Sivas'ta yananların kaçı Sünni, kaçı Aleviydi; biliyor muyuz?
Bilsek bile bunun kime ne yararı var?
Mesele, Madımak'ın içindekilerle dışındakiler arasındaki siyasi bir meseledir.
* * *
Hafta sonu Strasbourg'da Alevilerle buluştuk.
"Türk Sinema Günleri"nde gösterilen "Sivas Cehennemi" belgeselimizi izledik
önce...
Daha önce "Manisa Acısı"nın, "Tan Baskını"nın izlendiği salonda Fransızlar da
vardı; Türkiye'nin yaralarını fark etmek, tartışmak ve sarmak için ille
Avrupa'nın itelemesine muhtaç olmadığını gördüler.
Sonra "biz bize" kaldık. Ve hararetle memleket sohbetine başladık.
***
Yıllardır Fransa'da yaşasalar da gözleri, gönülleri Türkiye'deydi. Bölgemizdeki,
ülkemizdeki son durumdan konuştuk.
Görünen şu:
ABD, dengelerini hiç bilmeden ve umursamadan daldığı bir bataklıktan çıkmaya
çalışıyor. Ama çıkarken de asırlık mozaikleri kırıp döküyor. Geride yeni
tuzaklar bırakıyor.
O tuzaklardan birine Vatan'da Ruşen Çakır dikkat çekti. ABD imzalı Irak Çalışma
Grubu raporunun 49. sayfasında şöyle bir ifade var:
"Irak'la sınırı bulunan, önde gelen Sünni bir ülke olarak Türkiye, Irak'taki
ulusal uzlaşma sürecini desteklemede bir ortak olabilir."
Ruşen haklı olarak soruyor:
"Türkiye önde gelen Sünni bir ülke midir?"
Düne kadar Irak'a ve İslam dünyasına "modern, laik, demokratik Türkiye"yi örnek
gösteren Washington, şimdi mezhep baltalarıyla dalıyor bilmediği ormana...
Belki Şii İran'ın bölgede giderek artan ağırlığını, Sünni bir güçle dengeleme
ihtiyacı duyuyor.
Irak'ta, Lübnan'da kışkırttığı ve kanlı sonuçlara yol açtığı mezhep
çatışmalarına yeni mecralar arıyor.
İşgale kadar bir arada yaşayıp birbirlerine, ibadethanelerine dokunmamış halklar
birbirine düşürülüyor.
***
Ama bilmedikleri bir şey var:
Türkiye, "Sünni bir ülke" değil; nüfusunun çoğu Sünnilerden oluşan laik bir
devlet...
Türkiye'nin, Irak'takine benzer bir Şii-Sünni meselesi yok.
Anadolu Aleviliği, Şiilikten farklı bir inanç sistemidir.
Aleviler, modern, ilerici, hoşgörülü yaklaşımlarıyla Türkiye'de demokrasinin,
laikliğin sigortası olmuşlardır.
Türkiye'yi "önde gelen bir Sünni ülke" farz etmek, bu geleneği bilmemekten
kaynaklanan bir densizlik değilse, yeni mezhep çatışmalarını kışkırtan bir
soysuzluktur.
***
Bu oyunları konuştuk Fransa'da yaşayan Alevilerle...
Yıllarca dışlanmışken şimdi "iyi Müslümanlar" söylemiyle bu kez de asimile
edilmek istenmelerine tepkiliydiler.
Zorunlu din derslerinin Sünni İslam eğitimine dönmesine, Diyanet'te kendilerine
temsil hakkı verilmemesine öfkeliydiler.
Bu tepkilere hak vermekle birlikte meseleye daha genel bakmalarını tavsiye ettim
kendimce...
Diyanet de, zorunlu din dersleri de Türkiye'nin demokratikleşme sorununun
parçaları...
Bu genel bakış açısını yitirirsek dar, mezhepsel meselelere sıkışıp kalma,
enerjimizi oraya harcama ve giderek parçalanma riskimiz büyük...
Oysa demokratik bir ülkede özgür, eşit ve kardeşçe yaşama ideali, bizi farklı
etnik kimliklere, mezheplere bölünme riskinden koruduğu gibi, geniş ittifaklara
kapı açar; yola serilen tuzaklara düşmememizi sağlar.
Sivas'ta yananların kaçı Sünni, kaçı Aleviydi; biliyor muyuz?
Bilsek bile bunun kime ne yararı var?
Mesele, Madımak'ın içindekilerle dışındakiler arasındaki siyasi bir meseledir.
Yeni tuzaklara karşı da bu bilinçle, ortak hareket edilmelidir.
Milliyet
19/12/2006