Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 235 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Dücane Cündioğlu: Taşa taşa taşlaşıyoruz
Tarih: 09.12.2006 Saat: 10:14 Gönderen: karakutu
 

- “Ben bir solucanım, fakat Tanrı'nın inayetiyle bir insan olacağım.”

4 Mayıs 1916'da cephedeyken ve tam da tehlikeli bir görevi üstlenmişken, savaş günlüğüne işte aynen böyle yazmış Wittgenstein. (Ich bin ein Wurm, aber durch Gott werde ich zum Menschen.)

İnsan olmak... insan hâline gelmek... insanlaşmak...



Böyle bir amacın peşine düşmek için, kişinin kendisini 'solucan' gibi hissetmesi gerekmiyorsa da aczinin, zayıflığının, yetersizliğinin farkına varması şart. Çünkü insan, herşeyden önce, 'olunan', 'ulaşılmak istenen' bir mertebe.

'İnsan' olarak doğmuyoruz; aksine 'insan olma' yeteneğiyle dünyaya gözlerimizi açıyoruz. İstersek, gayret edersek ve tabii ki güç yetirebilirsek ancak 'insan' oluyoruz; olabiliyoruz.

Bir hayvan olarak, bir canlı olarak, bir organizma olarak dünyaya gelmek, ve hep öyle kalmak da var işin içinde.

Hayvanlık, niçin kötü olsun, hayvanlıkla muttasıf olanlar sırf varoluşlarının gereğini yerine getiriyorlar diye? Hayvanlık, eksiklik sadece. Kemâlin noksanlığı. Bizatihi kemâle ulaşamama noksanlığı.

Kendimizi ne zaman bir 'solucan' gibi hissetmeyiz?

Umumiyetle, kibirlendiğimiz, kibrin pençesine yakalandığımız takdirde.

Nedir kibir?

Büyük olmadığı hâlde 'büyükmüş gibi' davranma mı?

Şayet kibrin karşılığı sadece “büyükmüş gibi davranmak”, âmiyane tabirle “tafra satmak” olsaydı, bu, pek öyle 'bağışlanamaz' bir suç olarak nitelenemezdi. Herkes büyük olmak, büyük görünmek ister, isteyebilir. Kendince büyüklenebilir. Kibir değil bu. Belki 'tekebbür', belki 'istiğna', ama kibir değil.

Kibir, salt büyük görünmek adına başkalarını küçültmek demek. Kişinin kendisini büyük hissedebilmesi için, başkalarının küçüklüğüne ihtiyaç hissetmesi; yani başkalarının üzerinden büyük olmaya çalışması demek. Türkçe'de yaygın olarak “aşağılık kompleksi” (minderwertigkeit) olarak adlandırılan hâl.

Başkalarında kusur arayanlar, böyle bir takıntının pençesine düşenlerdir çokluk.

Kibir: “Bende yok, onda da olmasın!” demenin (hasedin) bir türü. Yani, diğer taraftan, “Bende var, ama onda olmasın!” demekle (kıskançlıkla) eşleşebilen bir hâl. Başkalarının sözde yokluklarından, yoksulluklarından, yoksunluklarından yararlanmaya çalışmak.

Başkasını aşağıya ittikçe yukarıya çıktığını düşünen, varolmak için değil, varolduğunu hissedebilmek için başkalarını tekmeleyen bir zihin, elbette bu kibrinin bedelini ödemekten kaçamaz, kaçınamaz.

Kibrin yanında dolaşan hâllerden biri de istiğna. Yeterlilik duygusu. Nehir, nasıl yatağından taşarsa, kişinin, kendini o denli 'taşkın' (!) bir surette görmesi.

İstiğna, 'gına' kökünden türüyor. Sahibine ise 'ganî' (zengin/yeterli) deniyor. Karşıtıysa 'fakr'. Yani muhtaç. Başkasına ihtiyaç duyan.

Fakir (fakirliğini idrak eden) aslâ kibre kapılmaz, büyüklük taslamaz, gına (zenginlik) ile başı dönmez. Bilâkis yoksulluğunun ne denli büyük bir nimet olduğunu bilir; insan olma yolunda, fakrı, kendisine bağışlanmış bir ihsan, bir lütuf olarak görür. “Yoksulluğum övüncümdür” (fakrî fahrî) diyen Sâdık'ın sâdık bir izleyecisi ise, zâten şükreder; hâliyle değil, zâtıyla hamdeder.

Adına 'dünya' denilen bu yosmanın insanımızı hayvanımıza ezdirebilmesi, bizleri yoksulluktan utanır hâle getirdiği için mümkün oldu. Yoksulluktan, yoksulluğumuzdan utandıkça hayvanlığımız azdı, insanlığımız ise azaldı. Öyle ki 'zühd' (dünyaya dudak bükme tavrı) hayatımızdan çekildi.

Bir düşünelim bakalım, dünyaya ne kadar dudak bükebiliyoruz? Dünyaya, yani dünyevî olana.

Dünyaya dudak bükebilenlerin mevcudiyeti sayesinde, insanımız hayvanımıza galebe çalabiliyor; insanımız ortaya çıktıkça, izzet ve vakarın ne olduğunu öğrenebiliyorduk. Kaçtığımız için dünya peşimizden geliyordu; peşinden koştuğumuz için değil.

Taşmaya başladık, taşkınlaştık. Kibirden başımız döndü. Gönlümüz taş gibi katılaştı. Sözümüz bitti. Sustuk. Taşlaştık.

Ey tâlib, o hâlde, sen önce fakrı taleb et.

Bil ki fakir, “dünyaya muhtaç olan”; müslümansa, “dünyaya teslim olan” demek değildir. Tam tersidir.



Yenişafak
09/12/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.5
Toplam Oy: 8


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Taşa taşa taşlaşıyoruz" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke