Harvard Üniversitesi Yayınları, 'I Tatti Rönesans Kütüphanesi'nin ilk
meyvelerini almaya başladı. Harvard, Yeni Latince klasikleri çift dilli olarak,
ciltler halinde günümüz okuyucusuyla buluşturuyor
'Uygar dünya' olarak tanımladığınız coğrafyada hâkim bir kültür ve bir dilin
olduğunu, yapıtlarıyla (öldükten sonra bile olsa) bu kültürün kalıcı bir parçası
haline gelmek isteyen bir yazar olduğunuzu, ancak bu hâkim kültürün merkezinde
değil de kenarında, taşrasında yaşadığınızı, anadilinizin de hâkim olan dil
değil, sizin dar coğrafyanızda yaşayanların konuştuğu, o coğrafyanın dışında pek
de esamisi okunmayan bir dil olduğunu düşünün: hangi dilde yazardınız?
14. yüzyılda yaşayan Francesco Petrarca (tıpkı pek çok çağdaşı gibi) bu soruyu
kendisine sürekli soruyordu. İşin kötüsü, Petrarca zaten ünlü bir şairdi:
İtalyanca yazdığı Canzoniere(Şarkılar) hemen her eğitimli İtalyanın gayet iyi
bildiği aşk şiirleriydi. Ancak Petrarca, gerçek kalıcılığı bu şiirlerle
kazanabileceğini hiç düşünmüyordu; nitekim Canzoniere'ye koyduğu altbaşlık Rerum
vulgarium fragmenta'ydı (Kaba Dilde Parçalar). Petrarca, ancak Latince yazarsa
öldükten sonra da adının anılmasını sağlayabileceğini düşünüyordu.
Böyle düşünmesi için geçerli nedenleri vardı: anadili, yalnızca Toskana'da
kullanılan, elli yıllık yazılı geçmişe sahip bir İtalyanca lehçesiydi, standart
bir dilbilgisi ve yazımı henüz yoktu, pek çok entelektüele göre de kabaydı ve
yazınsal inceliklere hiçbir şekilde uygun değildi. Oysa Latince yüzyıllarca koca
bir imparatorluğu sırtında taşımıştı ve şimdi de Katolik Kilisesi'nin resmi
diliydi, diplomaside, eğitimde, bilimde, ticarette bu dil kullanılıyordu.
Petrarca bilmiyordu ama iki yüzyıl sonra bile Latince önemini sürdürecekti: 1689
yılında Ruslar ve Çinliler arasında yapılacak antlaşma için taraflar
birbirleriyle Latince konuşacaktı örneğin.
'Yeniden doğuş'
Ufak bir sorun vardı yine de: Petrarca'nın zamanında kullanılan Latince, pek çok
yazara ve şaire göre dış etkilerle kirlenmiş, klasik dönemdeki başyapıtlarda
sergilenen Latinceden uzaklaşmıştı. Dolayısıyla yapılması gereken, bu eski
Latinceyi, günün koşullarına uygun hale getirerek yeniden dolaşıma sokmaktı.
Rönesans'ın ilk adımları böyle atıldı: 'Yeniden Doğuş', güzel Latincenin yeniden
doğuşuydu.
Tabii işler tam Petrarca'nın öngördüğü gibi gelişmedi. İtalyanca (ve İngilizce
ve Fransızca ve Almanca) yaşadı, gelişti, inceldi, Yeni Latinceyse eskisinin
yanına gitti, öldü. Antik dönemin yapıtları üniversitelerce her zaman korundu,
ulusal dillerse arkalarında ulus-devletleri buldu, ama ara dönemdeki Yeni
Latince yapıtlara sahip çıkan olmadığı gibi, Romantik dönem yazar ve şairleri,
Yeni Latince yazılmış kaydadeğer hiçbir yapıt olmadığını kesinleyip konunun
kapatılmasına büyük katkıda bulundu.
Petrarca'yı yüzyıllar sonrasına taşıyan, hor gördüğü ana dilinde yazdıkları oldu
sonuçta. Yüzyıllar sonra yaşayan bizler de Leonardo da Vinci'yi ve Boticelli'yi
yakından tanımamıza rağmen, onların çağdaşı olan ilk hümanistleri pek az
biliyoruz, yapıtlarının çoğunu hiç okumadığımız gibi, adlarına bile yabancıyız.
Neyse ki birileri sonunda bu makus talihi sistemli bir şekilde yenmeye karar
verdi. Harvard Üniversitesi Yayınları, 2001'de çalışmalarını başlattığı 'I Tatti
Rönesans Kütüphanesi'nin ilk meyvelerini almaya başladı. Loeb Klasikler
Kütüphanesi dizisinin eski Yunanca klasikleri yeşil, eski Latince klasikleri
kırmızı ciltler halinde İngilizce çevirileriyle yayımladığı kitaplar gibi,
Harvard da Yeni Latince klasikleri çift dilli olarak, soluk mavi ciltler halinde
günümüz okuyucusuyla buluşturuyor. Dizinin editörü, tarih profesörü James
Hankins; yayın kurulunda Michael J. B. Allen, Brian P. Copenhaver, Vincenzo Fera,
Julia Haig Gaisser, Claudio Leonardi , Walther Ludwig, Nicholas Mann ve Silvia
Rizzo var. Harvard'daki Rönesans Araştırmaları Merkezi de dizinin finansmanını
sağlıyor. Dizi adını, ünlü Rönesans sanatı uzmanı Bernard Berenson'un Floransa
yakınlarında bulunan ve Harvard Üniversitesi'ne bağışladığı I Tatti Villası'ndan
geliyor.
Yayımlanmış yirmi kadar başlığın arasında şu yapıtları saymak mümkün: Ficino
Platonik Teoloji, Bembo Lirik Şiirler, Boccaccio Ünlü Kadınlar, Bruni
Floransalıların Tarihi, Vegio Kısa Epikler, Vergilius Keşif Üstüne. Kırk kadar
yapıtınsa çevirisi sürüyor.
Harvard Üniversitesi'nin bu çabasını gerçekten değerli buluyorum (özellikle
bizim henüz yazmalarımızın tam bir kataloğunu bile çıkaramadığımız düşününce),
ama sormadan da edemiyorum: siz, yapıtlarının bugün tüketilmesini değil,
yüzyıllar sonra okunmasını isteyen bir yazar olsaydınız, hangi dilde yazardınız?
(Daha geniş bilgi için bkz: http://www.hup.harvard.edu/itatti)
Satıyorum, sattım
Bir başka açık artırma haberi, öldükten sonra okunmanın yanı sıra zengin de
olmak isteyen yazarlar için: polisiyenin kraliçesi Agatha Christie'nin kişisel
eşyaları açık artırmaya çıkarıldı ve beklenmedik bir şekilde, 1 milyon YTL'ye
yakın bir tutara satıldı.
Christie'nin çocukluğunu geçirdiği ve çok sevdiği Devon'daki (İngiltere)
yazlığında bulunan 700'den fazla parça, Exeter'deki Bearne's Müzayede Evi'nde
satışa çıkarıldı ve bazı parçalar, katalog fiyatlarının iki-üç katına, hatta
daha fazlasına alıcı buldu.
Açık artırmanın günü de anlaşılan iyi seçilmiş. Devon'da her yıl düzenlenen
Christie Haftası, 'hem yazarın doğumgününü kutlamak, hem de bıraktığı mirası
yaşatmak' amacını güdüyor; açık artırma da bu kutlamalar çerçevesinde
düzenlendi. Kitaplarında yörenin çeşitli yerlerini kullanan Agatha Christie
buralarda çok seviliyor, ama açık artırmanın başarısının altında yatan tek neden
bu değil. Anlaşıldığı kadarıyla hem yazarın kendisi, hem de kızı ve torunu ciddi
birer gümüş koleksiyoncusuydu, açık artırma günü salonda bulunanların ve fiyat
yükseltenlerin önemli bir bölümünü de gümüşçüler oluşturuyordu.
Satıştan elde edilen gelir, 2008'de Agatha Christie Evi'nin yenilenerek halka
açılması için harcanacak; evde, yazarın açık artırmaya girmeyen koleksiyonu
sergilenecek.
Ölümsüz bir roman kahramanı olmak isteyenlere
Her yazarın, 'yüzyıllar sonra okunmayı istemek' gibi bir derdi yok elbette,
olması da gerekmiyordur umarım, ama bazı okurların, kitaplar aracılığıyla
ölümsüzlüğe kavuşmak istediklerini, daha doğrusu böyle bir isteğin
gerçekleşmesinin artık mümkün olduğunu duyurmaktan mutluluk duyuyorum:
eleştirmenlerce 'İrlandalı Irving Welsh' olarak değerlendirilen Jason Johnson,
yeni romanını bir anlamda 'halka arz' ediyor. Dilerseniz roman karakterlerinden
biri olabiliyorsunuz, sevgilinizi ya da köpeğinizi romana sokabiliyorsunuz,
hatta evinizin ya da arabanızın romanda yer almasını sağlayabiliyorsunuz. İlginç
bir doğumgünü hediyesi olarak da düşünülebilir tabii. Aklınıza daha uçuk bir
fikir gelirse onu da yazara aktarabilirsiniz: tüm yapmanız gereken, bu
isteğinizin karşılığında makul bir tutar teklif etmeniz. Jason Johnson, bu
projesini duyurduğu internet sitesinde (http://www.woundlicker.com) bir tür açık
artırma düzenleyeceğini anlatıyor başkahraman olmak isteyenler arasında en çok
parayı veren kazanacak. Para ne olacak? Johnson'ın cebine gidecek ve kitabı
yazmasını mümkün kılacak.
Böyle biri gerçekten var mı diye soruyorsanız, evet, var. 1969 doğumlu Jason
Johnson İrlanda'da, Enniskillen'de doğmuş, Belfast'ta, İngiltere'de ve
Amerika'da yaşamış. Barmenlik yapmış, ayakkabı satmış, araba yıkamış,
süpermarkette çalışmış, taş ustasına çırak olmuş. Şimdilerde serbest gazetecilik
yaparak geçimini sağlayan Johnson'ın ilk romanı Woundlicker("Yara Yalayan")
2005'te yayımlandı, az sattı ama beğenildi; son kitabı Alina'ysa geçen ay çıktı.
Radikal
06/10/2006