Eski CHP Milletvekili Ertuğrul Günay ve eski RP Milletvekili Mehmet Bekâroğlu,
İslami Sol bir parti kurmayı düşünüyorlar. Bu yazı bu girişim üzerinedir:
Dünya muhaliflerinin yıllardır Dünya Sosyal Forumu adı altında toplanıp küresel
muhalefeti örgütleme çabaları, sürecin kendi içinden ve dışarıdan eleştirildi.
Söylenen şuydu:
"Toplaştınız toplaştınız, ee? Ne oldu yani şimdi?"
Yeni direniş dili
Sürecin "parti" gibi, "hareket" gibi geleneksel anlamda bir somut sonucu
olmadığı için o büyük toplantıların hiçbir işe yaramadığı söylendi çoğu kez.
Oysa bu eleştirileri getirenler, Lübnan'a gidip Nasrallah'ın konuşmalarını
dinlemeli, İranlı lider Ahmedinecad'ın Bush'a yazdığı mektupları okumalı,
Chavez'in BM Liderler Zirvesi'nde yaptığı konuşmaları duymalıydı. Bu üç metinde
ve bütün dünyanın sokaklarındaki muhalefette aynı dil kullanılıyordu:
Dünya Sosyal Forumu süreciyle oluşan "yeni direniş dili". Forumda, Berlin
Duvarı'nın yıkılmasından önce kullanılan sol söylem yenilendi, zenginleşti,
"imparatorluk karşıtı" bir lügat gelişti yeryüzünün muhalif ağzında. Bugün
Nasrallah'ın Ortadoğu'ya, Ahmedinecad'ın İslam dünyasına ve Chavez'in önce Latin
Amerika'ya, sonra da bütün dünyaya hitaben yaptıkları konuşmalar bu yeni dilden
yararlanıyor.
Beyrut'ta Nasrallah-Ahmedinecad-Chavez üçlüsünün aynı afişte yer alması boşuna
değil. İmparatorluğa karşı sözlerini birleştirenler saflarını da birleştirme
arayışı içindeler. El yordamıyla.
Toprağı, suyu, havayı ve en çok insanoğlunu ezip geçen neo-liberal cehenneme
karşı oluşan bu yeni direniş kültürüne Türkiye'de pek rağbet yok. Meclis
kulislerinde duble paçalarıyla gezip delege kellesi hesabı yaparken yoksullarını
unutan sosyal demokrasi, bu yeni dili "çocuksu" bulup tenezzül etmedi. Ulusal
Sol, Misakımilli sınırları dışından gelen her şeyin "komplo" olduğunu düşündüğü
için elini bile sürmedi.
Mülkiyet sorununa bakış
Özgürlükçü Sol, eski örgütlülük anlayışını tersyüz ettiği için bu yeni açılımı
yeterince ilgiyle karşılamadı. Şimdi bu gözlem ve yorumlardan kalkarak, bilhassa
parti fikrini ortaya atanlara sormak lazım:
2000'in başından beri tartışılmaya başlayan "İslami Sol" kavramının bugünkü
partileşme gayreti, yeryüzünde gelişmeye başlayan bu yeni direniş kültürünün bir
sonucu mudur? Bu yeni dilden ve tavırdan ne kadar yararlanmak niyetindedir?
Marks'ın "Din, kitlelerin afyonudur" sözünü kerteriz alan sol ideolojiyle yola
çıkan yeni siyasi hareket, "afyonsuz" bir dini, muktedirlere "ayık" kalınan bir
düzeni nasıl tasavvur etmektedir?
En temel anlamda mülkiyet sorununa nasıl bakılacaktır?
"Mülkün tek sahibi Allah'tır" diyen bir dünya görüşü ile "Mülk, kimsenin
değildir. Öyleyse hepimizindir" diyen bir ideolojinin kesişim noktası neresidir?
İktidar sorunu nerede çözülecek?
Barışma çabası eski
"Tek muktedir Allah'tır" diyenlerle "Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz" diyenlerin
sözü nerede çakışacaktır?
Cevaplara göre bu hareket, Şeyh Bedrettin'e yürüyebilir, Nasrallah'a da.
Açıklamada şöyle deniyor:
"Türkiye insanının çağdaş talepleriyle toplumun temel değerlerini bir araya
getirmeye çalışıyoruz."
Türkiye'de solun "toplum değerleriyle barışma" çabası eskidir. Hatta solun bu
değerlerle "bozuşma" cesareti gösterdiği bile şüphelidir. Daha "barışık" bir
sol, sol kalabilir mi? Soldan daha fazla barışmasını isteyenler, solu istiyor
olabilir mi?
Milliyet
20/12/2006