İki biyograficinin birbirine girmesi ve kavganın ortalığa dökülmesi,
İngiltere'de köşe yazarlarını ve okurları eğlendirdi. Bu biyografi savaşının
başrollerinde ise A.N. Wilson ve Bevis Hillier var
Bizde biyografi ve otobiyografi türünde pek ürün verilmediği hep söylenir.
Herhalde araştırmacı yazarların azlığından kaynaklanmıyor bu; belki bir insanın
yaşamını bir yapıt olarak ele almanın, giderek yaşamı bir yapıt olarak yaşamanın
zor ya da ters gelmesinden kaynaklanıyor olabilir.
Edward Said, İslam dünyasında romanın gelişmemiş olmasını da buna bağlardı.
'Nehir söyleşi' adı verilen kitaplar çoğaldıysa da bunlar, iyi bir biyografinin
yerini tutamıyor; olsa olsa biyografi yazarına malzeme oluşturacakları
söylenebilir. Sanatçıların, yazarların, bilim adamlarının, devlet adamlarının,
işadamlarının, din adamlarının yaşamlarını okuyamıyor olmak, kendi yaşamlarımıza
bakışımızı da kısırlaştırıyor olsa gerek. Öte yandan biyografileri mutlaka
faydacı bir bakışla okumak da gerekmez, sırf kendisi için, 'iyi hikâye'
oldukları için de okunabilirler elbette.
Biz bu fakirlik içindeyken, başka ülkelerde bir yazarın birden fazla
biyograficisi olduğunu görmek pek eğlenceli değil; ama iki biyograficinin
birbirine girmesi ve kavganın ortalığa dökülmesi, itiraf edeyim ki epey
eğlenceli.
Sahte mektup
Paylaşılamayan adam John Betjeman. Bu yıl 100. doğum yılı kutlanan İngiliz şair,
T.S. Eliot'ın bir dönem öğrencisi oldu, Oxford'daysa W.H. Auden'la kısa bir
ilişki yaşadı. İlk kitabı Mount Zion 1932'de yayımlandı; ertesi yıl Penelope
Chetwode'la evlendi. 1951'de Elizabeth Cavendish'le tanıştı, ölene dek de
sevgili kaldılar. 1972'de Kraliyet Şairi unvanı alan Betjeman, 1984'te öldü.
Bevis Hillier, İngiltere'nin en büyük şairlerinden kabul edilen Betjeman'ın
biyografisi üzerinde yirmi beş yıl çalıştı ve üç ciltlik yapıtını 2002'de
yayımlamaya başladı. İlk cilt hakkında ağır bir eleştiri kaleme alan A.N. Wilson
("İçinden çıkılmaz bir arapsaçı... Bazı eleştirmenler bu kitabın kötü
yazıldığını söyleyecektir, ama işin doğrusu, bu kitap aslında yazılmamış,
tıkıştırılmış."), 2004'te çıkan ikinci cilt için de demediğini bırakmadı.
Dahası, Betjeman'ın biyografisini yazmak için büyük bir yayıneviyle anlaştı ve
çok iyi bir avans aldı.
Wilson'ın kitabı geçen ay yayımlandı. Bir hafta sonraysa ilginç bir gelişme
oldu: Wilson'ın kitabında kullandığı mektuplardan birinin sahte olduğu
anlaşıldı. Betjeman'ın, arkadaşı Honor Tracy'ye yazdığı aşk dolu mektup sahte
olmakla kalmıyordu, bir de akrostiş içeriyordu: İkinci cümleden başlayarak her
cümlenin ilk harfleri yan yana getirildiğinde, "A. N. Wilson is a shit" (A.N.
Wilson boktur) cümlesi çıkıyordu.
Mektup Wilson'a iki yıl önce gönderilmişti. Mektubu gönderen, Eve de Harben
adında, Fransa'da yaşayan ve babasının, Honor Tracy'nin arkadaşı olduğunu
söyleyen bir kadındı; 1944 yılında yazılmış bu mektubu ona babası vermiş, o da
Betjeman'ın biyografisinin yazılmakta olduğunu duyunca bir katkıda bulunmak
istemişti. Wilson kadına ulaşmak istemiş ama gönderdiği mektup geri gelmişti,
yine de Betjeman'ın mektubunun sahte olabileceğinden kuşkulanmamıştı.
Wilson'ın biyografisi yayımlandıktan sonra Eve de Harben, Sunday Times'a da bir
mektup yollayarak mektubun sahte olduğunu ve bu oyunun Wilson'dan intikam almak
için düzenlendiğini açıkladı: Wilson 2005 yılında ölen Humphrey Carpenter
hakkında da ağır bir yazı yazmıştı.
Hiç kandırıldın mı?
Ne var ki Eve de Harben'in de sahte olduğu kısa sürede anlaşıldı: gerçekten de
Fransa'daki adreste öyle biri yaşamıyordu; yolladığı mektubun üzerinde Londra
postanesinin damgası vardı, hatta zarfın satın alındığı kırtasiye dükkânının
etiketi de çıkarılmamıştı ve bu etiket de Fransa'yı değil, Winchester'ı işaret
ediyordu. Eve de Harben'in adındaki harfler de bir anagramdı: yerlerini
değiştirdiğinizde "ever been had?" (hiç kandırıldın mı?) çıkıyordu.
Ortada tek bir zanlı vardı: Bevis Hillier. Bir kere Hillier da Winchester'lıydı.
Ayrıca Wilson için yakın zamanlarda "İngiliz edebiyatının çocuk parkı zorbası"
ve "acınası" demiş, yılsonu değerlendirmelerinde en sevmediği kitaplar arasında
Wilson'ınkileri saymak için takla atmıştı. Ancak Hillier, sahte mektup olayında
parmağı olmadığını söylüyordu.
İngiliz yazın camiası ikna olmadı. Independent'ın editörlerinden Boyd Tonkin,
"Bu düpedüz aşkla yapılmış bir sahtekârlık," diyordu, "bir dedektif olsanız, ilk
şüpheleneceğiniz kişi, tüm ömrünü Betjeman'ın yapıtına adamış biri olurdu."Sunday
Times'ın editörü Richard Brooks çok daha net konuşuyordu: "Bu işi Bevis
Hillier'ın yaptığına yüzde yüz eminim."
Ve intikam...
"Suç nedeni" açıktı: Wilson'ın biyografisi, şairin doğumunun yüzüncü yılında
yayımlanmış, yazarına daha fazla para ve ün kazandırmıştı. Üstelik Hillier'a
bakılırsa Wilson malzemenin büyük bir kısmını onun kitabından almış ve teşekkür
etme zahmetine bile girmemişti.
Sahte mektup hikâyesi İngilizleri çok eğlendirdi. Times yazarı Libby Purves,
"Aklı başında herkesin bu olay karşısında tepkisi, kahkalar atarak halıda
yuvarlanmak olacak," diye yazdı. Daily Telegraph'ın yazın editörü Sam Leith,
"Eğer bu numarayı yapan Hillier'sa, kendisine şapka çıkarıyorum. Kıskançlık
intikamı olamayacak kadar komik" dedi.
Nihayet bu haftanın başında Bevis Hillier, mektubu gönderenin kendisi olduğunu
itiraf etti. Betjeman'ın kullanacağı sözcüklerle kaleme aldığı mektubun rakibini
kandıracağını ve intikamının alınacağını umduğunu, "A.N. Wilson is a shit"
cümlesinden yola çıkarak diğer cümleleri bunun etrafında kurduğunu anlatan
altmış altı yaşındaki Hillier, bardağı taşıran damlanın, bir gazetede çıkan
yazıda Wilson'ın kitabından 'asıl kitap' olarak söz edilmesi olduğunu söyledi.
A.N. Wilson'dan ya da yayınevinden konuyla ilgili bir demeç alınamadı.
Dünyadaki kitap ekleri
Gazetelerin verdiği kitap ekleri gün geçtikçe artıyor Türkiye'de; bir-iki ay
önce bir gazetenin kitap eki, "kitap ekleri" dosyası bile yaptı. Gazetelerin
kültür-sanat sayfalarında da kitap yazılarına yer verildiğini hesaba katarsak,
metrekare cinsinden epey iyi durumda olduğumuz söylenebilir (kitap tanıtımı
eleştiri dengesinin, ikincisi aleyhine fazlasıyla bozulduğunu unutmadan).
Dünyanın her yerinde durum böyle değil. Hindistan'a bakalım: Nilanjana S. Roy'un
Hindu gazetesinde çıkan yazısında belirttiğine göre, on- on beş yıl önce saygın
gazetelerin tümünde, kitap eki verilmese bile gazete sayfaları içinde kitaba
ciddi bir yer ayrılıyordu. Üstelik o dönemde çok az çeviri kitap yayımlanıyordu,
yerli kitapların çoğuysa fazlasıyla gelenekseldi. Geçen zaman içinde yayıncılık
endüstrisinin gelişmesine ve dünyayı daha yakından izlemesine, daha çok ve daha
çeşitli kitap yayınlanmasına, yazar sayısının da çok artmasına karşın, kitap
eleştirisinde ciddi bir gerileme yaşanıyor. Roy, kitaba ayrılan sayfaların
azalmasının en önemli sonuçlarından birinin, yazıların da kısalması olduğunu,
1500 sözcüklük yazılardan gel gele 200 sözcüklük 'yazı'lara gelindiğini
belirtiyor. Bu nedenle de Rajmohan Gandhi, Ramachandra Guha, Mukul Kesavan,
Shashi Deshpande gibi kaliteli eleştirmenler yazmayı bırakmış.
Avustralya'da da durum çok farklı değil. Gazetelerin çoğu, 'yaşama kültürü'ne
daha fazla sayfa ayırabilmek için kitap ve yazın sayfalarını azaltıyor. Bunun
son dönemdeki başlıca istisnası, Australian gazetesinin bu hafta yayımlamaya
başladığı aylık kitap eki Australian Literary Review. 1990'larda yayımlanan
Australian Review of Books'un oynadığı rolü üstlenmeyi hedefleyen derginin
editörü Chris Mitchell, ülkenin önde gelen yazar ve düşünürlerinin yapıtlarını
ele alacaklarını, yazın, kültür, siyaset ve sanat konularındaki gelişmeleri
izleyeceklerini söylüyor: "Amacımız heyecan verici ve besleyici tartışmalara
sahne olacak bir forum yaratarak düşünce dünyasında özel bir yere oturmak."ALR'in
arkasında gazetenin yanısıra Melbourne Üniversitesi de var. Dergide hiç
yayımlanmamış ürünlere de yer verilecek; dosya konularıysa daha geniş toplumsal
etkisi olan konular arasından seçilecek.
Radikal
08/09/2006