Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 226 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Cem Akaş: Almanya'nın geçmişle imtihanı
Tarih: 19.12.2006 Saat: 06:52 Gönderen: karakutu
 

Şu soruyu soruyordu Sebald: 'Neden savaş sonrası Alman edebiyatında, milyonlarca Almanın yaşamış olduğu korkunç deneyimler bu kadar az iz bıraktı?'

Bazı kitlesel olayların, bütün bir ulusa travma yaşatabildiğini biliyoruz Holokost da Almanlar için böyle bir olaydı. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonraki kuşak, bu deneyimin utancını, suçluluğunu her zaman taşıdı. 1968 kuşağıysa bu utancın ve suçluluğun artık neredeyse tamamen kabul edildiği bir ortamda, savaşa bir başka açıdan daha bakabilmeyi başardı, mazlum Almanlar.



Bu bakış, Holokost'un sorumluluğunu azaltmak için değil, bastırılmış bir geçmişle yüzleşebilme adına gerekliydi belli ki.

Son dönemde Berlin

Cumhuriyeti'nde savaşla ilgili kitaplar birbiri ardına yayımlanıyor. Tartışmayı başlatan, W.G. Sebald'in 1999 tarihli kitabı Hava Savaşı ve Edebiyat oldu. Şu soruyu soruyordu Sebald: "Neden savaş sonrası Alman edebiyatında, milyonlarca Almanın yaşamış olduğu korkunç deneyimler bu kadar az iz bıraktı?"

Bu zor sorunun yanıtını arayan ve bu açığı kapatmaya çalışan başkaları da var: Tarihçi Jürg Friedrich, Yangın: Hava Savaşında Almanya, 1940-1945 başlıklı altı yüz sayfalık kitabında bombardımanlarla, yangınlarla yerle bir olmuş, sokakların cesetlerle dolu olduğu kentleri neredeyse bir kamera keskinliğiyle anlatıyor. Çok sayıda Alman yayıncı da o dönemden bir dizi tanıklık yayımladı. Örneğin Hans Erich Nassack'ın Son adlı kitabı, Hamburg'un 1943'teki bombalanışını ele alıyor. Savaştan hemen sonra yayımlanan ama unutulan bu kitap, şimdi yeniden basıldı. Gert Ledig'in kopkoyu, klostrofobik anlatısı Ödeşme de unutulmuş ve yeniden hatırlanmış romanlardan. Adsız bir kadın gazetecinin ilk olarak 1954'te Amerika'da yayımlatabildiği, İsviçre'de Almanca olarak 1959'da yayımlanan, ama Almanya'da yayımlanabilmesi için 2003 yılına dek bekleyen Berlin'de Bir Kadın adlı kitabıysa Rus askerlerinin bir milyon Alman kadına tecavüz edişini gözler önüne seriyor. Sebald'in sorusunun yanıtı belki de burada yatıyor: yalnızca "Alman kadınının onuru" değil burada korunmaya çalışılan, sokak ortasında kitlesel tecavüzler olurken hiçbir şey yapmayan, yapamayan Alman erkeğinin utancı da belleğin derinliklerinde gömülü kalsın istenmiş olmalı.

Burada sorulabilecek bir diğer önemli soru da, Hitler'i durdurmak için sivil hedeflere, yerleşim bölgelerine hava saldırısı düzenleyenlerin, 'ahlâki bir zorunluluk' adına inanılmaz bir yıkıma yol açanların artık kendilerini, kendi geçmişlerini sorgulama basireti gösterip gösteremeyeceği.

Böyle bir vicdan muhasebesinin başlayabileceğinin ilk işareti, ABD'de verilen en büyük kitap ödüllerinden biri olan National Book Award'da karşımıza çıkıyor belki de: William T. Vollmann, Orta Avrupa adlı kitabıyla bu yılki edebiyat ödülüne layık görüldü. Kitap birbirine bağlı otuz yedi öyküden oluşuyor ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Sovyetler Birliği'ndeki gerçek ve hayali karakterlerin ahlâki seçimlerini sorguluyor.

Şimdi ödül zamanıdır
Ödül demişken: Sonbahar ayları, kitap dünyasının ödüllerle çalkalandığı bir dönem. Almanya'nın en prestijli ödüllerinden Georg-Bückner Ödülü, Brigitte Kronauer'e verildi. Denemeleriyle tanınan altmış dört yaşındaki yazarın yapıtları arasında Rita Münster ve Minderdeki Kadın var.
Fransa'nın en büyük ödüllerinden Goncourt'sa Annemin Evinde Üç Gün'ün yazarı François Weyergans'ın oldu. Bu yılın en büyük adaylarından biri olan ve Ağustos ayında Bir Ada Olasılığı adlı romanı Fayard tarafından yayımlanan Houllebecq ise hayranlarını hayal kırıklığına uğrattı.

Bir sanat eseri olarak yayınevi

Herkes Houellebecq sevecek diye bir kural yok. Nitekim Fransa'nın prestijli yayınevlerinden Editions Christian Bourgois'nın sahibi Christian Bourgois, Houellebecq'in nasıl olup da bir Céline ya da Proust kadar önemli bir yazar olarak görülebildiğini aklının almadığını söylüyor. Bourgois'yı gündeme taşıyan şey, Paris'te, Centre Pompidou'da açılan sergi yayınevinin kırk yılı; orijinal kitaplar, el yazmaları, yazışmalar, fotoğraflar ve filmler eşliğinde kitap meraklılarına sunuluyor. 1992'den beri kurucusunun eşi Dominique Bourgois tarafından yönetilen yayınevi, bugüne kadar 1500 başlık yayımlamış; yazarları arasında Márquez, Rushdie, Sontag, Pessoa, Soljenitzin, Borges, Topor ve Ginsberg var. Sergi 16 Ocak 2006'ya kadar görülebilir.
Türkiye'de de böyle bir sergiyi hak edecek yayınevleri var aslında; Varlık, Remzi, Can, YKY, İletişim, İnkılâp, Altın, E gibi ülkemizde yayıncılığın köşetaşlarını oluşturmuş kurumlar, arşivlerindeki malzemeyle, geçmişten günümüze yazarlarıyla ve onları bağlılıkla izleyen okurlarıyla bu tür bir etkinlik gerçekleştirse, kuşkusuz ilginç olur.

O sırada Cornwall'da...

Bazıları yazım kurallarına kafayı takmış durumda. Kornak dilini ölümden kurtarmak için çabalayanlar, sayıca çok az olmaları yetmiyormuş gibi (bu dili bugün yalnızca iki yüz kişi konuşabiliyor) bir de yazım biçimleri nedeniyle kavgalı.

Eski Kelt dillerinden biri olan ve Gal, İskoç, Breton dilleriyle akraba sayılan Kornak (ya da Kernewek, Kernowek, Kernuak, Curnoack, Cornish) dilini canlı tutmak için tarihçiler ve dilbilimciler seferber olmuş, ama bu dilin doğru yazımının nasıl olması gerektiği konusunda kan gövdeyi götürmüş. Hâlâ da götürüyor 'hoşgeldiniz' anlamındaki sözcük 'dynnargh' olarak mı, yoksa 'dynargh' olarak mı yazılacak gibi konularda Birleşik Grup, Yenilenmiş Birleşik Grup ve Son Grup uzlaşamadığından, 350 bin dolarlık maddi desteği yerel, ulusal ve Avrupalı kaynaklardan bir türlü alamıyorlar. Tek tesellileriyse, bir zamanlar yedi adet olan yazım sistemlerini dörde indirmeyi başarmış olmaları. Türkçede bir türlü 'şapka devrimi' yapamayışımıza şaşmamak gerek.

Tüccar terzi olarak editör

Amerika'da yayıncılık dünyası, büyük bir transfer haberiyle yatıp kalkıyor şu aralar. Dünyanın en büyük yayınevlerinden Penguin'e bağlı Riverhead Books'un iki editörü Celina Spiegel ve Julie Grau, buradan ayrılarak yeni bir yayınevi kurma hazırlıklarına girişti. 2007'de faaliyete geçecek ve yılda yaklaşık yetmiş kitap çıkaracak olan, adı henüz konmamış yayınevi, bir başka yayıncılık devi olan Random House bünyesindeki Doubleday Broadway Yayın Grubu'na bağlı olacak.

Spiegel ve Grau, Riverhead'in ticari başarısında çok büyük pay sahibi yayınevinin bu yıl çıkardığı dokuz kitap New York Times'ın çoksatanlar listesine girdi, iki tanesiyse bir numaraya kadar yükseldi. James McBride'ın Suyun Rengi adlı güncesi iki milyon adet sattı; Halit Hüseyini'nin romanı Uçurtma Avcısı da bir o kadarlık satış rakamına ulaştı. Dolayısıyla Riverhead'le sözleşmesi olan yazarların, bu transfer karşısında ne yapacağı merakla bekleniyor. Bir yeni kitap için yayıneviyle anlaşması süren Hosseini, "Ne yapacağımı bilmiyorum, hâlâ şoktayım," demiş örneğin. Penguin'in başkanı Susan Petersen Kennedy, tüm yazarlarının aynen devam etmesini beklediklerini söylese de, bu sarsıntıyı o kadar kolay atlatamayabilecekleri anlaşılıyor. Transferi gerçekleştirenlerden Doubleday, Da Vinci Şifresi'nin yayıncısı; Broadway ise Bill Bryson'ın Ormanda Yürümek adlı kitabını yayımlamıştı.

 


Radikal
02/12/2005


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Makale
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Makale:
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Bir Toplum Mimarı Olarak Yahya Kemal
Bir İmparatorluğun Sonu
Kasırgalar yerine, hafif bir meltem biraz da...
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj
Kalkınma yöntemi olarak sosyalizm
‘Muhafazakâr sinema yazarı’ tam olarak ne demektir?
Dağ fareyi doğurmak üzere
Coca Cola Ve Fare
Dünya Klasikleri ile aranız nasıl?
Selim İleri: Bu şehirde Edip Cansever'le...
İsrail ablukasını ‘Onur’la deldiler
Kara Kedi
Aynı evin kedileri
Obez kediler
Büyükanıt: Örgütün arkasındakilere bakın
Keskin bir mesaj....
Hasan Cihat Örter'den mesaj var

"Almanya'nın geçmişle imtihanı" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke