Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 236 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Cem Akaş: 'Das Kapital' bir oyun muydu?
Tarih: 18.12.2006 Saat: 02:53 Gönderen: karakutu
 


Belgesel tiyatro alanında ünlenmiş üç genç yönetmenin kurduğu bir kolektif olan Rimini Protokoll, 'Das Kapital'i sahneye taşıyor. Grupta profesyonel oyunculara yer verilmiyor

Karl Marx'ın Das Kapital'i yazması yıllar sürmüş, ilk cilt yayımlandıktan sonra ölünce, kalan ciltleri yayıma hazırlamak Engels ve Kautsky'ye düşmüştü. Üçü de ciddi adamlardı, Das Kapital'de ciddi bir yapıttı; 21. yüzyılın başlarında birilerinin çıkıp bu yapıta oyun muamelesi yapacağını herhalde akıllarından bile geçirmemişlerdi.



Ne var ki belgesel tiyatro alanında ünlenmiş üç genç yönetmenin kurduğu bir kolektif olan Rimini Protokoll, tam da bunu yapıyor. Bu kolektif, Helga Haug (1969), Stefan Kaegi (1972) ve Daniel Wetzel'in (1972) yönetimindeki takımlarla 'gerçek hayat'ı sahneye çıkarıyor, profesyonel oyunculara hiç yer verilmiyor. 'Kapital: 1. Cilt' adlı oyunda da aynı şey geçerli: kendi ifadelerine göre "Çin'de turbo-kapitalizm çiçek açarken, Fidel Castro hastane odasında uluslararası kameraların karşısına yorgun ama ayağında Adidas'larla çıkarken, Batı Avrupa'da Marx okuma grupları yeniden kurulmaya başlıyor, Trier'de doğduğu ev, müze haline getirildiğinden bu yana en kalabalık günlerini yaşıyor ve Karl Marx marka kırmızı şaraplar kapış kapış gidiyor"; onlar da Kapital'i sahneliyorlar.


Düsseldorfer Schauspielhaus'taki sahne oldukça yalın: kitap rafları ve bir Marx büstü var. Kitabı baştan sona okumuş olan sekiz kişi (ortak noktaları bu) çıkıp kendi hikâyelerini, Marx'tan ne anladıklarını ve Kapital'in hayatlarındaki yerini anlatıyor: aralarında tüketim toplumuna öfke kusan sıkı bir Marksist, Doğu Almanyalı sosyalist bir şarkıcı ve kör bir çağrı merkezi çalışanı var. Yalnızca üç haftalık bir prova döneminden sonra seyirci karşısına çıkan projede doğaçlamanın payı büyük; yönetmenlere bakılırsa her performans farklı oluyor. Oyun Düsseldorf'tan sonra Berlin, Frankfurt ve Zürih'te sahnelenecek. (www.rimini-protokoll.de)

'Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği' sonunda Çekçede

Dikkatinizi çekti mi bilmem, son zamanlarda çok sayıda esnaf, dükkânının vitrinine 'sonunda' ya da 'nihayet' içeren duyurular asar oldu: 'Çizgili külotlu çorap çeşitleri sonunda gelmiştir' ya da 'çikolatalı ekmek kadayıfı nihayet burada' gibi. 'Israrla istenen ama bulunamayan' şeylere dair birer ipucu olarak eğlendiriyordu beni bu duyurular; fakat o kadar çok gördüm ki sonunda jetonum düştü: uyanık esnaf, çok satmak istediği bir malı, çok satıyormuş gibi yaparak, gerçekten de çok satmaya çalışıyordu. 'X gelmiştir' demek yerine 'X nihayet gelmiştir' dediğinde belli ki potansiyel müşteriler de "herkes bunu beklediğine göre vardır bir hikmeti" diye düşünüyor, 'gelen' malı almak için sıraya giriyordu.

Çek okuyucular da dokuz yıldır Milan Kundera'nın yeni bir romanını okumak için bekliyordu, ama (sözcüğün gerçek anlamıyla) sonunda ve nihayet, en çok beklenen kitabı geçtiğimiz hafta piyasaya çıktı: Brno'da bulunan Atlantis yayınevi, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'ni Çekçe bastı.

Kundera'nın kitaplarının çevrilmesi, başından beri bir mesele oldu. Yazar 1975'te Çekoslavakya'yı terk edip Paris'e yerleşti, Çekçe yazmakta olduğu Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'ni burada tamamladı ve kitap 1984'te Fransızca olarak yayımlandı; kısa süre içinde de çok sayıda dile çevrildi. Ne var ki Kundera, kitabın Fransızca çevirisinin kötü olduğuna karar verdi ve 1985'ten itibaren tüm kitaplarının Fransızca çevirilerini bizzat denetlemeye başladı. Şaka'nın İngiltere ve Amerika'daki baskılarında kısaltılması onu çileden çıkardı ve çeviri konusundaki titizliği bir kat daha arttı.
Bütün bunlar olurken, Kundera izin vermediği için 1975 sonrası yazdığı kitapların hiçbiri Çekçede basılmıyordu. Özgün adı Nesnesiteln· lehkost bytÌ olan ve tüm dünya dillerinde 'X'in dayanılmaz hafifliği' kalıbının yerleşmesine yol açan romanı 1985'te Toronto'da, Josef Skvorecky ve karısı Zdena Salivarova'nın yönettiği Sixty-Eight Publishers tarafından Çekçe yayımlandı ancak bu baskı sınırlı kaldı.

Kundera'nın Çek temsilcisi Jiri Srstka, kitabın Çekçede neden bu kadar uzun süre yayımlanamadığını şöyle açıklıyor:


"Milan Kundera bence kitabın Çekçede resmen yayımlanmasına hiçbir zaman karşı değildi, geçen onca yıla rağmen. Kundera'nın asıl kaygısı, kitabı doğru dürüst bir editörlükten geçirmek ve Çekçe yayıma hazırlamaktı. Bu ilk bakışta pek zor bir şey gibi görünmeyebilir, ama Milan Kundera gibi mükemmeliyetçi bir insan söz konusu olduğunda bu çok büyük bir iş haline geliyor. Toronto baskısı da zor koşullarda gerçekleştiğinden Kundera kitabı baştan sona okumak, bazı bölümleri yeniden yazmak, yeni bölümler eklemek ve tüm metni elden geçirmek zorunda kaldı... Ama sonunda okurlar, Milan Kundera'nın içine sinen haliyle kitaba ulaşabilecek."

Kundera Çek okurlardan, kitabı bir roman, bir aşk masalı olarak okumalarını, siyasal bir bildiri olarak görmemelerini istedi.


Biyonik çevirmen

Vietnamlı çevirmen Le Khanh Truong, ülkenin 'en üretken ve hızlı çevirmeni' seçildi. Rusçadan çeviri yapan Truong, bu unvanı gerçekten hak ediyor: Cengiz Aytmatov'un 550 sayfalık kitabı Darağacı'nı on günde, Ribakov'un 1000 sayfayı aşkın romanı Arbat Çocukları'nı üç ayda, Pasternak'ın 900 sayfalık Doktor Jivago'sunu altmış günde çeviren Truong, 1970'le 1980 arasında felsefe, tarih, sosyoloji, yazın, ekonomi, diplomasi ve arkeoloji konularında elli kitap çevirmiş; 1983'te Sovyetler Birliği'nin Ho Chi Minh belediyesine armağan ettiği elli ciltlik ekonomi ansiklopedisinin çevirisini bir yılda tamamlamış. Son olarak Çince öğrenmeye karar veren Truong, çeşitli kung-fu kitaplarının yanı sıra, 2 bin 400 sayfalık bir geleneksel kültür sözlüğünü de çevirmiş. Truong, başarısının sırrını azim, bilimsel yöntemle çalışmak ve çok okumak olarak açıklıyor. (Thanh Nien)


Körleşme ve ölüm

Adrian Mole'u tanır mısınız? Bir aralar İngiltere'de, Harry Potter kadar ünlüydü; gizli günlükleri elden ele dolaşıyordu. Türkçede bu dizinin yalnızca ilk kitabı çevrildi (Bir Yeniyetmenin Gizli Günlüğü, Can, 2003) , arkası gelmedi. Adrian Mole'un yaratıcısı Sue Townsend'se geçen günlerden birinde öğle uykusundan kalktı ve kör olduğunu anladı.
Çocuklarını doğurduğu sırada bile elindeki kitabı bırakmayacak kadar okuma düşkünü bir insanın, üstelik de bir yazarın kör olması büyük bir darbe olmalı. Townsend'in körleşmesinin nedeni, tip 2 diyabet hastası olması ve kendine iyi bakmadığı için gözlerinin arkasındaki damarların çatlaması. Altmış yaşındaki Townsend'in parmak ucu sinirleri de zedelenmiş olduğu için Braille okuyamıyor. Independent'ta çıkan habere göre yazarın morali yine de yerinde; iç tasarımcı olan yirmi dokuz yaşındaki kızı Lizzie ona bir dolap dolusu rengârenk göz bandı almış.

Dünyanın en önde gelen kültürel antropologlarından Clifford Geertz ise geçtiğimiz hafta seksen yaşında öldü. Tarih, psikoloji, felsefe ve yazınsal eleştiriden yararlanarak ritüelleri, sanatı, inanç sistemlerini, kurumları ve kendi deyimiyle diğer 'simge'leri inceleyen ve yorumlayan Geertz, yazılarında kültürle toplumsal yapı arasında net bir ayırım gözetiyordu, bu nedenle de kültüre, yerine getirdiği işlevler açısından yaklaşan Lévi-Strauss gibi yapısalcılardan ayrılıyordu. Onun için kültürün ne yaptığı değil, ne anlama geldiği önemliydi.
Geertz'in 1973 yılında yayımlanan kitabı Kültürlerin Yorumlanması, Times Literary Supplement dergisi tarafından, İkinci Dünya Savaşından sonra yayımlanmış en önemli 100 kitaptan biri seçilmişti. Yine de kapsayıcı bir kuram geliştirmediği, antropolojinin yöntemleri ve geçerliliği konusunda kuşkularını dile getirdiği için akademik camia tarafından eleştirilmişti.
Geertz'in Türkçede yalnızca bir kitabı var: Fas ve Endonezya izlenimlerini anlattığı After the Fact (Gerçeğin Ardından, İletişim, 2001).



CEM AKAŞ

 


Radikal
17/11/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Kitap Tenkidleri
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Kitap Tenkidleri:
Doğunun Limanları - Kitap Özeti


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Doğunun Limanları - Kitap Özeti
Sinsi uyuzluklar ve şeffaflık limanları
1937-1938’de Dersim’de neler oldu?
Moya Brennan - Change My World
Abba - Fernando
Bir İstanbul klasiği: Kitap Fuarı
Hüküm Giymiş Bir Kitap İçin Yazıt
Hangi kitaptan sinemaya uyarlanırdınız?

"'Das Kapital' bir oyun muydu?" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke