Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 238 Üye Adayı ve 12 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Makale: Luis Goytisolo: İyi Öyküler Anlatmak
Tarih: 25.12.2006 Saat: 07:56 Gönderen: karakutu
 

Konuştuğum kişi, kendi anlayışınca, çoksatar özelliğini yazınsal nitelikle bağdaştırabilen bir romancıya duyduğu hayranlığı şu sözlerle dile getiriyordu: “Sonuçta olay bu; iyi öyküler anlatmak”. Yanlış anlaşılmak istemediğim için itirazda bulunmadım. Ama aslında soru hazırdı: kimin için iyi öyküler? Hangi bakış açısından iyi?



Öyle ya, bazılarının hoşuna giden şey başkalarının hoşuna gitmeyebilir. Örneğin onun bunca övdüğü yapıt, yazarının doğrusu daha farklı bir yazı yaşamı umduran, uzaklarda kalmış ilk romanından başlayarak yazdığı herşey gibi, yenip yutulmaz bir basmakalıp romandı. Ama konuştuğum kişinin muradının ne benim fikrim ne de başka herhangi bir somut bireysel ya da toplu kendiliğin fikri değil, geniş okur kitlesi sayılanınki olduğu açıktı; oysa o okur kitlesine yerli yerince belirlenmiş çeşitli formüllerle ulaşmak mümkündür, ama bunların yazınsal nitelikle uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Gerçekte yazınsal yaratı okullarının ve atölyelerinin çoğu –bunun dışına çıkan pek azını biliyorum– bunu hedeflemektedir: ilk satırlardan başlayarak okurun ilgisini çekecek, geniş kitlelerce kolaylıkla benimsenecek bir düzenek kurmak. Öğretileri büyük bir olasılıkla doğru yoldadır, ancak yazınsal yaratı ele avuca gelmez bir şeydir, onu teknolojik kalıplarla yakalamanın yolu yoktur ve, çoğu durumda, elde edilen ürün, parlak bir temellendirmenin ardından, ortasına gelince gemi gibi su almaya başlar ve korkunç bir deniz kazasıyla sonuçlanır.

Gerçek yazınsal yaratı yaratıcı yeteneğin meyvasıdır, o da insanda ya vardır ya yoktur, ama hiçbir şekilde satın alınamaz, patenti çıkarılamaz, ticarileştirilemez ya da seri üretimi yapılamaz. O yüzden, toplumumuzda, yazınsal ya da sanatsal yeteneği, özel olarak faydalanılması haksız, hatta nerdeyse yasalara aykırı sayılan bir güzel doğa manzarası gibi, bir kamu malı sayma eğilimi var – bunun ilk farkına varanlar müzisyenler oldular.

Piyasanın önümüze sürdüğü iyi öyküler halkın yazınsal yaratıya karşı giderek artan ilgisizliğine son verme girişimine karşılık veriyor, o yüzden –XX. yüzyılın ikinci yarısında gelişmiş olan– o girişim büyük ölçüde savunma özellikli; eğer insanlar kitle halinde Proust ya da Faulkner okusalar, çoksatar henüz icat edilmemiş olurdu. Ne var ki o da durumu ağırlaştırmaktan başka işe yaramıyor, çünkü yazın etiketi altında satılan şeyle yazınsal yaratı olarak anlaşılması gereken şey arasındaki ayrılığı arttırmakta.

Öte yandan, roman türünü salt sinemaya ya da televizyona uyarlanması için bir taslağa dönüştüren süreci hızlandırmaktan başka işe yaramıyor; bu uyarlamanın asıl ürünün kendisi olduğu gittikçe daha açıklıkla ortaya çıkmakta. Bir moda, bir zevk değişikliği, daha önceki modelin yerine yenisini öneren bir dinamik değil söz konusu olan, göreneklerde derin bir değişim söz konusu; çeşitli görsel-işitsel araçların gündelik yaşamı istila etmesi ya da eğitimin genelde zayıflaması gibi bazı etmenler de on, yirmi, otuz yılda bunu giderek büsbütün hızlandırmış bulunuyor. 1989’da toplumda bu yönde algıladığım belirtileri kamu önünde açıklamaya başladığımda, ötede beride beni felaket tellalı ya da kıyamet habercisi diye nitelediler, bu nitelemeler, biraz ilerde açıkladığım üzere, her zaman yersiz kaçmıştır. Şimdilerde durumun gerçeği herkes için bir sır olmaktan çıktı ya, yayıncılarla kitapçılar kısa ve uzun vadeli tahminlerinde onu gözönüne almaya başlıyorlar.

Belli yazarlarla eleştirinin önemli bir bölümü, özellikle akademik eleştiri için ise aynı şey söylenemez, bunda da bir gariplik var gibi, çünkü olayların tuttuğu yönden en fazla etkilenenler doğrudan doğruya onlar. Akademik eleştiride, asıl yazınsal yaratının böylesine gerileyişinin etkisi örneğin eleştirmenin dikkatinin başka yere kaymasıyla kendini gösteriyor; dikkat giderek belli bir yazarın yapıtından çok, kişiliği, yaşamının en çok skandal yaratan yönü üstüne odaklanıyor, böylelikle insanın beklediği yazınsal çözümleme ya da inceleme boyalı basına uyar dedikodularda tükeniyor. Kendi açılarından romancılar da giderek çağdışı kalan bir türü işlediklerini kabullenmeye genellikle yanaşmıyorlar –oysa şairler bunu fazlasıyla üstlenmiş durumdalar–, direnişleri çoksatara sığınarak talihini deneme eğilimlerinin şiddetiyle orantılı artıyor. O zaman hiçbir dönemde bu kadar okunmadığı ileri sürülüyor ve sanki bu iki şeyin birbiriyle ilgisi varmış gibi, Balzac ile Dickens’ın ne oranda popüler oldukları hatırlatılıyor, sanki Dickens’ın bir tek sayfasındaki söylem yoğunluğu gelmiş geçmiş tüm çoksatarlara değmezmiş gibi. Ya da Jonathan Franzen’in kendi Amerikalı meslektaşlarının çoğunluğuna ilişkin olarak söylediği gibi: “Yazının tehdit altında olduğunu yadsıyorlar. Yeni teknolojiyle barışıyorlar.

Onun tutku verici olduğuna karar veriyorlar. Piyasanın onlardan hep istediği üzere, okur kitlesinin hoşuna gitme hedefini her zaman benimsemenin yazarı ferahlattığını keşfediyorlar. Ne büyük bir yük kalkıyor omuzlarından! Şirket kültürünün sunduğu ünlüleri –çeşitli Kennedy’ler, Arnold Schwarzenegger– seçmeye ve onlar üstüne öyküler geliştirmeye başlıyorlar. Kendilerini posmodern olarak adlandırıyorlar ve sistemin onlardan yararlanmadığını, kendilerinin sistemden yararlandığını sanıyorlar.”

İçtenlikle sanıyorum ki, şöyle bir miktar ihtiyatlı inançsızlık bu tür yazarlar için daha yararlı olurdu. Sonuçta hayat kısa ve yeryüzü önemsiz bir yıldız kümesinin enginliğinde kaybolmuş bir ufak gezegenden başka birşey değil. Kendini aldatmanın hiç anlamı yok. Nostaljiyi ya da yakınmalarımızı beslemenin de geçerliği olmaz. Ancak illetin ne olduğunu bilirsek –romanın ömrünü tamamlayışı o illetin belirtilerinden biri yalnızca– çaresini arayabiliriz.

Çare: insan denen varlığın özünü oluşturan en iyi niteliklerin yeniden birer ölçüt değeri kazanmaları. İllet dışardan, sınırlarımızı tehdit eden birtakım barbarlardan gelen bir kötülük değil, belli zihinsel ve duygusal özelliklerin genellikle tanınmaz olması ve niteliklerini yitirmesi. Yine de en karşıt koşullar içinde bile bu tür yoksunlukları aşarak yücelme atılımı insan varlığının yapısında bulunmaktadır.

El Pais gazetesi, 6 Mart 2004

İspanyolcadan çeviren: Neyire Gül Işık

 

kitap-lık

Sayı: 71 Nisan 2004


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Makale
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Makale:
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Bir Toplum Mimarı Olarak Yahya Kemal
Bir İmparatorluğun Sonu
Kasırgalar yerine, hafif bir meltem biraz da...
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj
Kalkınma yöntemi olarak sosyalizm
‘Muhafazakâr sinema yazarı’ tam olarak ne demektir?
Dağ fareyi doğurmak üzere
Coca Cola Ve Fare
Dünya Klasikleri ile aranız nasıl?
Selim İleri: Bu şehirde Edip Cansever'le...
İsrail ablukasını ‘Onur’la deldiler
Kara Kedi
Aynı evin kedileri
Obez kediler
Büyükanıt: Örgütün arkasındakilere bakın
Keskin bir mesaj....
Hasan Cihat Örter'den mesaj var

"Luis Goytisolo: İyi Öyküler Anlatmak" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke