Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 260 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Salih Tuna: Asansör boşluğundaki lavuk
Tarih: 06.12.2006 Saat: 19:37 Gönderen: karakutu
 

"Takva", bir çuvalcının yanında ayak işlerine bakan, mazbut olduğu kadar da dallama bir lavuğun hikayesini anlatmaya çalışan bir film. (Çalışan, diyorum; çünkü paraşütle inen finali ve estetik yoksulu düş sekansları yüzünden bunu bile başardığı tartışılabilir.)

Bu lavuk, 'nefsini' yemeyi (yenmeyi değil) kafaya takmış bir halde hayatını sürdürürken, intisap ettiği tarikatın koltuğa kurulmuş 'ceberut kaynana' edalı hödük şeyhinin emriyle tahsildarlığına soyunur. Masivayla yüzleşince de kafayı sıyırır. Ne ki, kafayı sıyırmasının esas nedeni abazanlıktan başka bir şey değildir.

Anlayacağınız, o eski Yeşilcam filmlerindeki garabet 'dinci' tiplerin tersyüz edilmiş hali arzı endam ediyor. Eskiden şehvet düşkünü acayip mahluklar sahne alırdı. Bu filmde ise hangi manastırdan fırladığı belirsiz, 'cinsellikten' ecinni gibi kaçan (bunu da takva zanneden) bir 'tip' var. Öyle ki bu lavuk, (emirlerini baş tacı yaptığı) şeyhi kendisine kızını münasip görüp teklifte bulununca, "Biz o defterleri çoktan kapattık." diyerek elinin tersiyle itiyor. Neden? Abazanlıktan cinnet geçirip filme final olmak için mi?



* * *

Aslında başlığı "Ahmet Hakan'ın 'Takva'sı" koyacaktım ama vazgeçtim. Yanlış anlaşılmasından korktum. Brecht'in söylediği gibi; biz hükümet değiliz ki, yanlış anlaşılmaktan bir menfaatimiz olsun.

Doğrusunu isterseniz Ahmet Hakan'ı pek severim. Zeki, kıvrak, muzip yazılar kaleme alıyor. Ne ki, beni ikidir yanıltıyor. İlkinde yanıltmaktan ziyade şaşırtmıştı. Okuyanlar bilirler. Şu 'Latif abi' muhabbeti işte. (17 Mayıs 2006, Yeni Şafak). Bu sefer de beni tam anlamıyla yanıltı.

"Takva"yı yere göğe sığdıramayan, Türk sinemasında bir 'milat' olarak değerlendiren yazısını okuyunca çok şey umarak koştum gittim filme. Sonuç: Tam bir hayal kırıklığı.

Kızdım mı Ahmet Hakan'a? Asla. Kardeşimin canı sağolsun; ona değil bir filmlik, yüz filmlik hayal kırıklığı feda olsun. Çünkü kendisine burun kıvıran yarı aydınları paranteze alıp 'onbuçukla' çarpsak bir Ahmet Hakan etmezler. (Buradaki 'buçuk', sanki babası icat etmiş gibi, "Fotoğraf makinesi gavur icadı değil mi?.." diye sormakla 'mürteci' aşağıladığını sanan, derleştiriyi mizahla karıştıran köşe yazarı insanı oluyor.)

Gelgelelim kızmıyorum diye gardımı da almayacak değilim. (Riya üsluplu civanmertlikle hiç işim olmaz.) Madem Ahmet Hakan kardeşimin etkisinden kurtulamıyorum, o yazmadan önce bir yolunu bulup söz konusu filmleri izlemeliyim. Hakkında yazı döşediği filmleri izlememek de bir yöntem olabilir ama o zaman da bize yazık olur.

Yahya Kemal, Bursa yolculuğu dönüşünde oraya niçin gittiğini soran bir ahbabına şu cevabı vermiş: "İsmail Habip, Bursa'ya gidip orayı yazmadan bir göreyim, dedim." Bizimkisi de o hesap. Lakin Yahya Kemal, İsmail Habip'ten hazzetmezdi, ben Ahmet Hakan'ı çok beğenirim. Sadece onun beğenileriyle zaman zaman anlaşamıyoruz. Bu da hiç mesele değil. Nasılsa bilim her geçen gün ilerliyor; bir hal çaresi bulunur.

Gelelim filme. (Gerçi gelmemek için lafı o kadar uzattık ama hiç gelmemek de olmaz.)

"Takva", bir çuvalcının yanında ayak işlerine bakan, mazbut olduğu kadar da dallama bir lavuğun hikayesini anlatmaya çalışan bir film. (Çalışan, diyorum; çünkü paraşütle inen finali ve estetik yoksulu düş sekansları yüzünden bunu bile başardığı tartışılabilir.)

Bu lavuk, 'nefsini' yemeyi (yenmeyi değil) kafaya takmış bir halde hayatını sürdürürken, intisap ettiği tarikatın koltuğa kurulmuş 'ceberut kaynana' edalı hödük şeyhinin emriyle tahsildarlığına soyunur. Masivayla yüzleşince de kafayı sıyırır. Ne ki, kafayı sıyırmasının esas nedeni abazanlıktan başka bir şey değildir.

Anlayacağınız, o eski Yeşilcam filmlerindeki garabet 'dinci' tiplerin tersyüz edilmiş hali arzı endam ediyor. Eskiden şehvet düşkünü acayip mahluklar sahne alırdı. Bu filmde ise hangi manastırdan fırladığı belirsiz, 'cinsellikten' ecinni gibi kaçan (bunu da takva zanneden) bir 'tip' var. Öyle ki bu lavuk, (emirlerini baş tacı yaptığı) şeyhi kendisine kızını münasip görüp teklifte bulununca, "Biz o defterleri çoktan kapattık." diyerek elinin tersiyle itiyor. Neden? Abazanlıktan cinnet geçirip filme final olmak için mi?

Filmin senaristi Müslümanları üzmek istemediğini söylüyor. Güzel bir haslet. Daha da güzeli antiemperyalist olması. İçtenliğine inanıyorum. Yalnız kafası biraz karışık bu arkadaşın. Lavuğun meczup akıbetini sevgi, korku dengesinin, korku lehine bozulmasına bağlıyor. İyi de, güzel kardeşim, sevgi, korku birbirine mümtezic. Ne dengesi?

Makedon Müslümanlara yardım ederek, deyim yerindeyse, 'takva üzre' bir eylem yapan çırağa fırça atan bu lavuk, hangi takva üzre bulunur? Çırağa atılan o tokatlar hangi inançsızlığın şiddet olarak dışavurumun ifadesi? Sizin 'takva' vehmettiğiniz, "Belki şeytan bizzat biziz!" diyen o lavuktan, oto tamirhanesinde rakısını yudumlayan ustalar bile daha inançlı. Neyin "Takva"sını çektiniz?

Ya şeyhin cinnet vaziyetini yorumlamasına ne demeli? 'Seyr-i süluk' değil de asansör yolculuğu anlatıyor mübarek. Bu 'mürşidi' nerden buldunuz? Nazım Hikmet'in şiirinden mi?

Haksızlık yapmayalım filmin müziği, ışığı, sanat yönetimi, görselliği oldukça sağlam.

Sağlam dedim de aklıma geldi: Oğuz Atay, "Alman filmleri çok sağlam, hiç kopmuyor…" der.



Yenişafak
06/12/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Sinema
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Sinema:
V For Vendetta


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 4


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Tek vicdan
Fikret Başkaya: Kapitalizmin krizi veya otuz yıllık yalanın sonu
Arat Dink: Yokluğum Türk varlığına armağan olsun
Deep Purple - Soldier Of Fortune
Karakutu forum/ sartre: hiçlik
En iyi film: No Country for Old Men
Aykut - Erkut Erdem: V for Vendetta
Süreyya Evren: Kara bayrak ve Vendetta
V For Vendetta

"Asansör boşluğundaki lavuk" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke