Şu soruyu soruyordu Sebald: 'Neden savaş sonrası Alman edebiyatında,
milyonlarca Almanın yaşamış olduğu korkunç deneyimler bu kadar az iz bıraktı?'
Bazı kitlesel olayların, bütün bir ulusa travma yaşatabildiğini biliyoruz
Holokost da Almanlar için böyle bir olaydı. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen
sonraki kuşak, bu deneyimin utancını, suçluluğunu her zaman taşıdı. 1968
kuşağıysa bu utancın ve suçluluğun artık neredeyse tamamen kabul edildiği bir
ortamda, savaşa bir başka açıdan daha bakabilmeyi başardı, mazlum Almanlar.
Bu bakış, Holokost'un sorumluluğunu azaltmak için değil, bastırılmış bir
geçmişle yüzleşebilme adına gerekliydi belli ki.
Son dönemde Berlin
Cumhuriyeti'nde savaşla ilgili kitaplar birbiri ardına yayımlanıyor. Tartışmayı
başlatan, W.G. Sebald'in 1999 tarihli kitabı Hava Savaşı ve Edebiyat oldu. Şu
soruyu soruyordu Sebald: "Neden savaş sonrası Alman edebiyatında, milyonlarca
Almanın yaşamış olduğu korkunç deneyimler bu kadar az iz bıraktı?"
Bu zor sorunun yanıtını arayan ve bu açığı kapatmaya çalışan başkaları da var:
Tarihçi Jürg Friedrich, Yangın: Hava Savaşında Almanya, 1940-1945 başlıklı altı
yüz sayfalık kitabında bombardımanlarla, yangınlarla yerle bir olmuş, sokakların
cesetlerle dolu olduğu kentleri neredeyse bir kamera keskinliğiyle anlatıyor.
Çok sayıda Alman yayıncı da o dönemden bir dizi tanıklık yayımladı. Örneğin Hans
Erich Nassack'ın Son adlı kitabı, Hamburg'un 1943'teki bombalanışını ele alıyor.
Savaştan hemen sonra yayımlanan ama unutulan bu kitap, şimdi yeniden basıldı.
Gert Ledig'in kopkoyu, klostrofobik anlatısı Ödeşme de unutulmuş ve yeniden
hatırlanmış romanlardan. Adsız bir kadın gazetecinin ilk olarak 1954'te
Amerika'da yayımlatabildiği, İsviçre'de Almanca olarak 1959'da yayımlanan, ama
Almanya'da yayımlanabilmesi için 2003 yılına dek bekleyen Berlin'de Bir Kadın
adlı kitabıysa Rus askerlerinin bir milyon Alman kadına tecavüz edişini gözler
önüne seriyor. Sebald'in sorusunun yanıtı belki de burada yatıyor: yalnızca
"Alman kadınının onuru" değil burada korunmaya çalışılan, sokak ortasında
kitlesel tecavüzler olurken hiçbir şey yapmayan, yapamayan Alman erkeğinin
utancı da belleğin derinliklerinde gömülü kalsın istenmiş olmalı.
Burada sorulabilecek bir diğer önemli soru da, Hitler'i durdurmak için sivil
hedeflere, yerleşim bölgelerine hava saldırısı düzenleyenlerin, 'ahlâki bir
zorunluluk' adına inanılmaz bir yıkıma yol açanların artık kendilerini, kendi
geçmişlerini sorgulama basireti gösterip gösteremeyeceği.
Böyle bir vicdan muhasebesinin başlayabileceğinin ilk işareti, ABD'de verilen en
büyük kitap ödüllerinden biri olan National Book Award'da karşımıza çıkıyor
belki de: William T. Vollmann, Orta Avrupa adlı kitabıyla bu yılki edebiyat
ödülüne layık görüldü. Kitap birbirine bağlı otuz yedi öyküden oluşuyor ve
İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Sovyetler Birliği'ndeki gerçek ve
hayali karakterlerin ahlâki seçimlerini sorguluyor.
Şimdi ödül zamanıdır
Ödül demişken: Sonbahar ayları, kitap dünyasının ödüllerle çalkalandığı bir
dönem. Almanya'nın en prestijli ödüllerinden Georg-Bückner Ödülü, Brigitte
Kronauer'e verildi. Denemeleriyle tanınan altmış dört yaşındaki yazarın
yapıtları arasında Rita Münster ve Minderdeki Kadın var.
Fransa'nın en büyük ödüllerinden Goncourt'sa Annemin Evinde Üç Gün'ün yazarı
François Weyergans'ın oldu. Bu yılın en büyük adaylarından biri olan ve Ağustos
ayında Bir Ada Olasılığı adlı romanı Fayard tarafından yayımlanan Houllebecq ise
hayranlarını hayal kırıklığına uğrattı.
Bir sanat eseri olarak yayınevi
Herkes Houellebecq sevecek diye bir kural yok. Nitekim Fransa'nın prestijli
yayınevlerinden Editions Christian Bourgois'nın sahibi Christian Bourgois,
Houellebecq'in nasıl olup da bir Céline ya da Proust kadar önemli bir yazar
olarak görülebildiğini aklının almadığını söylüyor. Bourgois'yı gündeme taşıyan
şey, Paris'te, Centre Pompidou'da açılan sergi yayınevinin kırk yılı; orijinal
kitaplar, el yazmaları, yazışmalar, fotoğraflar ve filmler eşliğinde kitap
meraklılarına sunuluyor. 1992'den beri kurucusunun eşi Dominique Bourgois
tarafından yönetilen yayınevi, bugüne kadar 1500 başlık yayımlamış; yazarları
arasında Márquez, Rushdie, Sontag, Pessoa, Soljenitzin, Borges, Topor ve
Ginsberg var. Sergi 16 Ocak 2006'ya kadar görülebilir.
Türkiye'de de böyle bir sergiyi hak edecek yayınevleri var aslında; Varlık,
Remzi, Can, YKY, İletişim, İnkılâp, Altın, E gibi ülkemizde yayıncılığın
köşetaşlarını oluşturmuş kurumlar, arşivlerindeki malzemeyle, geçmişten günümüze
yazarlarıyla ve onları bağlılıkla izleyen okurlarıyla bu tür bir etkinlik
gerçekleştirse, kuşkusuz ilginç olur.
O sırada Cornwall'da...
Bazıları yazım kurallarına kafayı takmış durumda. Kornak dilini ölümden
kurtarmak için çabalayanlar, sayıca çok az olmaları yetmiyormuş gibi (bu dili
bugün yalnızca iki yüz kişi konuşabiliyor) bir de yazım biçimleri nedeniyle
kavgalı.
Eski Kelt dillerinden biri olan ve Gal, İskoç, Breton dilleriyle akraba sayılan
Kornak (ya da Kernewek, Kernowek, Kernuak, Curnoack, Cornish) dilini canlı
tutmak için tarihçiler ve dilbilimciler seferber olmuş, ama bu dilin doğru
yazımının nasıl olması gerektiği konusunda kan gövdeyi götürmüş. Hâlâ da
götürüyor 'hoşgeldiniz' anlamındaki sözcük 'dynnargh' olarak mı, yoksa 'dynargh'
olarak mı yazılacak gibi konularda Birleşik Grup, Yenilenmiş Birleşik Grup ve
Son Grup uzlaşamadığından, 350 bin dolarlık maddi desteği yerel, ulusal ve
Avrupalı kaynaklardan bir türlü alamıyorlar. Tek tesellileriyse, bir zamanlar
yedi adet olan yazım sistemlerini dörde indirmeyi başarmış olmaları. Türkçede
bir türlü 'şapka devrimi' yapamayışımıza şaşmamak gerek.
Tüccar terzi olarak editör
Amerika'da yayıncılık dünyası, büyük bir transfer haberiyle yatıp kalkıyor şu
aralar. Dünyanın en büyük yayınevlerinden Penguin'e bağlı Riverhead Books'un iki
editörü Celina Spiegel ve Julie Grau, buradan ayrılarak yeni bir yayınevi kurma
hazırlıklarına girişti. 2007'de faaliyete geçecek ve yılda yaklaşık yetmiş kitap
çıkaracak olan, adı henüz konmamış yayınevi, bir başka yayıncılık devi olan
Random House bünyesindeki Doubleday Broadway Yayın Grubu'na bağlı olacak.
Spiegel ve Grau, Riverhead'in ticari başarısında çok büyük pay sahibi
yayınevinin bu yıl çıkardığı dokuz kitap New York Times'ın çoksatanlar listesine
girdi, iki tanesiyse bir numaraya kadar yükseldi. James McBride'ın Suyun Rengi
adlı güncesi iki milyon adet sattı; Halit Hüseyini'nin romanı Uçurtma Avcısı da
bir o kadarlık satış rakamına ulaştı. Dolayısıyla Riverhead'le sözleşmesi olan
yazarların, bu transfer karşısında ne yapacağı merakla bekleniyor. Bir yeni
kitap için yayıneviyle anlaşması süren Hosseini, "Ne yapacağımı bilmiyorum, hâlâ
şoktayım," demiş örneğin. Penguin'in başkanı Susan Petersen Kennedy, tüm
yazarlarının aynen devam etmesini beklediklerini söylese de, bu sarsıntıyı o
kadar kolay atlatamayabilecekleri anlaşılıyor. Transferi gerçekleştirenlerden
Doubleday, Da Vinci Şifresi'nin yayıncısı; Broadway ise Bill Bryson'ın Ormanda
Yürümek adlı kitabını yayımlamıştı.
Radikal
02/12/2005