Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 243 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Cem Akaş: Yazmamak yazarlığa dahil mi?
Tarih: 19.12.2006 Saat: 06:59 Gönderen: karakutu
 

Yazmak bırakılabilir mi? Ya da bir yazar neden yazmaktan vazgeçer? Yazmadıkları için de okuyor olabilir miyiz yazarları? Durum oldukça karışık... Yazmamak üzerine bir okuma yapmak işe yarar belki

Truman Capote'nin yaşamından bir dönemi konu alan 'Capote' , bir süre önce Türkiye'de de gösterime girdi. Filmde Capote'nin New York Times'da okuduğu bir 'üçüncü sayfa haberi'nin peşinden giderek ve yıllarını vererek In Cold Blood 'ı (Soğukkanlılıkla ), kendi deyimiyle 'kurgusal olmayan ilk romanı'nı ortaya çıkarışını izleyenler, Capote'nin yanında dolaşan, onun asistanlığını (ya da Capote'ye göre sekreterliğini) yapan ve sonunda kendi kitabını yayımlayan kadını belki merak etmiştir, belki de etmemiştir.



Harper Lee, Capote'nin çocukluk arkadaşıydı. 1957 yılında Amerika'nın Güney eyaletlerindeki yaşamı konu alan bir dizi öykü yazıp J.P. Lippicott & Co. Yayınevi'nin kapısını çaldı. Yayınevinde Harper Lee'yle ilgilenen editör Tay Hohoff, yazar adayından bu öyküleri bir romana dönüştürmesini istedi ve sonuçta ortaya, 1960 yılında yayımlanan To Kill a Mockingbird (Bülbülü Öldürmek) çıktı. Yayımlandığı anda çoksatar haline gelen ve Amerika'da hâlâ çok satan, okullarda okutulan, piyes olarak oynanan bu kitap, 1961 yılında yazarına Pulitzer Ödülü'nü kazandırdı ve 1999 yılında Library Journal 'ın düzenlediği ankette 'Yüzyılın En İyi Romanı' seçildi.

Yazarlar ve imgeleri
Harper Lee, 1964'te verdiği ender söyleşilerden birinde, bu başarının kendisini çok şaşırttığını ve elini kolunu bağladığını söylemişti nitekim o zamandan bu yana yeni bir kitabı yayımlanmadı ve böylece, tek ya da az sayıda kitap yayımlayıp 'yazmayı bırakan' yazarlar arasına katıldı. Bu listede pek çok ünlü isim var elbette J.D. Salinger, Ralph Ellison, Henry Roth ve Tillie Olsen bunlardan bazıları. Şöyle sorular uyandırıyor bende bu liste: Yazmayı bırakmak ne demek? Yazmamak, yazarlığa dahil mi? Yazmadıkları için de okuyor olabilir miyiz bu yazarları? Bir yazarın imgesiyle o yazarın gerçekliği arasındaki ilişki nedir?

Michel Foucault, 1969'da yayımlanan 'Yazar Nedir?' başlıklı yazısında bu konuyu derinlemesine ele alıyordu. Foucault'ya göre önemli olan, gerçek insan olarak yazar değil, onun etrafında oluşturulan 'yazar-fonksiyonu'ydu. Bu fonksiyon, kurumsal ve yasal söylemlere bağlı olarak ortaya çıkıyor ama bu söylemler arasında farklı nitelikler kazanıyor, kendiliğinden doğmuyor ve yazarla her zaman bağlantılı olmayabiliyordu.

Salinger örneğine bakalım. Salinger adının ya da 'marka'sının tanımlayıcı özelliklerinden biri, yazarın on yıllardır hiçbir şey yayımlamaması, ortalıkta gözükmemesi, söyleşi vermemesi, fotoğrafını bile çektirmemesi ve özel hayatına girmeye çalışanları mahkemelerde süründürmesi. Bütün bunlar, yazmış olduğu dört kitaptan görünüşte bağımsız, hatta onlarla ilgisiz şeyler, ama aslında değil: Salinger'ın yeni birşey yayımlamıyor olması (ve hatta gizlice bir şeyler yazıyor olma olasılığı), yazdıklarının ağırlığını ve gizemini arttırdığı gibi, kendi imgesinin çekiciliğine de büyük katkıda bulunuyor. Ünlü yazarların çoğunun, kendilerine özgü bir imge yaratmış olduklarını fark edeceksiniz: Salman Rushdie fetvasız düşünülemez; Burgess ve doktorların ona yanlış ömür biçmesi ayrılamaz bir bütündür; Borges kör kütüphanecidir vs.

Susturulmuş kadın yazar

Myles Weber'in yeni çıkan kitabı Consuming Silences (Yoğun Sessizlikler), okur olarak bizim, yazarların sessizliğini de bir metinmiş gibi okuduğumuzu öne sürerek konuya yeni bir açılım getiriyor. Henry Roth, onun ele aldığı sessizlik örneklerinden biri: 1934 yılında Call It Sleep (De Ki Uyku) adlı müthiş bir modernist roman yazan, ama ancak 1960'larda keşfedilen Roth'un aradaki yıllarda ne yaptığı, bir dönem büyük bir merak konusu oldu. Roth zamanının önemli bir bölümünü bu konuda açıklamalar yapmaya ayırdı; sonunda ortaya bir yazar imgesi çıktı: 'Henry Roth' markası, (kendi isteğiyle) antisemitizm kurbanı komünist bir yazar olarak kurgulandı.

İşin asıl ilginç kısmı bundan sonra başladı: Roth ilerleyen yaşlarında, yeni ve ilkinden daha da otobiyografik bir roman yazdı. Mercy of a Rude Stream (Kaba Bir Nehrin Merhameti) adlı binlerce sayfalık bu romanın ilk cildi 1990'da, karısının ölümünden sonra, ikincisiyse 1995'te, kendi ölümünden sonra yayımlandı. Yazarın suskunluğunun ve temkinliliğinin nedeni anlaşılmıştı: kız kardeşiyle epey uzun bir süre ensest bir ilişki yaşamıştı çünkü. Ne var ki bu veriyi yazarın imgesinin bir parçası haline getirmek için artık çok geçti; Henry Roth, bildiğimiz Henry Roth olarak kaldı. Yakınlarda yayımlanan ve "Henry Roth kimdir?" sorusunu eski imgeye bağlı kalarak yanıtlamaya çalışan bir biyografi de, gerçek yazarla imgesi arasında bir uyuşmazlık ortaya çıktığında gerçeğin her zaman galip gelmediğini kanıtlıyor.

Tillie Olsen de bu konuda çok çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Olsen tek kitabını 1961'de yayımladı: Tell Me a Riddle (Bir Bilmece Sor Bana"). Kitap, yazarının neden yazamadığını, hatta bundan sonra da neden yazamayacağını anlatan ('susturulmuş kadın yazar' imgesi) bir kitaptı ve feminist akademisyenler tarafından baş tacı edildi. Ne var ki Olsen bu temelin üstüne bir akademik kariyer kurdu: 1960'lar boyunca kampüs kampüs dolaşan Olsen, yazamamak üstüne yaptığı konuşmalarla ayakta alkışlandı, fahri doktoralar aldı. Her şey düzgün düzgün giderken bir pürüz çıktı: Olsen yeni bir kitap yazmak istiyordu. 1960'ların sonunda yayımlanan Silences: When Writers Don't Write (Sessizlikler: Yazarlar Yazmadığında), yazarın kurgulanmış imgesine ağır bir darbe indirebilirdi (çünkü belli ki artık yazabiliyordu), ama öyle olmadı: Olsen kitabın büyük bir bölümünü başka yazarlardan alıntılarla doldurdu; kendi yazdığı kısımlar içinse bunların aslında yazılmadığını, bir konuşmasının 'yazıya geçirilmiş hali' olduğunu belirten bir not düştü. Böylece hem yeni bir kitap yayımlama arzusunu tatmin etti, hem de imgesini korudu.

Harper Lee'ye dönecek olursak: Lee, yazmamanın yazarlığa dahil olduğunu, hatta kimi zaman, kimi yazarlar için yazarlıklarının tanımında yer aldığını belki de çok iyi biliyor. Kamuoyundan uzak duruyor, dergi ve gazetelere söyleşi vermiyor, ama yazarlık imgesine halel getirmeyecek ölçülerde insan içine çıkıyor, adına düzenlenen kompozisyon yarışmalarında jüri üyeliği yapıp lise öğrencilerinin, kitabıyla ilgili yazılarını okuyor, onlarla sohbet ediyor. Böylece istisnalar kaideyi bozmuyor, tam tersine o kaidenin kaidesini oluyor.

Dâhi çocuk Adora

İki buçuk yaşında okumayı söktü. İlk öyküsünü dört, ilk kitabını yedi yaşında yazdı. Bugüne kadar 370 bin sözcük tuşladı (elle değil, bilgisayarda yazıyor). Günde iki-üç kitap okuyor (Voltaire'in Candide 'i bunlardan biri). İlk kitabı Flying Fingers (Uçan Parmaklar) ekimde yayımlanacak. Ancak Adora Svitak bununla yetinmiyor: gazeteci, tarihçi, okul müdürü, öğretmen, arkeolog, oyuncu ve 'talk show' sunucusu olmayı düşleyen Adora, aynı zamanda bir hümanist.

Okul okul (hatta ülke ülke) dolaşıp okumanın zevklerini ve nasıl yazılacağını akranlarına anlatan Adora, "Küçükken dünyada herkesin okumayı sevdiğini düşünüyordum, çünkü çok eğlenceli bir şey," diyor. "Sonra bunun pek doğru olmadığını fark ettim. Dünyadaki bütün çocukların daha çok okuyup yazmasını istiyorum, çünkü böylece her şeyi daha iyi anlayabilirler."
Seattle'daki okulları dolaşan Adora, bilgisayarla nasıl yazılacağını gösteriyor, PowerPoint sunumları yaparak kendisinin yazmayı nasıl öğrendiğini ve okumanın neden eğlenceli olduğunu anlatıyor. Sunumları sırasında yanına oyuncaklarını da alıyor ve çevresindeki herhangi bir şeyin ona nasıl esin verdiğini bunlarla açıklıyor. "Evimin yakınlarında bir kara kedi görsem, bir cadı ve onun lanetlediği bir aile hakkında koca bir hikâye uydurabilirim," diyor sunumunda. Adora'nın programında bu yaz İngiltere'deki okulları dolaşmak da var. Bu biraz sinir bozucu, ama neden, emin değilim.

Alçakgönüllü bir öneri

Rusya'da bu yıl altıncısı düzenlenen Absatz ödülleri, Rusya'da yayımlanan en kötü kitapları onurlandırıyor. En kötü çeviri ödülü bu yıl Apollinaire çevirisiyle Igor Boikov'a verilmiş; en kötü editör ödülünü Eksmo Yayınevi almış; en kötü kitap ödülünüyse, Márquez'in son romanını korsan basan ve pek çok bölümü baştan yazan yayınevi hak etmiş. 'En kötü düzelti' ödülüne bu yıl kimse layık görülmemiş.

Önerimi anladınız tabii: başka ülkelerde de benzeri olan bu şenlikleri biz de düzenlesek? Bazı kategori önerilerinde de bulunmama izin verilirse: en kötü tasarım, tanıtım, yazar fotoğrafı ve yazar biyografisinin yanı sıra, en kötü sevişme sahnesi, en yapay diyalog, en berbat kitap adı da olmalı bence.


Radikal
14/04/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 2.5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Yazmamak yazarlığa dahil mi?" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke