Faulkner'ın vampirleri
William Faulkner'ın yapıtlarının haklarını temsil eden yapımcı Lee Caplin,
Faulkner'ın bugüne kadar hiç çekilmemiş bir senaryosunun bulunduğunu açıkladı.
İşin daha da ilginci, bu bir vampir filmi! Bilindiği gibi Faulkner'ın
Hollywood'la girift bir ilişkisi olmuştu; başlangıçta kolay para kazanacağını
düşünerek 1932-1945 yılları arasında MGM, Fox ve Warner Bros.'da sözleşmeli
yazar olarak çalışmaya başlayan Faulkner, daha sonraları sistemden nefret ederek
çareyi Mississippi'ye kaçmakta bulmuştu.
Anlaşılan o ki onca koşuşturmanın arasında ünlü yazar, belirsiz bir Doğu Avrupa
ülkesinde geçen bir vampir filmi senaryosu yazacak zamanı da bulmuş. Faulkner'ın
Ses ve Öfke'sini sinemaya uyarlamaya hazırlanan Caplin, Los Angeles Times'a
yaptığı açıklamada, bu senaryoyu da filme çekmek istediğini; mekân olarak Doğu
Avrupa'yı değil, ABD'nin güneyini kullanacağını söylüyor.
* * *
İngiltere'de 'klasik savaşları' ortalığı toza dumana boğdu. Random House ve
Penguin yayınevleri kendi bastıkları klasiklerin daha çok satılması için
yarışıyorlar. Bu yarış, kitapların kapaklarına da yansıdı
Radikal Kitap'ın sayfalarında da birkaç kez gündeme gelmişti: 'Klasikler'
başlığı altında değerlendirilen kitaplar, Türkiye'de pek çok yayınevi için
nispeten zahmetsiz bir ekmek kapısı halinde. Çevirmenine, nesne olarak kitaba
yatırım yapan, okuyucuya kalıcı bir klasik sunmanın sorumluluğunu hisseden
iki-üç yayınevinin dışındakiler, her anlamda özensiz, çoğu zaman da 'çalıp
çırparak' oluşturulmuş hissi veren kitaplarla hem kitapçıları, hem
hipermarketleri, hem de sokak tezgâhlarını dolduruyor.
Klasiklerin paylaşılamamasının nedeni açık: Yayınevleri ve kitapçıların gözünde
'garanti kitap' konumundalar; telif hakkı ödeme zorunluluğu olmadığı için düşen
maliyetler, bir de çevirmene para vermemenin yolu bulunursa iyice düşüyor;
tanıtım için de bütçe ayırmak gereksiz, çünkü adı üstünde 'klasik kitaplar'
bunlar, herkesin okuması gerek. Anlaşılan okuyucular da böyle düşünüyor ve aynı
klasiğin çeşitli baskıları arasından seçim yaparken kaliteden çok fiyatı kıstas
alıyor ki, bu baskılar arasında kalite temelinde değil, düşük fiyat temelinde
bir rekabet yaşanıyor. Ödev yapmak ya da sorulduğunda 'okudum' diyebilmek için
kullanılabilir bunlar herhalde, ama 'Bir kitabı klasik yapan nedir?' sorusunun
sağlıklı bir yanıtını vermek, 'yazınsal haz'dan söz etmek istediğinizde işinize
yararlar mı, bilemem.
'Daha basit ve canayakın'
İngiltere'de de 'klasik savaşları'nın ortalığı toza dumana boğduğu anlaşılıyor,
ama savaşın kapsamı biraz farklı. Penguin Yayınevi'nin klasikler dizisi, tüm
dünyada olduğu gibi İngiltere'de de en çok satan dizi; siyah ya da gümüş sırtlı
bu kitaplar, İngiltere'deki klasik satışlarının yüzde 65'ini oluşturuyor. Ancak
Penguin'in bu açık ara birinciliği, 2007'de sarsılabilir: Guardian'da çıkan bir
habere göre, bir başka büyük yayınevi olan Random House, yazın dizisi
Vintage'dan yayımladığı Martin Amis, Salman Rushdie, Julian Barnes ve Ian McEwan
gibi yazarların 'çağdaş klasikler'ini, Swift, Tolstoy, Dickens ve Brönte
kardeşler gibi devlerin yapıtlarının yanına katarak, 'Vintage Classics' adlı bir
dizi başlatmayı planlıyor.
Random House, bu kitapların kitapçılarda hemen fark edilmesini ve Penguin
kitaplarının önüne geçmesini istiyor elbette; yayınevi yetkilileri bu nedenle
yepyeni bir kapak tasarımına gidileceğini, Penguin'in geleneksel kapaklarından
çok daha çarpıcı kapaklarla okuyucunun karşısına çıkılacağını açıkladı.
Vintage, yeni atılımı için nasıl kapaklar kullanılacağı konusunda oldukça ciddi
bir pazar araştırması yapmış. Oluşturulan 'odak grupları'na farklı klasik
setleri gösterilmiş; Oxford'un kitapları 'oldukça itici ve akademik',
Penguin'inkilerse 'kaliteli ve biriktirilebilir, ama zor okunur', yeni görünümlü
başka bazı klasikler 'ukala' bulunmuş. Vintage kendi yeni prototip kapaklarını
gösterdiğindeyse okurların 'daha basit ve canayakın' kapaklar istediği yanıtını
almış. Bunun sonucunda her kapak için 'ikonik' bir imge seçmişler; Rachel
Cugnoni, "Zadie Smith'in son kitabını almaya gidenleri çekmeye çalışıyoruz,
dolayısıyla kapaklar taze, havalı ve zevkli olmalı," diyor. Bu dizinin pazarlama
kampanyası için, bir Dan Brown romanından fazla bütçe ayrılmış durumda.
Bir başka yaklaşım farkı da önsözlerde görülecek: Penguin gibi, akademisyenlere
önsöz yazdırmak yerine, romancılardan ve gazetecilerden yazı alacak olan Random
House, böylece 'halka daha yakın' kitaplar üretmeyi umuyor.
Penguin de rakibinin bu hamlesi karşısında boş durmuyor. Klasiklerde altmışıncı
yılını kutlayan yayınevi, portföyündeki klasikleri çok daha renkli bir sunumla
okuyucu karşısına çıkarıyor. Yeni 'yıldönümü dizisi'nin tanıtımında şöyle
deniyor:
Hediye kitap
"Bir Penguin Klasik'i klasik yapan nedir? Çok basit. 'Bugüne dek yazılmıiş en
iyi kitaplardan biri' olması gerekiyor. Viktorya dönemi bahçelerde ellerinde
şemsiyeyle dolaşıp gülleri koklayan hanımefendiler demek değil bu. En şoke edici
seks sahneleri ve en nedensiz şiddet demek. Aşk demek hem de en kavurucu, en
kalp kırıcı haliyle. Antik uygarlıklardan bu yana ortaya çıkmış en iyi politika,
psikoloji ve felsefe demek. Yazıya geçirilmiş en karanlık cani beyinler, en
küstah güzeller ve en ilham verici kahramanlar demek."
Düşük etiket fiyatlı bu kitapların yanı sıra Penguin bir de 'kendi kapağınızı
kendiniz yaratın' hamlesine girişmiş durumda. Klasikler arasından seçilen bazı
başlıkları çıplak beyaz kapakla yayımlayan Penguin, okuyuculardan kendi
kapaklarını yapıp göndermelerini istiyor; beğenilenler internet sitesinde
tanıtılıyor. Ayrıca kitap hediye etmek isteyenler için, hediyelerini
kişiselleştirmenin güzel yollarından biri bu. Londra sokakları da Penguin
kitaplarının dev tanıtımlarıyla dolu.
Penguin'in listesinde 800 'siyah klasik', 500 de 'modern klasik' var; bu
cüssesiyle başka yayınevlerinin anlamlı bir pazar payı elde etmesini imkânsız
kılması çok kolay, çünkü kitapevi zincirlerinin işi bu kadar çok kitabın tek bir
yayınevinde toplanması durumunda çok kolaylaşıyor. Vintage yayın yönetmeni
Rachel Cugnoni, "Penguin'le boy ölçüşebilecek tek yayınevi biziz. Bunu şimdi
yapmazsak, telif hakkı kapsamından çıkan bütün çağdaş klasiklerimizin Penguin'e
geçme tehlikesi var" diyor. Penguin'in klasikler sorumlusu Adam Freudenheim'sa
rakiplerinin daha çok fırın ekmek yemesi gerektiğini iddia ediyor, bir yazarın
en popüler kitabını yapmanın kolay olduğunu, asıl işin Penguin'in yaptığı gibi
tüm yapıtlarını yayımlamak olduğunu ekliyor.
Faulkner'ın vampirleri
William Faulkner'ın yapıtlarının haklarını temsil eden yapımcı Lee Caplin,
Faulkner'ın bugüne kadar hiç çekilmemiş bir senaryosunun bulunduğunu açıkladı.
İşin daha da ilginci, bu bir vampir filmi! Bilindiği gibi Faulkner'ın
Hollywood'la girift bir ilişkisi olmuştu; başlangıçta kolay para kazanacağını
düşünerek 1932-1945 yılları arasında MGM, Fox ve Warner Bros.'da sözleşmeli
yazar olarak çalışmaya başlayan Faulkner, daha sonraları sistemden nefret ederek
çareyi Mississippi'ye kaçmakta bulmuştu.
Anlaşılan o ki onca koşuşturmanın arasında ünlü yazar, belirsiz bir Doğu Avrupa
ülkesinde geçen bir vampir filmi senaryosu yazacak zamanı da bulmuş. Faulkner'ın
Ses ve Öfke'sini sinemaya uyarlamaya hazırlanan Caplin, Los Angeles Times'a
yaptığı açıklamada, bu senaryoyu da filme çekmek istediğini; mekân olarak Doğu
Avrupa'yı değil, ABD'nin güneyini kullanacağını söylüyor.
Yeni Nijeryalı romancılar kuşağı
Nijeryalı olmak, dünyanın en kolay şeylerinden biri sayılmaz herhalde;
çatışmaların, tüm bir ülkeyi pençesine almış yolsuzlukların, sürgünlerin ve
ölümlerin ülkesi Nijerya'da romancı olmak da öyle. Yine de çağdaş Nijerya'da
yaşamı anlatmaya azmetmiş bir grup yeni yazar, Wole Soyinka ve Chinua Achebe'nin
izinden geliyor.
Ortak noktaları olsa da aslında birbirlerine pek benzemiyorlar. Sefi Atta otuzlu
yaşlarında roman yazmaya başlamış eski bir muhasebeci. Şimdi İngiltere'de okuyan
Helen Oyeyei, ilk romanını lise bitirme sınavlarına çalışması gerektiği sırada
yazmış. New York'ta yaşayan Uzodinma Iweala ilk romanında bir çocuk askeri
anlatıyor; Helen Habila'ysa Sappho'dan alıntılar yapıyor. Yeni romancıların
belki de en tanınmışı olan ve Amerika'da, Yale Üniversitesi'nde doktora yapan
Chimamanda Ngozi Adichie, ilk romanı Purple Hibiscus'la (Mor Amber) Commonwealth
En İyi İlk Kitap Ödülü'nü kazandı; ikinci romanı Half of a Yellow Sun(Sarı
Güneşin Yarısı) ise New York Times gazetesinin 'editörün seçimi' kitaplar
arasında yer aldı.
130 milyonluk Nijerya'nın yeni yazarları, iyi eğitim almış, iyi İngilizcesi olan
seçkin bir grubun arasından çıkıyor; bunların önemli bir bölümü de ya uzun süre
yurtdışında bulunmuş, ya da halen yurtdışında yaşıyor. Ülkenin trajik durumunun
göstergelerinden biri de bu olabilir mi?
(www.macon.com)
CEM AKAŞ
Radikal
15/12/2006