Belli ki siyasi gündem artık hep Çankaya savaşları çerçevesinde dönecek, her
konu dönüp dolaşıp oraya geliyor. Önce Cumhurbaşkanı telaffuz etti, şimdi
muhalafet topyekûn erken seçim istiyor.
Şimdiye kadar, 'Nedir gerekçe, erken seçimi gerektirecek ne var?' diyordum,
vazgeçtim.
Hadi, 'Siyaset bir algılama meselesi, madem Çankaya merkezli bir kriz algılaması
var, erken seçim çağrısı da yapılabilir' diyelim. Ama bu, krizi çözmek için iyi
bir yöntem mi veya çözebilecek mi? Bir kere, sırf Cumhurbaşkanı'nı 'onlar'
seçmesin diye ve Meclis'te çoğunluğu belki kaybederler umuduyla erken seçim
istemek, o seçimden hayır beklemek nasıl bir durumdur, düşünmek lazım.
Dahası, Meclis içindeki ve dışındaki muhalefet partileri, hangi alternatif
politika önerileri, hazırlıkları ile seçime girmeyi düşünüyorlar merak ediyorum.
Ama bu ülkede nasılsa böyle bir hazırlığa gerek yok, her şey öncelikle laf
dalaşı etrafında gelişiyor. Diğer taraftan, ne politika yapanlar ne de seçmen
nezdinde, ilke, tutarlılık diye bir kaygı olmadığı için, döneme uygun bir imaj
bulup ona yüklenmeniz de mümkün. Bakın Susurluk kahramanının demokrasi mücahidi
sayılmasının bile mümkün olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Peki tüm bunlara rağmen, ya seçimden yine AKP galip çıkarsa, muhalefet veya kriz
algısında olan herkes ne yapmayı düşünüyor? Bakın AKP, parasını alırsa Nazileri
bile iyi pazarlayabilecek bir reklamcıyla anlaşmak üzereymiş. Burası, imaj
çalışmasıyla üç ay içinde yüzde 7 oy alınabilen bir ülke. AKP oylarındaki,
iktidar yorgunluğu nedeniyle oluşan düşüş, reklamla bir miktar kapanır, benzer
Meclis tablosu ortaya çıkarsa ne yapacaksınız? MHP Genel Başkanı, Erdoğan
cumhurbaşkanı olursa, 'Oradan da indiririz' demiş. Bu ülke bu kadar yıpranmayı
nasıl kaldıracak, düşünen var mı?
Düşünmesi gerekenlerden biri de iktidar tabii.
Ben de, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasının iyi bir fikir olmadığını
düşünenlerdenim, gerekçelerini defalarca yazdım. Ama, bu tartışma, makul
gerekçeler etrafında geçmedi, geçmiyor ve bu muhalefet söylemi iktidarı adeta,
cumhurbaşkanlığında ısrar etmeye mahkûm ediyor. Bu hiç de iyi bir gidiş değil.
Dahası, öyle görünüyor ki, ne muhalefet ne de iktidar bu gidişin vahametini
kavrayabilmiş değil. Yok, mesele darbe ihtimali değil, ama bu ihtimal olmadan da
demokrasi yıpranması, bir ülke için vahim bir durumdur.
Muhalefet demokrasiyi, her türlü manevranın devreye sokulabileceği bir imkânlar
alanı, iktidar partisiyse, demokrasiyi, hâlâ Meclis çoğunluğunun kafasına göre
takılabildiği bir düzen zannediyor. Bunu bildiğim halde, geçenlerde, Adalet
Bakanı'nın, seçim barajının düşmesi konusundaki açıklamalarını duyduğumda
dehşete düştüm (14 Aralık, NTV Haber). Özetle, 'Yüzde 10 baraj bile istikrar
getiremeyebiliyor, yüzde 7'lik, 5'lik, 3'lük partilerle ne yapacaksınız, bunlar
mahalle bakkalı, süpermarket devrinde, mahalle bakkalı ile mi rekabet
edeceksiniz' diyordu.
Yüzde 5'lik partiye 'mahalle bakkalı', kendisine süpermarket gözüyle bakan bir
Adalet Bakanı! Skandalı apronda deve kurbanında aramayın, skandal olan bu ve
buna benzer açıklamalar, anlayışlar.
Türkiye muhalefetiyle, iktidarıyla çok vahim bir tablo sergiliyor, Çankaya
savaşları bu tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Dünyanın, Ortadoğu'nun
içinde bulunduğu bu kritik dönemde, Türkiye gibi bir ülkenin şu hali, durumu
daha da ciddiye almamızı gerektiriyor. Bilmem böyle bir derdi olan var mı?
Radikal
21/12/2006