Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 259 Üye Adayı ve 12 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Cem Akaş: Yazar öldükten sonra
Tarih: 19.12.2006 Saat: 06:57 Gönderen: karakutu
 

Flaubert duygularını zarflayıp saklarmış, Orwell'in ilk karısı hayatından bezmiş, Kerouac, 'Yolda'nın ilk eleştirisini okumak için gece yarısı sokağa fırlamış... Hemingway'in Küba sırları ise araştırılıyor!

Bir yazar öldüğünde, özellikle de ünlü bir yazarsa, ardında yalnızca yapıtını bırakmıyor; yaşamı da, hem kendi yaşadığı biçimiyle, hem de başkalarının algılayıp tanık olduğu biçimiyle o yapıta eklemleniyor ve ortaya kimi zaman tutarlı, kimi zamansa inanılmaz çelişkiler barındıran bir bütün çıkabiliyor.



Yazınsal yapıtta yazarın yaşamöyküsünün izlerini sürmek ve yapıtla yaşam arasında neden-sonuç ilişkileri kurmak, eski bir eleştiri yöntemi olsa da asla modası geçmiş değil. Bu nedenle yeni tanıklıklar, yeni mektuplar, ilk kez gün ışığına çıkarılan günlükler hem akademisyenleri, hem okurları, hem de yaşamöyküsü yazarlarını çok yakından ilgilendirmeyi sürdürüyor. Her yeni keşifle ya da ifşaatla birlikte, yazar dediğimiz o yap-bozun yeni bir parçası ortaya çıkmış oluyor, diğer parçalarla nasıl birleştirileceği, nereye oturtulacağı önem kazanıyor.

Flaubert'in kapalı zarfları

Gustave Flaubert, yazarlık kariyeri boyunca kişisel olanla yazınsal olanı birbirinden ayrı tutmaya çalıştı. Madame Bovary 'yi yazmadan üç yıl önce, Louise Colet'ye gönderdiği bir mektupta, 'kişisel, özel, benimle ilgili herşey'i artık geride bıraktığını, bunların kendisi için artık hiçbir çekicilik taşımadığını söylüyordu.

Flaubert'in mektupları, gezi notları ve 1840-41 tarihli 'özel defterler'i, yazarın yapıtından çok farklı metinler sunduğu için ayrıca anlam taşıyageldi bu yüzden. Flaubert bu 'özel defterler'i Pirene ve Korsika gezisi sırasında kendisine göz kulak olan Dr. Jules Cloquet'nin bir önerisi üzerine tutmuştu: Cloquet genç Gustave'a, 'bildiği herşeyi' yazmasını ve bir zarfa koyup kaldırmasını istemişti; on beş yıl sonra zarfı açıp yazdığı şeylere baktığında, 'bambaşka bir insan'la karşılaşacağını söylemişti.

Bu zarf tekniğinin başka uygulamalarının da olduğu uzun süre bilinmedi. 1999 yılında Flaubert'in yeğeni Caroline'in anıları yayımlandığında anlaşıldı ki dayısı, "duygularının çok yoğun olduğu bazı anlarda izlenimlerini hemen orada yazar ve bunları bir zarfa koyup kaldırır"mış. Caroline böyle üç olay sayıyordu: ilk ikisi, Flaubert'in gençliğindeki sevgili dostu Alfred Le Poittevin'in ve ileriki yaşamında yakın dostu olan Louis Bouilhet'nin ölümleri üzerine yazdığı nekrolojiler, üçüncüsüyse kız kardeşinin ölümü üzerine tuttuğu notlar. Sonuncusu hiçbir zaman bulunamadıysa da ilk ikisi, geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı.

Flaubert, Le Poittevin'in ve Bouilhet'nin ölümlerini Maxime Du Camp'a yazdığı mektuplarda da anlatıyordu, ama bu mektuplarda anlatılanlarda kapalı zarfların içinden çıkan notlar arasında çarpıcı farklılıklar var. İlki bilinçli bir kurgulama barındırırken, ikincisi yazarın o ölümü izleyen günlerde algıladığı, kafasından geçirdiği hemen her şeyi kâğıda kusmasına benziyor. Le Poittevin örneğinde şöyle şeylerden söz etmiş: Croisset'den la Neuville-Chap-d'Oisel'e giderken aldığı 'grog au kirsch', ölüyü izleyen bir kadın işçinin yaptığı konuşma, üst katta arkadaşının cenazesi dururken aşağıda yemek yemenin verdiği iyi his, bahçede içilen puro, okuyabilmek için ışık istediğinde nöbetçiyle yaşadığı tartışma, mezarlıktayken üzüntüsünün 'göstermelik' olabileceği kuşkusu, Croisset'ye döndüğünde içtiği sulu şampanya.

Yirmi yıl sonra zarfa koyduğu Bouilhet notlarında da benzer türden ayrıntılar var: arkadaşını sondan bir önceki görüşünde sakalının bakımsızlığına dikkat etmesi örneğin. Ancak burada Flaubert'in sesinde bir değişiklik görülüyor: Le Poittevin'i gömerken Flaubert çocukluğunu gömüyordu bir anlamda; oysa Bouilhet öldüğünde, artık kendi ölümünü de düşündüğü anlaşılıyor. 1848'de genç yazar adayı, arkadaşının kokuşmuş ölüsünü gözünü kırpmadan kucaklıyordu; 1869'daysa ölmüş arkadaşına bakmaya bile cesaret edemiyordu.

Bu notlar, Flaubert'in arkadaşlarıyla olan yakınlığı konusunda da yeni ipuçları barındırıyor. Bouilhet'yle Flaubert'in dostluğunun bugüne dek, ancak ölümün sona erdirebileceği bir yakınlık üstüne kurulu olduğu düşünülürdü; oysa zarftan çıkanlara bakılırsa Bouilhet ölümünden üç yıl önce 'ruh hâli, kişilik ve görüşleri' açısından 'ihanet' derecesinde değişmiş, tutuculaşmış ve Flaubert'in cinselliğe olan tutkusunu çocukça ve iğrenç bulmaya başlamış. Neyse ki sonuna doğru iki arkadaş yeniden barışmış.

Flaubert'in yaşamına tanıklık edecek başlıca kaynaklardan biri, yazdığı mektuplar. Ancak Le Poittevin de, Bouilhet de bunların çoğunu yaktı. Yaşamının son yıllarında Flaubert'in kendisi de bu 'auto-da-fe' semptomuna tutuldu; 1879'daki yakma seansına Maupassant tanıklık etti ve daha sonra kaleme aldı. Önceleri bu mektupların yeğeni Caroline tarafından sansür edildiği düşünülüyordu; şimdilerdeyse onun, dayısının mirasını son derece sadık bir şekilde koruduğu anlaşılmış durumda.

Orwell'in ilk karısı

1984'ün ve Hayvan Çiftliği'nin ünlü yazarı George Orwell'in, yaşamıyla yapıtını ayırma biçimi farklıydı: yapıtında kendi yaşamından parçalar bulunduğu gibi, gezilerini ve anılarını da yazdı, ama yaşamının, kitaplarına girmeyen bazı dönemleri hakkında çok az şey bilindi. Bu dönemlerin başında da, ilk karısı Eileen O'Shaughnessy ile 1936-1945 arasında yaşadığı birliktelik geliyordu. Eileen'in, 1936-1941 arasında arkadaşı Norah Myles'a yazdığı mektuplar geçtiğimiz yıl ortaya çıkarıldı ve Orwell'in nasıl bir kadınla evlendiği, onda ne bulduğu, ilişkilerinin yazdıklarını nasıl etkilediği daha iyi anlaşılmaya başladı. Evlendiklerinde ufacık bir kasaba olan Wallington'da, önü bakkal dükkânı olan bir evde yaşıyorlar ve çok kavga ediyorlardı. O kadar ki Eileen zamandan tasarruf etmek için düzenli mektup yazma alışkanlığını bırakmıştı, "boşanma ya da cinayet gerçekleştiğinde herkese tek bir mektup yazıp kurtulmayı" düşünüyordu.

Orwell 1937 yazında İspanya'dan, Cumhuriyet ordusu için gönüllü askerlikten döndükten sonra sağlığı hızla bozuldu, ancak yazmaya ara vermek istemiyordu. Mektuplarda Eileen'in ne kadar endişeli olduğu, ama yine de ironisini yitirmediği görülüyor: George "küçük bir kitap yazdı, hem sosyalist hem sağcı nasıl olunur onu anlatıyor". Marakeş'e yerleştikleri bu dönemde Eileen'in varlığının, kocası için büyük bir güç kaynağı olduğu anlaşılıyor. Bu arada Eileen'in sağlığı da kötüye gidiyordu; bir türlü çocuk sahibi olamadıkları için evlat edindiler. Eileen otuz dokuz yaşında, kocasının ünlü olmasından beş ay önce öldü. Ortaya çıkan mektuplar, Orwell'in bu süreçte karısını aldattığını, ama onu sevmeyi ve evliliklerini sürdürmeyi istediğini de gösteriyor.

Kerouac'ın sevgilisi

Beat kuşağının en ünlü isimlerinden Jack Kerouac, Yolda adlı 'kutsal' romanını kitapçı raflarında ilk kez gördüğünde yanında kim vardı? Şimdi yetmiş yaşında olan ve o günleri yeni çıkan kitabında anlatan Joyce Johnson. 1950'lerin sonlarında, Kerouac'la bir buçuk yıl kadar birlikte olan Johnson, onu sevgiyle anıyor ve "çok tuhaf biri" olduğunu söylüyor. Yolda Eylül 1957'de ilk çıktığında, merakla bekledikleri eleştiri yazısını okumak için gece yarısı gazeteciye gidip bir New York Times almışlar (yazıda roman, bir Amerikan başyapıtı olarak selamlanıyormuş).

O sırada yirmi bir yaşında olan, ilk romanı üstünde çalışan ve Manhattan'daki bir yayınevinde editör olarak çalışan Johnson, Kerouac'ın yarattığı toplumsal devrimi en iyi koltuktan izleme olanağına kavuşmuş; ancak bu yakınlık, kendi yazdığı üç romanın neredeyse hiç ilgi görmemesine de yol açmış. Yeni kitabının ana konusu Kerouac değil aslında, ama en çok ilgi çekecek bölümün bu olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Johnson, Kerouac'ın kişiliğine önemli açılımlar getiriyor: çelişkileri, güvensizliği, tutuculuğu, kendini sevdiklerine açamayışı, değişkenliği, annesine olan tutkulu bağlılığı, içki problemi, Yolda 'nın büyük başarısının Kerouac'ı nasıl hadım ettiği, hepsi Minör Karakterler adlı kitapta anlatılıyor.

Hemingway'in Küba yılları

1930'lardan 1960'a kadar aralıklarla Küba'da yaşamış olan Hemingway, bütün kitaplarını ve mektuplarını burada bıraktı; La Finca Vigia adlı evi Küba devleti tarafından müze haline getirildi. Fidel Castro'nun en sevdiği yazarlardan olan ve ilkokuldan üniversiteye kadar bütün müfredatlarda yer alan Hemingway hakkında Küba'da gerçekleştirilen geniş akademik çalışmaların yanısıra, yazarın geride bıraktığı yayımlanmamış arşivi de bugüne kadar Küba sınırları dışında hiç bilinmiyordu.

Galler Üniversitesi'nde okutman olan Philip Melling, bu arşivi görecek ilk yabancı olma şansına erişti. Çalışmalarına başlayan Melling'in bulguları merakla bekleniyor.



Radikal
24/02/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Derleme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Derleme:
Cemil Meriç'ten inciler... Yapmanız gereken önce anlamak!


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3.66
Toplam Oy: 3


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Ölümünün 20. yılında yeni bir Cemil Meriç portresi
“Cumhuriyetimizin kıyıya çektiği aydın: Cemil Meric”
Cemil Meriç'in Tarık Buğra'ya cevabı
Cemil Meriç'ten inciler... Yapmanız gereken önce anlamak!
Ölmeden önce yapmamız gereken 1 şey!
Valery Önce Taharet Almayı Öğrensin
İddianame iki gün önce ellerindeydi
Cengiz Çandar: Irak Savaşı; 5 yıl önce, 50 yıl sonra...

"Yazar öldükten sonra" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke