bu
iddiada bulunan gazeteciye verdiği yazılı yanıtta, bir romancının nasıl
çalıştığı, tarihsel veriler ve yaşanmış olaylar içeren bir kurgu ürününün
gerçeklerden ve yazılı kaynaklardan nasıl yararlandığı konusunda komprime bir
ders verdi. Pek çok ünlü romancı da McEwan'a destek verdi; öyle bir 'lobi'
oluştu ki iddiada bulunan gazeteci sonunda "Ben öyle demek istememiştim" demek
zorunda kaldı. Bu tür iddialar, romancılar arasında yeni bir uygulamanın
başlamasına da yol açtı: 2006'da yayımlanan pek çok romanın son sayfalarında
'kaynakça' verildi. Bazıları bunun gösterişçilikten ya da ukalalıktan başka
birşey olmadığında diretse de, görünen o ki giderek daha çok yazar bu yola
başvuracak.
Koca koca romancıların başına bunlar gelirse, yeni yetmelere neler olmaz ki?
Harvard öğrencisi Kaavya Viswanathan'ın yazdığı 'chick lit' türü romanı Opal
Mehta'nın pek çok bölümünün çalıntı olduğu, kaynaklar arasında Salman
Rushdie'nin bile bulunduğunu ilk duyuran, yine Harvard Üniversitesi'nin öğrenci
gazetesi oldu. Olay kısa sürede büyük gazetelere yansıdı ve anlaşıldı ki bu kez
iddialarda doğruluk pay var. Kitabın yayınevi kitabı geri çekti, Viswanathan'ın
sözleşmesinin iptal edildiğini açıkladı, ama bu süreçte, yayınevlerinin çalışma
biçimleriyle ilgili ilginç bilgiler ortaya çıktı.
Tüfek icat edildi...
İnternetin ve teknolojik gelişmelerin, yayıncılığı, kitapçılığı, hatta yazarlığı
ve okuyuculuğu kökünden değiştirmek üzere olduğu biliniyor: Son birkaç yıldır
her sabah kalktığında 'devrim olmuş mu?' diye pencereye koşanların sayısı az
değil. Atbaşı giden, ama birbiriyle nasıl etkileşeceği henüz kesin olmayan üç
gelişme var: birincisi, Google'ın başlattığı dev arşivleme çalışması. Dünyanın
en büyük üniversite kütüphanelerinden bazılarının da katıldığı bu projede
kitaplar dijital olarak taranıyor; birkaç yıl içinde içerikleri internet
üzerinden aramaya açık hale gelecek ve dolayısıyla bir terim aradığınızda
karşınıza yalnızca internetteki sayfalar değil, o terimin geçtiği kitapların
içinden paragraflar da çıkmaya başlayacak. Bazı yayıncılar Google'ı
desteklerken, bazıları telif haklarının çiğnendiği gerekçesiyle soluğu mahkeme
salonlarında almış durumda. İkinci gelişme elektronik kitap konusunda yaşanıyor:
Sony ve Philips gibi devler, ayrı ayrı geliştirdikleri 'e-okuyucu'larla
elektronik kitap piyasasını canlandırmaya çalışıyor. Sony her zamanki gibi kendi
cihazını yalnızca kendi sunacağı içerikle uyumlu olacak şekilde tasarlamış ve
internet üzerinden elektronik kitap satma işine de soyunuyor. Burada da telif
haklarının nasıl tanımlanacağı ve denetleneceği belirsiz. Üçüncü gelişme,
bildiğimiz anlamda kitabın çok daha kolay ve istenirse teker teker üretilmesini
sağlayan bir teknolojiyle ilgili. 'Print-on-demand' (talep üzerine basım)
teknolojisi uzun süredir kullanımda, ama ilk kez 2006'da 100,000 USD'lik bir
baskı makinesi geliştirildi. Fiyatlar böyle düşlerse iki sokaktan birinde
fotokopi dükkânları gibi matbaaların açılması, belki bir süre sonra evlere de
girmesi yakın görünüyor.
Kitapçılık zor zanaat
Kitapçılık uzun süreden beri yıldan yıla zorlaşıyor. Bunun başlıca nedeni, büyük
kitapçıların giderek büyümesi, küçüklerinse daha da küçülmek zorunda kalması.
Pazar payı gittikçe büyüyen Barnes and Noble gibi kitapçı zincirleri,
yayınevlerinden büyük indirimler alabiliyor, böylece de küçük kitapçıların
inemeyeceği fiyatlardan kitap satarak müşteri topluyor. Bu kadar güçlendikten
sonra da yayınevlerine kitapların biçiminden içeriğine dek pek çok şey empoze
edebiliyor, vitrin ve raf kirası alabiliyorlar. Küçük kitapçılar kendi
özerkliklerini, butik kitapçı olma özelliklerini koruyabilmek için canla başla
mücadele ediyor, kimi zaman 'mahalleli'nin destek vermek amacıyla sokaklara
dökülmesini ya da bağış kampanyası başlatmasını bile sağlayabiliyorlar. Yine de
2006'da pek çok küçük kitapçının sonu geldi.
Yayınevleri de büyük kitapçı zincirlerine mahkûm olmaktan pek hoşlanmıyor ve
alternatif dağıtım kanalları arıyor. Geçen yıl bu kanallara şarküteriler, giyim
mağazaları ve Starbucks gibi kafeler de eklendi.
Yeni yazarlar, eski yazarlar, devletliler
2006 yılı özellikle Meksikalı, Çinli, Hintli ve Nijeryalı genç yazarlar için
bereketli oldu. İran'da sansür, Beyrut'ta savaş çok sayıda yazarı olumsuz
etkiledi. Soljenitsin Rusça, Kundera'ysa Çekçe yayımlandı. Saddam Hüseyin'in
dördüncü romanı çıktı, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref ilk kitabını yazdı,
Venezuela Devlet Başkanı Chavez Birleşmiş Milletler kürsüsünden bir kitap
tanıttı, Cumhurbaşkanı Sezer'se 2006'yı kimseye Anayasa fırlatmadan geçirdi (ama
söylenenlere bakılırsa kendini zor tuttu) ve böylece en azından yurtta sulh baki
kaldı.
Bezirgânbaşı yayınevleri
Viswanathan olayını basit bir 'intihal vakası'ndan ayıran önemli bir ayrıntı
vardı: Kaavya henüz bir lise öğrencisiyken ve üniversite başvuruları yapma
aşamasındayken, bir 'paketleme' şirketiyle anlaşmış ve romanını geliştirmeleri
için onlara vermişti. Paketlemeciler de aynen bunu yapmıştı: Türünün klişelerini
oradan buradan alarak eldeki romana yapıştırmışlar, ardından anlaşmalı
çalıştıkları yayınevlerinden birine vermişlerdi. Alan da, satan da memnundu bu
uygulamadan: Yazarlar ünlü oluyor, yayınevleri de garantili mal satarak para
kazanıyordu.
Yayınevlerinin cinlikleri 2006'da başka yaratıcı çözümler de üretti. Bunlardan
biri, romanlara reklam alma uygulamasıydı. Sinema filmlerinde görmeye artık
alıştığımız 'product placement' (ürün yerleştirme) örnekleri bu yıl romanlarda
da görülmeye başlandı: genç kızlara yönelik bir romanda, bir makyaj malzemesi
markasının adı anıldı; karşılığında makyaj malzemesi üreticisi, romanın
tanıtımını üstlendi. Önümüzdeki dönemde bu uygulamanın daha net bir şekilde
akçelendirilmesini bekleyebiliriz sanırım; kitapların arka kapaklarına ünlü
yazarlardan övücü birer cümle almanın borsası çoktan oluştuğuna göre...
Bazı şirketlerse bir romanda adlarının geçmesiyle yetinemeyecek durumda; neyse
ki onların da yardımına koşan yayınevleri var. Amerika'da bir ilaç şirketi,
internet üzerinden Amerikalılara çok daha ucuz ilaç satan Kanadalı şirketlerin
rekâbetine dayanamayınca, internetten ilaç almanın tehlikeleri hakkında bir
roman yazdırttı. Lakin yazarlarla son noktada bir anlaşmazlık çıkınca, ilaç
şirketi kendi bumerangıyla vuruldu: Romanın iki yazarı, uluslararası bir
komplonun arkasında söz konusu ilaç şirketinin bulunduğunu gösterecek
değişiklikler yaparak acı bir intikam aldı.
Bu yıl kitap klipleri de yaygınlaşmaya başladı. Bunların bir kısmı sinema
salonlarında, bir kısmı televizyonda, çoğunluğuysa internet üzerinden gösterildi
ve genelde beğeni topladı, ancak satışlara nasıl bir etkisi olduğu henüz
belirlenemedi.
Büyük yayınevleri 2006'da küçük yayınevlerini almayı ya da başka büyük
yayınevleriyle birleşmeyi sürdürdü. Alamadıkları ya da birleşemedikleri
rakipleriyle kıyasıya bir 'kapak rekabeti'ne girdiler: Penguin gibi yayınevleri
kapak tasarımı yarışmaları açtı, okuyucuların kendi kapaklarını yapmalarını
sağlayacak bir düzen kurdu; Random House ise, klasik yapıtlar dizisinin
kapaklarının diğer klasik dizilerinin önüne nasıl geçebileceğini saptamak için,
hangi tür kapakların okuyucuya daha cazip geldiğini saptamaya yönelik ciddi bir
tüketici araştırması yaptı. Sonuçlarını 2007'de hep birlikte göreceğiz.
Radikal
22/12/2006