"Yazar mutlu olsa yazamaz", "Mutluluk aptallara özgüdür", "30-40 yaş arası
karımla mutlu olduğum için, 40-50 yaş arası öteki yazarların olmadığı kadar
başarılı olduğum için suçluluk duydum" cümleleri sizin…
Çeşit çeşit mutluluk var. Bu ödül bir düzeyde beni mutlu etti.
Bu durum sizin için nasıl isimlendirelim; Mutluluktan mutsuz olmak mı?
Hayır, şöyle diyelim; Mutluluk hayatın amacımıdır? Bundan önceki kitaplarımda
mutluluğu sorguladım; aile mutluluğunu, herkesle birlikte mutlu olmayı, yüzeysel
kutluluğu… Bizdeki gibi ekonomik sıkıntıları, yoksulluğu, siyasal dertleri bol
bir ülkede mutlu olmak -ahlakı açıdan- ne kadar doğrudur. Bu benim için doğru
bir sorudur. Kar romanım yüzeysel olarak politikti, aslında başkaları dert
içerisindeyken bizim mutlu olmaya ne kadar hakkımız var, bireysel mutluluğumuz
ile toplumun mutsuzluğu arasına bir çizgi çizmeye ne kadar hakkımız varı da
sorguluyordu.
* * *
Nobel Edebiyat ödülü sahibi yazar Orhan Pamuk, gemileri yakarak yazarlık
yoluna çıktığını ve iğne ile kuyu kazarak bugünlere geldiğini söyledi
İğnesi Nobel'e değen yazar
Yazarlığa bedel ödeyerek yürümüş, gemileri yakarak yola çıkmış bir yazar Orhan
Pamuk.
Düşünüyor, tartışıyor ve yazıyor.
O siyasetçi değil, bir romancı.
Her romancı kadar isyankâr, aykırı, meraklı, azimli, acı çeken, umut büyüten,
duygusal ve iyimser.
İçinden çıktığı toplumunu çelişkileriyle sevecek kadar rasyonel.
301'den yargılanması içine korku düşürmemiş, kendi olarak kalmaya kararlı fakat
biraz daha temkinli.
Yalnızlığı, kendine dönmeyi, kitaplarına sığınmayı seviyor.
Ünlü olmanın getirdiği şımarıklılığı yüklenmek yerine tevazuu tercih etmiş.
"Ben değişmedim, değişmeyeceğim" diyor Cihangir'den İstanbul'a bakarken.
"Türk'ün Nobel'le imtihanı" kazasız belasız geçiyor.
Rahat bırakalım Ortan Pamuk'u hayatını yaşasın.
Normalleşmesine izin verelim, ona ne "hain" ne de "kahraman" muamelesini reva
görmeyelim.
Yeni yeni misyonlar yüklemeyelim, abartmayalım, başarıyı taşınabilir olmaktan,
sevinci yaşanır olmaktan çıkartmayalım.
Her yazar önce kendi toplumuna seslenir ve her yazar önce kendi toplumundan,
kendi değerlerinden beslenir. Bu hiç değişmez. Nobelli Orhan Pamuk bizim
toplumun rengidir.
Başarıda da empati olur, Nobel'i bizim Orhan Pamuk aldı.
Normal toplumlar yazarını cesaretlendirir.
Yazar "iğneyle kuzu kazarak" gelir maziden bugüne.
Orhan Pamuk'un iğnesi Nobel'e değdi.
Pamuk örneğinden hareketle yazarlarına eksik bir hayatı dayatmaktan vazgeçmeli
toplum ve devlet.
Rahat bırakırsak eğer, yazar bildiğimizi bilmediğimiz şeylerden söz etmeye devam
edecek.
* * *
Nobel almak sizi mutlu etti mi?
Nobel Edebiyat Ödülü beni mutlu etti…
"Yazar mutlu olsa yazamaz", "Mutluluk aptallara özgüdür", "30-40 yaş arası
karımla mutlu olduğum için, 40-50 yaş arası öteki yazarların olmadığı kadar
başarılı olduğum için suçluluk duydum" cümleleri sizin…
Çeşit çeşit mutluluk var. Bu ödül bir düzeyde beni mutlu etti.
Bu durum sizin için nasıl isimlendirelim; Mutluluktan mutsuz olmak mı?
Hayır, şöyle diyelim; Mutluluk hayatın amacımıdır? Bundan önceki kitaplarımda
mutluluğu sorguladım; aile mutluluğunu, herkesle birlikte mutlu olmayı, yüzeysel
kutluluğu… Bizdeki gibi ekonomik sıkıntıları, yoksulluğu, siyasal dertleri bol
bir ülkede mutlu olmak -ahlakı açıdan- ne kadar doğrudur. Bu benim için doğru
bir sorudur. Kar romanım yüzeysel olarak politikti, aslında başkaları dert
içerisindeyken bizim mutlu olmaya ne kadar hakkımız var, bireysel mutluluğumuz
ile toplumun mutsuzluğu arasına bir çizgi çizmeye ne kadar hakkımız varı da
sorguluyordu.
Mutluluğu bencillik olarak mı görüyorsunuz?
Eğer insan başkalarının derdiyle ilgilenmemişse, hayatını yalnızca kendi
mutluluğunu inşa etmeye göre kurmuş ve sonra da mutlu olmuşsa ben o mutluluğu
sevmem. Ama ben 32 yıl roman yazdıktan sonra, -Nobel ödülünde olduğu gibi-
romancılığımın bütün dünya tarafından tanınmasına, saygı duyulmasına yol açan
bir ödül almışsam, o zaman ödülümün tadını çıkarmaktan suçluluk duymuyorum.
SUÇLULUK DUYACAK NE VAR?
Fakat mutluluk ile suçluluk duygusunu her zaman ilişkilendiriyorsunuz.
Evet ama bu durumdan suçluluk duymuyorum. Zaten suçluluk duyacak ne var.
Bu toplum öfkelerini de sevinçlerini abartarak yaşıyor. Siz ikisini de ardı
ardına yaşadınız. Toplumun bu uç tavırları bir yazar tarafından taşınabilir bir
şey mi?
İkisi de benim dışımdan bana yöneltilen durumlar. Bu kadarına hiçbir zaman talip
olmadım. Sevgiye evet ama mahkeme kapılarındaki öfkeye asla… Yaşarken büyük
sıkıntılar çektim ama bugün bende bıraktığı kırgınlık, kızgınlık ruhumda açtığı
yaralar yok. Taşınabiliyormuş ki, taşıdık ve aslanlar gibi karşınızdayız..
NE HAİNİM NE DE KAHRAMAN
Toplumsal algılamamız içinden hainleri de kahramanları da aynı kolaylıkta
çıkartabiliyor. Yine size bu iki sıfatla da hitap edildi…
Toplum abartıyor. Ne 'hain' dedikleri hain, ne de 'kahraman' dedikleri
sandıkları kadar kahraman. Ne yazık ki, toplum bu iki kelimeyi çok kolay
kullanma alışkanlığı var. Toplumun bana hain demesini de kahraman demesini de
istemem. Öyle sık kullanılıyor ki, zamanla ikisinde değeri kalmıyor.
Halk sizi nereye doğru sürüklüyor?
Toplum beni nereye sürüklemek istiyor bilmiyorum, ama beni bir yere
sürükleyemezler, telefonu fişten çekerim, kimseyle konuşmam romanımı yazarım.
Zaman zaman işler sizin kontrolünüzden çıkabiliyor ve onun faturasını size
ödetmek isteyenler beliriyor.
Fiş çekmek pek kolay değil, toplumun insanı baştan çıkaran bir gücü de var…
Var ama hem mutlulukta, hem öfkede, hem sevgide buna bir sınır koymalıyım.
Bu, hareketi bol günlerden sonra sakin bir limana demirleyebildiniz mi?
Demirledim, inşallah demir tutar.
Siyasal söylemleriniz çok tartışıldı, tartışılıyor…
O konular yaşandı ve kapandı, yeniden açıp açıp yaşamak istemiyorum, arkamda
kalmış konular…
Cumhurbaşkan'ı Sezer Nobel sonrası sizi tebrik etmedi…
Her şeyi Cumhurbaşkanı'ndan beklememek lazım. Bir gün Cumhurbaşkanının tebrikini
çok fazla önemsemeyeceğimiz bir toplumda yaşayacağımıza inanıyorum. Kazandığımız
bir şeref, bir sevinç devlet tarafından onaylanırsa daha büyük bir sevinç daha
büyük bir sevinç olmuyor. Yaşadığımız sevinçlerin, başarıların tadını çıkarmak
için devletten onay almamız gerekmiyor. Başbakan Erdoğan, Dışişleri bakanı
Abdullah Gül aradılar tebrik ettiler, müteşekkirim, başkası da tebrik etmemiş,
bu benim için bir üzüntü kaynağı değil. Ben İstanbullu sivil bir yazarım.
Devletten onay beklemem, gelirse sevinirim, gelmezse ilişmesinler yeter.
Devletin görevi bana onay vermek değil, düşünce özgürlüğüne ortam sağlamaktır.
Devlet yazarlara ne yapacağını söylemez ya da devlet beğenmediği şeyi yazan
yazarı hapse atmaz.
Kim cumhurbaşkanı olsun sorusunun sizde bir karşılığı var mı?
Türkiye'nin önünde başka dertleri varken bunu hiç düşünmedim. Bu sorunun
ilgilileri siyasete talip olanlar. Ben ileride yine siyasi demeçler verebilirim,
ama daha kültürel siyasi konularda olur.
Çevrenizde sizi rahat eleştirenler var mı?
Var. Eleştirilere de açık biriyim. Bütün yazı hayatım yazdıklarımı birilerine
okumakla geçer. Hiçbir yazımı başkasına göstermeden yayınlamam. Hem bir değil
beş altı kişiye gösteririm.
Kim onlar?
Hayatımı paylaştığım yakınlarım… Kimi yazarlar, hiç kimseye okumadan bastırır
romanını. Bu bana korkunç gelir. Ben beş sayfa yazsam da, birilerine mutlaka
okumalıyım, ondan büyük zevk alırım. Benim için en önemli şey, yazdıklarımı
başkasının bakışından görmektir. Her baba gibi evde konuşuruz aldığım ödülleri,
başarıları… Kızım Rüya çok alçak gönüllüdür, o niyetle söylemediğim halde, "Baba
kibirlenme" der. Artık yaşı ilerledi, bana daha çok karışıyor ve sahipleniyor.
KAÇMA EDEBİYATI YAPMIYORUM
Edebiyatı, romanı bir zırh olarak gördüğünüz oluyor mu?
Edebiyat, bir ülkenin ruhuna, kültürüne, tarihine sorunlarına sıkı sıkı bağlı
olmalı, ama onun güncelliğine değil. Güncel konuları işleyecekse de onu derinden
ele almalı. Benim edebiyatım bir kaçma edebiyatı değil. Ülkenin asıl dertlerini
görmezlikten gelmektir kaçmak. "Gazetecilik edebiyatın ölümüdür" yargısını
bilirsiniz. Edebiyatçılar için sert bir yargı. Aktüalite, gündem edebiyatın
eklenmeyeceği bir şey değildir.
Nobelli yazar olmak, edebi ve siyasi sürecinizi nasıl etkiler?
Etkilemez. Sözümün daha çok dinlenmesine, daha çok etki yapmasına yarar. On yıl
önce, -daha az ünlü olduğumda- siz bana güncel bir konu hakkında soru
sorsaydınız, düşündüğümü hemen söylerdim. Şimdi ise, sözümü birazcık daha
seyretmeliyim, daha az konuşsam da sesimin daha güçlü çıkacağını biliyorum. Buna
uygun davranacağım. Ben Nobel'i alan en genç 5 içerisindeyim.
Okur ile aranızdaki ilişkiyi kontrol edebiliyor musunuz?
Edemiyoruz. Biz yazarların yumuşak karnı da budur. Başkaları araya girer hep.
Hiçbir yazar kendi halkının sevgisini, saygısını, ilgisini kaybetmek istemez.
Yazar olarak hem kendi kimliğinizi, kişiliğinizi koruyacaksınız, hem de
sevileceksiniz ki kendi kimliğinizle ifade ettiğiniz düşünceler de kabul
edilsin. İşin en sonunda yaşadığınız kültüre, ülkeye bağlılık, o ülkenin
değerleriyle birlikte yaşamak vardır. 32 yıldır Türkiye'de yazıyorum. 32 yıldır,
önce Türk okuru tarafından sevilmek istiyorum. Bunu da büyük ölçüde başardığımı
düşünüyorum. Şimdi bazıları kızıyorlar ve bazıları da kıskançlık yapıyor.
Türkiye'de yaşayan herkes, benim bazen sert de olsa eleştirel yorumlarımın
olduğunu biliyor. Bir yazar en sonunda yaşadığı millete seslenir. Milletin
kalbini kırmak istemez.
Araya girenlerden dolayı okur kaybettiğinizi mi düşünüyorsunuz?
Hayır. Ne siyasi olaylar ne 301, ne olursa olsun benim okurla ilişkim hep aynı
kaldı. Ayrıca bir de okur dışı ilgi oldu. Okurum olmayanlar da beni tanıyorlar.
Nobel aldığım için dünyanın en iyi yazarı değilim
Yazar için çok önceden hedef olarak belinlenebilen bir rasyonellik mi Nobel?
İleride paşa olacaksın gibi, "Nobel alacak adam" diye bir laf yok. Nobel hiç bir
yazar için hedef değildir, çükü, onun kime verileceği, ne olacağını kimse
bilmez. Yazarların aklından geçer Nobel'i alsam, ama pek çok yazar arkadaşım
var, kimse bu düşünceyi ciddiye almaz.
Nobelli olmak sizi edebiyatın zirvesine taşımış mı oluyor?
Hayır, Nobel aldığım için dünyanın en iyi yazarı değilim. Nobel beni edebiyatın
zirvesine taşımıyor ama kazandırdığı bir itibar var, yaygılık var, size karşı
oluşan merak var.
Türkiye dışından ne tür tepkiler alıyorsunuz?
Hayatımda iç dış diye bir ayrım yok. Türkiye'de olduğu gibi her ülkede de
yazdıklarınıza dair olumlu olumsuz eleştiriler çıkar. Kitaplarım 50 dile
çevriliyor. Nobel'den önce 46'ydı. Bu konuda dünyada ön sıralardayım.
Kıskananlarınızın sayısı rahatsız edecek kadar var mı?
Çok değil, ama beni rahatsız edecek düzeye ulaşabiliyor. 20 yıldır bana takmış
olanlar var, her bahaneyle yazıyorlar. Artık ben onlarla meşgul olamam. Hayatta
geldiğim yer onlarla didişmek değil mutlu olmak.
Edebiyatı siyasi konulardan ayrıştırmak gibi bir kaygı taşıyor muzsunuz?
Taşıyorum. Siyasi konuları ele alan bir romandı Kar. Kültürel siyaset,
toplumların yapısındaki yaralar, temel çelişkiler… bunlar kitaplarımda var,
olmaya da devam edecek…
Yaşar Kemal, yıllardır Nobel ödülüne başvurduğu halde alamadığı için "40 kitap
yazdım. 1973'ten bu yana Nobel'e adayım, ölene kadar da aday olacağım. Yazar
olduğum için üzgünüm. Bir daha dünyaya gelsem traktör şoförü olurum" dedi.
Yaşar Kemal, çok değer verdiğim büyük bir yazar. O lafı her zaman söyler. Kaç
kere traktör şoförlüğü yaptığı mutlu yıllara gönderme yapmıştır. Bu demeç bende
başka bir anlama gelmiyor.
Aldığınız parayla ne yapacaksınız?
Yazmakta olduğum Masumiyet Müzesi kitabıyla ilgili bir projem var ama elimde
tutulur hale gelmeden konuşmayı doğru bulmuyorum.
Yeni romanlar kafanızda dolaşıyor mu?
Çok. Yazacağım beş altı kitap, Kolombiya Üniversitesi'nde vereceğim konferans...
Mehmet Gündem
Yenişafak
23/12/2006