Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 266 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Gökhan Özcan: Resimler, hayaller, düşler
Tarih: 16.12.2006 Saat: 07:04 Gönderen: karakutu
 

Bir yere ait olmayan, bir konuma kök salmayan hayatların, kalıcı bir anlam edinme şansı bulunabilir mi? Durmadan ev, durmadan sokak değiştiren hayat parçalarının, aynı hikaye denizine dökülmesi mümkün olur mu?

Her yıkılan evin, her iptal edilen sokağın, geçmişin, bugünün ve geleceğin dokusundan bir sayfayı yırtıp alması kabul edilebilir mi? Seslere, yüzlere ve sokaklara aşinalığı olmayan insanlar, kendilerine aşina olabilirler mi?
 



Hep bedenlerimizi, yüzlerimizi, kuru varlıklarımızı resmettiğini düşünürüz fotoğrafların. Oysa gerçek öyle değildir. Yakından bakarsak eğer, her yüzde ayrı bir duygunun, her bakışta ayrı bir derinliğin, her harekette ayrı bir dilin kendini göstermekte olduğunu görebiliriz. Hayatımızın her sabit karesinde mutlaka o ana ilişkin özel bir duruşumuz vardır. Geri dönüp her baktığımızda yakalarız yeniden o duruşu. Denebilir ki, karelerde suskunlaşan bedenler, nazar-ı dikkatlerimizle konuşan çıplak ruhlardır aynı zamanda. Vizöre yansıyan görüntü ne kadar dışımıza ait olursa olsun; iyi bakarsak, ta içimizi görürüz biz o suskunlukta. Çünkü bedenlerin sabitlendiği o yer, duyguların da kıskıvrak yakalandığı yerdir. Bir bakışta dinleriz o anın bütün hikayesini bir fotoğraftan. Bakışlardan bir dipsiz kuyu, dudak kıvrımlarından bir yangın yeri, parmakların biraradalığından bir iç tarih yankısı düşer içimize. Cesaretle korkunun, hüzünle coşkunun, zaferle yıkımın, güzellikle çirkinliğin, yaşamakla ölmenin el ele kol kola geçmesi gibi geçer önümüzden cansız hayaller.


* * *

Bir yere ait olmayan, bir konuma kök salmayan hayatların, kalıcı bir anlam edinme şansı bulunabilir mi? Durmadan ev, durmadan sokak değiştiren hayat parçalarının, aynı hikaye denizine dökülmesi mümkün olur mu? Her yıkılan evin, her iptal edilen sokağın, geçmişin, bugünün ve geleceğin dokusundan bir sayfayı yırtıp alması kabul edilebilir mi? Seslere, yüzlere ve sokaklara aşinalığı olmayan insanlar, kendilerine aşina olabilirler mi?


* * *

İçinden geçirdiklerini söylemekten korkan insanlar var. İçinden geldiği gibi yaşamaktan korkan insanlar var. Karşı kaldırıma geçmekten, tanımadığı birine saati sormaktan, söylenmiş ince bir söze cevap vermekten, bir demet nergisin fiyatını sormaktan korkan insanlar var. Korkuyor olmaktan korkan insanlar var. Korkma haline yakalanmaktan korkarak hayatını erteleyenler, öteleyenler, gözlerini hayallerine kapatanlar var. Kanatlarını uçmasız, gözlerini bakmasız, ayaklarını gitmesiz, günlerini geçmesiz ve kalplerini sevmesiz bırakanlar var. Sevdiklerinden korkan, sevmediklerinden korkan, kendi olmaktan, kendiyle başbaşa kalmaktan korkan insanlar var.


* * *

Bir düş gördüm.

Her tarafı yemyeşil bir vadiydi düşün. Otlar diz boyu büyümüştü. Rüzgar filmlerdeki gibi savuruyordu bir o yana bir bu yana otları. Ağaçlar garip bir suskunlukla izliyordu olan biteni. Rüzgarı bildikleri her hallerinden belli olmasına rağmen hiçbir kıpırtı olmuyordu dallarında. Umursamazca gölgeliyorlardı sadece çevrelerini. Böcek sesleri vardı, çok yakından gelen böcek sesleri. Sanırım minicik ağızlarıyla kemiriyorlardı yere düşmüş zümrüt yeşili yaprakları. Bir tane de kelebek vardı bir yaban gülünün üstünde. Yaban gülü kırmızıydı, kelebekse renksiz... Su sesine benzer bir şırıltı da duydum; ama minik bir dere mi vardı yakınlarda, yoksa bir gezgin lir mi çalıyordu bir kayanın üstünde, hiç bilmiyorum.

Hem hiç önemi yok bütün bu ayrıntıların.

Bir düş gördüm.

İçinde yoktum!



Yenişafak
14/12/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3.87
Toplam Oy: 8


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Resimler, hayaller, düşler" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke