Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 51 Üye Adayı ve 3 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 Yeni Bir Parti Kuruluyor
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 Şiire dizgin vurulur mu?
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi
 Aşk Coğrafyasında Konuşmalar
 "İyi şiir her zaman dinidir"
 Yapardım biliyorum
 İSTEK
 aşka ve terke dair
 GÜLÜM / Ömer Lütfi METE
 Şiir gibi yaşayanlar...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Röportaj: Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?
Tarih: 04.12.2006 Saat: 20:38 Gönderen: karakutu

 

Akademi’nin kriterleri...

Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazananı belirleyen İsveç Akademisi, Fransız Akademisi’ni örnek alan Kral III. Gustav tarafından 1786’da kuruldu.

İsveç Akademisi Daimi Sekreteri Horace Engdahl ile, Akademi’nin edebiyat ödülü için kriterleri, çalışma yöntemi ve Orhan Pamuk üzerine konuştuk.

5 Akademi üyesinden oluşan ve üç yılda bir değişen Komite’nin, 200 isimden oluşan aday listesini 20 isme indirdiğini ve bu 20 yazarın da ödül verilebilecek düzeyde olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu durumda kitaplar arasında kıyaslama yapabilecek bazı kriterleriniz olmalı.



Tabii ki bazı kriterler var. Genel olarak edebiyatta yenilik, çıtayı yükseltme, dili zenginleştirme gibi kriterlerden söz edilir ama bunlar biraz soyut kalıyor. Alfred Nobel’in vasiyetnamesinde iki kriter yazılı. Birini yorumlamak çok zor. Diğeri de çok kolay.

Yorumlanması zor olan kriterde ‘idealist çizgide en iyi yazana’ deniyor. Ama idealist nedir belirtmiyor. Yüz yıldır bu tartışılıyor.

İkinci kriterde ise adayların ulusal kimliğine bakılmayacağı belirtiliyor. Bunu da hem olumlu hem olumsuz olarak yorumlayabiliyoruz. Çünkü bir ülkeyi bir dili teşvik amacıyla ödül veremiyoruz. Ama hiçbir aday da ulusal kimliğine bakılıp ne öncelik kazanıyor ne de dışlanıyor.


Benim kriterlerim de şöyle: Bir yazarın ödüllendirilmesi için en az üç engeli aşması gerekir.

Birinci engel coğrafidir. Eser, yazılmış olduğu ortamın dışında da anlaşılmalıdır. Bir eser ne kadar üst düzeyde olursa olsun eğer yazıldığı ortamın dışında anlaşılmıyorsa ödül alamaz. Dünya edebiyatı dediğimizde eserin bir evrensel karakter taşıması gerektiğini söylemek istiyoruz. Evrensel olmayan eserler başka ülkelerdeki okurlar için çok şey ifade etmez.

İkinci kriter, bir eserin başka dillere çevrilebilir olmasıdır. Biz Akademi üyeleri bir edebi eseri değerlendirebilecek ölçüde toplam 10 dil biliyoruz. Ama dünyada 4000’den fazla dil var. Yani eserlerin çevrilebilir olması şart. Ama her eser de çevrilemez. Çünkü bazı kitapların dili, kelime oyunları üzerine kurulmuştur. Kelimeler sanki belli özellikleri olan canlı varlıklar gibi. Kelimelerle konu birbirinden ayrılamıyor. Yani cümleyi değiştiremiyorsun. Değiştirdiğin an bütün resim kayboluyor. Böyle bir yazarı başka bir dile çeviremezsin. Örneğin İsveçli Eric Beckman çevrilmedi. Buna çok örnek var. Özellikle şairler. Bu durumda onları ödüllendirmemiz imkansız. Yani onlar daha start çizgisinde bile yer alamıyorlar.

Üçüncü ve belki en önemli kriter eserin kronolojik bir mesafeyi aşabilme özelliği. Yani yaratıldığı zamandan çıkıp başka bir zaman içinde yaşayacak ve geçerli olacak. Ama biz akademide değerlendirmelerimizi yaparken bu konuda pek bir bilgimiz yok. Bir şey söyleyemiyoruz çünkü yeni eserleri değerlendiriyoruz. Yaşayan yazarlara bakıyoruz. İşte burada iş tahminlere kalıyor. Acaba yüz yıl sonra da bu eser hala okunur mu? Buna inanırsak ödülü hak ediyor demektir. Yani belirleyici olan bu oluyor.

İşte sözünü ettiğim üç mesafeyi de aşabilen eserler ödüllendirilmeye layık eserlerdir.

Yılda bir kez ödül verilmesinden dolayı sizin ifadenizle ‘edebiyatın eliti’ düzeyinde çok sayıda yazar bu şansı kaçırıyor. Hakkı yenen yazarlar olduğunu düşünmüyor musunuz?

Aslında ödül kazananlar listesinde ismi olsaydı diye düşündüğüm çok yazar var. Ama bunların çoğuna ödül verilmesi imkansızdı. Çünkü en önemli sayılan eserleri ölümlerinden sonra yayınlandı. Örneğin Kafka öldüğünde sadece birkaç tane hikayesi biliniyordu. Romanları ve önemli eserleri ölümünden sonra yayınlandı. Kafka’nın varlığı bilinseydi bile ödüllendirilmesi olanaksızdı. Bu Proust için de, Rilke için de geçerli. Ama akademinin ödüllendirebilecekleri de vardı. ‘Neden verilmedi’ diye düşündüğüm oluyor bazen. Örneğin Virginia Woolf, 1940’lara kadar yaşadı. En önemli eserlerini 1920’lerde verdi. Elli yıllık gizlilik süresine göre bazı isimleri sayabilirim. Aday listelerine baktığımızda Virginia Woolf’un adına rastlanmıyor. Hiç kimse aday olarak önermemiş. Bütün bu yıllar boyunca bir tek İngiliz bile Virginia Woolf’u aday göstermeyi düşünmemiş.

Aynı şey James Joyce için de söz konusu. Ülkelerindeki edebiyat çevreleri bu yazarları dikkate almamışlar. Bunu İsveç Akademisi’nin yapması kolay olmazdı. Her şeye rağmen söz konusu olan yazarın ülkesindeki edebiyat çevrelerinin görüşlerini dinlemek zorundasın. Ödül verilebilecekler arasında Borges de vardı. Neden vermedikleri benim için bir muamma. Mikhail Sholokhov yerine Nobel Ödülü’nün Anna Ahmatova’ya verilmesi gerekirdi. Karen Blix de bence Nobel Ödülü’nü hak eden yazarlardan biri.

* * *


Gazetelerde Orhan Pamuk’un, ‘Masumiyet Müzesi’ adındaki eserini bitirmekte olduğunu okudum. Konusu İstanbul’da geçen bir aşk hikayesiymiş. “İstanbul’da Aşk”. Gene ilginç bir konu bulmuş. Bu konudaki tahminimi ilk kez sesli olarak size yapıyorum. Bu romanın kıskançlık temeli üzerine kurulacağından eminim diyebilirim. Bu bir tahmin tabii. Ama Orhan Pamuk’u eserlerinden tanıdığımı sanıyorum. Hangi konuyu işlerse işlesin derinde kıskançlık, her şeye yön veren gene de kıskançlık. Şimdi bu tahminde bulunduktan sonra beklemek bile başlı başına bir heyecan haline geldi... [Horace Engdahl]

Kuruluşundan bu yana edebiyat, dil ve tiyatro çalışmalarını ödüllendiren Akademi, Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine 1901’den bu yana Nobel Edebiyat Ödülü’nün verileceği yazarı belirleme görevini de üstlendi.

Akademi, ömür boyu görev yapmak üzere seçilen 18 üyeden oluşuyor. Yazar, dil uzmanı ve edebiyat uzmanları arasından seçilen üyelerden ölenlerin yerine yenisini, diğer üyeler seçiyor. Herhangi bir nedenle Akademi çalışmalarına katılmayan üyelerin yerine yenisi seçilemiyor. Şu anki üyelerden yazar Kerstin Ekman ile Knut Ahlund, protesto amacıyla çalışmalara katılmıyorlar.

Nobel’in yarattığı yankı ve edebiyat dünyasındaki etkisi çok büyük. Parasal yanı mı, yoksa İsveç’in imajı mı, ya da İsveç Akademisi’nin saygınlığı mı. Siz nasıl açıklıyorsunuz?

Bu soruyu biz de kendi kendimize sormaktayız. Somut bir yanıt bulmak zor. Üstelik Nobel Edebiyat Ödülü’nün öneminin her yıl biraz daha arttığını da görüyoruz. Para ödülü epey yüksek sayılır ama bu yeterli bir açıklama değil. Ödül Töreni ve akşam geleneksel görkemli kutlamanın da etkisi olmalı. Düşünün taa kuzeyde bir ülkeye gelip çok özel törenlere katılıp Kral’ın elinden bir altın madalya ve diploma alıyorsunuz. Görsel ve manevi yanı mutlaka etkileyici. Ama belirleyici olduğunu sanmıyorum.


Bence en önemli neden 1901’den beri ciddi bir şekilde sürüyor olması. Elimde veri yok ama dünyada bu kadar uzun süredir devamlı olarak verilen başka bir ödül olduğunu sanmıyorum. Bu bakımdan devamlılığın otorite sağladığını düşünüyorum.

Ayrıca aralarında farklılıklar da olsa ödül sahiplerinin kalite ortalamasının yüksek oluşu da ciddiyet kazandıran bir faktör olmalı. Tabii tartışılabilir bir iki isim var mutlaka, öte yandan 20. yüzyıl edebiyatçılarından bazılarının ödüllendirilmemiş olması üzücü ama gene de Nobel yüzyılın en otoriter edebiyat ödülü sayılmakta. Yazarlar da haklı olarak böyle bir ödülü kazanmak istiyor tabii. Hem parasal yönü bir yazar için önemli sayılabilir; daha da önemlisi Nobel’i kazanan, edebiyat tarihinin ilahlarından biri oluyor.


Akademi ve Akademi üyelerinin saygınlığına bağlı olabilir mi diye de soruyorsun. Bence dünyada İsveç Akademisi’nin ne olduğunu bilenlerin sayısı pek fazla değildir. Akademi üyelerinin nasıl insanlar olduğunu tasavvur bile edebileceklerini sanmıyorum. Biraz fikir sahibi olanlar arasında da yanlış inanışlar var. Bu yanlış inanışlardan en yaygın olanı Akademi’nin bir devlet kurumu olduğu ve bizlerin Akademi üyeleri olarak politik baskılara açık olduğumuz şeklinde. Oysa biz tamamen bağımsızız. Ayrıca İsveç’in gerginliklere taraf olan ülkelerin dışında, tarafsız bir ülke olması, Nobel Ödülü için de güven yaratıcı bir özellik. Örneğin ödülü veren ülke İngiltere olsaydı, aynı önemi kazanması zor olabilirdi. Rusya ya da İran için de aynı görüşü söyleyebilirim. Bizim barış yanlısı ve tarafsızlığıyla tanınan bir ulusu temsil ediyor olmamız güven ve saygı yaratıyor.

Ödülü kazanan, bazen gecikmeler olsa da genel olarak ekim ayının ikinci perşembesi açıklanıyor. Süreci anlatır mısınız?
Hangi kurumların aday gösterebilecekleri Nobel Vakfı’nın kurallar dizininde detaylı bir şekilde yazılı. Yazar örgütlerinin, pen kulüplerinin başkanları, üniversitelerin dil bilimi akademisyenleri, Akademi üyeleri aday önerebilirler.

Bize epey mektup geliyor. Çoğu her yıl aynı kişileri aday gösteriyor. İşte bu yüzden bir süredir bir ön aday listesi oluşturuyoruz. Bu aşağı yukarı 200 isimden oluşuyor. 5 akademi üyemizden oluşan ve üç yılda bir değişen komitemiz de 200 isimden oluşan bu listeyi 20 isme indiriyor. İşte o isimler çok ilginç. Bu 20 yazara dünya edebiyatının eliti denebilir. Başka bir ifadeyle bu yazarların hepsi Nobel Edebiyat Ödülü’ne layıktır. Ama maalesef hepsine veremiyoruz. 20 kişilik liste bir elemeden daha geçirilip 5’e indiriliyor. Bu liste ilkbahar sonunda Akademi üyelerine tanıtılıyor ve Akademi üyeleri yaz boyunca o yazarların tüm eserlerini okuyorlar. Görüldüğü gibi işin zor yanı 200 isimlik listeyi 5 kişiye indirmek. Ondan sonra işimiz biraz kolaylaşıyor.

* * *


Orhan Pamuk hakkında...

2006 Nobel Edebiyat Ödülü, dünyaca ünlü pek çok yazar ve şairin arasından sıyrılan ünlü Türk yazar Orhan Pamuk’a değer bulunmuş ve haber 12 Ekim Perşembe günü Türkiye saatiyle 14.00’te İsveç’in başkenti Stockholm’de açıklanmıştı.


Evet, Orhan Pamuk’ un ödüllendirilmesi de akademinin siyasi tercihte bulunduğu yorumlarına yol açtı. Biliyorsunuz sizin kararı açıklamanızdan birkaç saat önce Fransa’da parlamento “Ermeni soykırımı yoktur” demeyi suç sayan karar aldı. Tepkiler biraz da bu yüzden yoğun oldu. Bu tepkileri beklemiyor muydunuz?


Orhan Pamuk’un eserlerini yıllardır inceliyorduk ve incelerken de Türkiye politikasını hiç düşünmemiştik. Zaten bizleri de fazla ilgilendirmiyor. Pamuk’a ödül vermeye karar verdiğimizde şimdi ne olur diye düşündük. Birisi ’ Şimdi dinciler kızacak’ dedi. Tartışmaların Ermeni konusunda odaklanacağı aklımızdan bile geçmemişti. Bir İsviçre gazetesine Ermenilerle ilgili bir şeyler söylemiş. Ama tek birimizin bile aklına gelmedi.

Üstelik söylediğin gibi Fransız Parlamentosu’nda aynı gün karar alınmış. Yani onlar da az salak değil. Tarihi bir tartışma konusuna yasak koymak da ne oluyor. Samimi söyleyeyim Fransız Parlamentosu’nun aldığı karara sempatiyle bakan tek bir üye bile yok akademide. Bizim önceden bu konuda bir bilgimiz yoktu. Böyle bir şey nasıl zamanlanabilir... Yani benim Fransa’ya telefon edip ‘bu kararı 12 Ekim’de alabilir misiniz’ diye sormuş olmam gerekiyor. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Ama iki olayın aynı günde olması dedikodulara yol açtı. Gene de hiç kimsenin böyle bir şeyin olabileceğine gerçekten inandığını sanmıyorum.

Medeniyetler çatışması ve medeniyetler arasında diyalog bütün dünyanın tartıştığı konu. Sizi siyasi tercihte bulunmakla eleştirenlere göre Orhan Pamuk, Türkiye’yi ılımlı İslam ülkesi olarak görmek isteyenlere hoşlanacakları mesajı veriyor. Ayrıca eserlerinde ve konuşmalarında İslam Devleti Osmanlı İmparatorluğunu sempatik gösterip laik Türkiye Cumhuriyeti’ni geçmişle bağları koparttığı için eleştirdiği yolunda eleştiriler var. Bu eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz?

Böyle düşünenlere Orhan Pamuk’a ödül vermemizin tamamen edebi temellere dayandığını söylemek isterim. Birileri her zaman mutlaka ama mutlaka politik tartışma konularını ele alarak yaklaşıyor. Örneğin Kar romanı politik denecektir. Doğru. Ama diğer romanları da öyle. Doğu ile batının karşı karşıya gelmesi, Venedik-Osmanlı, Avrupa-Türkiye, bunlar politik konular değil mi?... O zaman şu ayrımı bilmemiz gerek. Politik konuları işleyen bir yazara ödül vermekle politik bir seçim yapmak aynı şey değildir.

Bir roman yazarının politik konuları ya da politik olarak yorumlanacak konuları ele almaması imkansız. Ama biz ödülü onun politik eğilimine vermedik. Ve hiçbir zaman da bu ödülü bir yazarın görüşlerini onaylamak için vermiyoruz. Yazarın bir gerçeği edebiyat olarak anlatmaktaki başarısına veriyoruz. Yani bir insanın iç dünyasını ne kadar ustalıkla sergileyebiliyor. Ölçü budur.

Ben Orhan Pamuk’un politik görüşlerini bilmiyorum. Kendisiyle de hiç karşılaşmadım. Değişik kesimlerden insanları anlatıyor. Ama hangi kesimden olursa olsun bu insanların ruhlarını açıkça ve çok güzel sergiliyor. Hepsine aynı mesafeden yaklaşıyor. Okuyan, hem o insanları hem o insanların birbirlerine bakışlarını iç dünyalarını kavrayarak anlayabiliyor.

‘Kar’ romanında ana tema nedir? ‘K’, yenilmiş bir insan olarak kıskançlık duygusu içinde kıvranıyor. Orhan Pamuk, kıskançlığı anlatan dünyadaki en büyük yazar. Kıskançlık onun ana temalarından biri. Bunun politikayla ne ilgisi var… Tabii romanda politik motif var. Politik tutkularıyla hareket eden insanları anlatıyor. Bu politik romanla aynı şey değildir ki.

Politik motiflerle hareket eden insanları işleyebilirsin. Bu bir gerçek. Çevremizdeki insanlar bunlar. Bu insanları roman kahramanı olarak işlemek bir şey, politik angajman başka şey. Biz romancının ustalığına bakarız. Yazarların politik angajmanlarından haberimiz yoktur. Olsa da bizi ilgilendirmez. Orhan Pamuk da çok büyük yazar olduğu için bu ödülü hak etti.

Ayrıca anlayamadığım çok önemli bir nokta var. Türkler bir yazarlarının ödüle layık olabileceğini niçin düşünemiyor. Çok yadırganacak bir durum. Sanki Türklerin Türk Dili ve edebiyatına geçer not vermemesi gibi bir şey. Oysa Türkler politik önyargılardan arınıp sadece edebi temelde Nobel Ödülü kazanmış bir yazarları olduğuna inanıp gurur duymalılar.

Kuşkuyla karşılanan, huzursuzluk yaratan bazı olaylar yüzünden Türkler bazen aşırı reaksiyonlar gösterebiliyor. Örneğin, Orhan Pamuk’a niçin ödül verildiğini şu şiirsel tek cümleyle açıkladınız: “Kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbirleriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan Orhan Pamuk’a verilmiştir.” Bu ifadenin siyasi olduğu yorumları yapılıyor.
Fantezinin sınırı yok. O ifadede ‘örülmesi’ - “kaynaşması” sözcüklerine niçin dikkat edilmiyor. Bu çok önemli. Pamuk’un romanlarında söylemek istediği şu. İki kültür, Türk kültürü ve Avrupa kültürü bu kadar uzun süre birarada yaşamışlarsa artık onlar birbirinden ayrılamaz. Yani görünen çatışma ama gerçek olan kaynaşma. Benim için bu anlamı taşıyor. Nedense kimse geçmişi hatırlamak istemiyor. Bugün Avrupa tarihini anlamak için Osmanlı tarihini bilmek gerekiyor. Pamuk burada da katkıda bulunuyor. Bizleri hafıza kaybından kurtarıyor. Bizi uyandırıyor. Geçmişteki bağlarımızı anlatıyor.


VS Naipaul’a ödül verdiğinizde de dünyadaki politik dengeleri dikkate aldığınız yorumları yapılmıştı. İkiz kulelere saldırıdan sonra şeriat isteyen İslamcı terör dünyanın en önemli sorunu olarak gündeme oturmuştu. Aynı zamanda da İslam’da reform gerektiği görüşleri seslendirilmeye başlamıştı. VS Naipaul da İslam’da reform gerektiği tezlerine destek gösterilecek bir yazardı. Akademi bu ödülden sonra da İslam karşıtı bir yazarı ödüllendirdi diye eleştirilmişti.

Bunlar boş laflar. Naipaul’un İslamcı karşıtı olduğunu söyleyebilmek için sadece ‘Beyond Belief’ten hareket edebilirsin. Daha önce de söylediğim gibi politik yorum yapmak kolay. Oysa edebi açıdan akıllı bir yorum yapabilmek için eserleri okumuş derinine inip incelemiş olman gerekir. Ama politik bir yorumu hangi enayi olsa yapar. Naipaul çok uzun zamandır, 1980’lerin başından beri aday listesindeki bir yazardı. Bir süre kayboldu sonra tekrar gündeme geldi.

Umarım bu açıklamalarınızdan sonra akademinin politik tercihler yaptığını söyleyenlerin yüreği ferahlar. Haksız ve saçma bulduğunuz eleştiri konularını bırakıp hakkında konuşmaktan mutlu olduğunuz Orhan Pamuk’a dönelim. Batı romanını alıp geliştirdi diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Hayran olduğum, büyük bir usta hakkında konuşmaktan tabii mutlu oluyorum. Orhan Pamuk, batı romanını kaçırıp Sufizmle, bizim bilmediğimiz Fars, Arap anlatı geleneği ve Türk gelenekleriyle geliştirdi. Orhan Pamuk’un ustalıkla geliştirip bize sunduğu bu yepyeni anlayışla üretilmiş eserlerinde yazılanlar hem bize yakın hem yabancı. Özellikle Kara Kitap. Bu kitap bence bir başyapıt. Okurken “işte tam biz” derken birden o “biz” yabancı oluveriyor. Tam bir labirent gibi.

Roman karakterleri batı romanındaki karakterlerden farklı. Çift yönlü kişiliğe sahip roman kahramanları Orhan Pamuk’un eseri. Bu yaratıcılığıyla kendinden önceki ve çağdaşı yazarları aşan bir ustalık gösteriyor. Roman karakterleriyle, Pamuk’un bu karakterleri anlatmasını, karakterlerin konuşmalarını ve olaylar örgüsünü düşünün, karşınıza diyalektik bir resim çıkacaktır. Bu yaratıcılıktır, büyük ustalıktır. Orhan Pamuk daha maceraperest. Eserleri batılı büyük modernistlerin eserlerinden daha modern daha fazla labirentlerle dolu. Orhan Pamuk, Proust’tan daha Proust, Joyce’tan daha Joyce, Dostoyevski’den daha Dostoyevski. Çok ilginç. Bakalım bu usta bundan sonra batı formunu daha nasıl geliştirecek. Bizlere ne lezzetler sunacak…

Orhan Pamuk’un labirentlerinde dolaşmış eserlerini sindirmiş biri olarak tahminde bulunamaz mısınız…

Bunu düşünmek bile keyif veriyor. Gazetelerde ‘Masumiyet Müzesi’ adındaki eserini bitirmekte olduğunu okudum. Konusu İstanbul’da geçen bir aşk hikayesiymiş. İstanbul’da Aşk. Gene ilginç bir konu bulmuş. Bu konudaki tahminimi ilk kez sesli olarak size yapıyorum. Bu romanın kıskançlık temeli üzerine kurulacağından eminim diyebilirim. Bu bir tahmin tabii. Ama Orhan Pamuk’u eserlerinden tanıdığımı sanıyorum. Hangi konuyu işlerse işlesin derinde kıskançlık, her şeye yön veren gene de kıskançlık. Şimdi bu tahminde bulunduktan sonra beklemek bile başlı başına bir heyecan haline geldi.

Orhan Pamuk’un zor okunduğunu söyleyenler de var. Siz ise Orhan Pamuk okumak başlı başına bir keyif diyorsunuz…

Nobel adayı yazarların kitaplarıyla içli dışlı olmaya başladığınız zaman ilginiz günden güne artıyor. Bütün yazarlar için aynı şeyi söyleyemem. Örneğin Elfriede Jelinek okumak o kadar kolay değil. Oldukça zor. Orijinal dilinden okumak gerekiyor. Ama Pamuk’ta öyle olmadı. Onu okurken çocukluğumun okuma heyecanını tekrar yaşadım. Sanki bir çocuğun Peter Pan okurken duyduğu keyfi duydum. Okunmasına doyulmayan eserleri var. Bir kitabın okumasının keyifli olup olmadığını şöyle değerlendirmek mümkün. Kitabın sonuna geldiğiniz zaman ‘yahu niçin daha yüz sayfa uzamıyor’ diye hayıflanıyorsunuz o eserin edebiyat kalitesi olarak tam not aldığını söyleyebilirsiniz. Tabii basit macera romanlarından söz etmiyorum.
Ben, Orhan Pamuk’un kitaplarının sonuna geldiğimde hep ‘Yazık bitti, biraz daha uzatamaz mıydı” diye düşündüm.

Orhan Pamuk kaç yıldır aday listesinde kaldı?

Artık ödülü kazanmış olduğundan birkaç yıldır aday listesinde olduğunu söyleyebilirim. Ama detaylar konusunda 50 yıllık gizlilik kuralı geçerlidir.

Aday listelerinde başka Türk yazarı yer aldı mı?

Bu da gizlilik kuralı kapsamına giriyor. İsim sormayın ama listelerde daha önce Türk yazarı bulunmuş olduğunu varsayın.

Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü kazanmış olması sizce dünyada Türk edebiyatına ilginin artmasına yol açacak mıdır?

Geçmiş yıllardaki örnekler gösteriyor ki Nobel kazanan yazarın dilindeki edebiyata ve yazarlara ilgi artmakta. Mısır ve Japon edebiyatına Nobel ödüllerinden sonra ilginin arttığını başka yazarların da batı dillerine çevrildiğini biliyoruz. Türk Edebiyatı için de aynı gelişmenin olacağından eminim.





Osman İkiz

NTVMSNBC
04/12/2006
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Röportaj
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Röportaj:
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 2.41
Toplam Oy: 12


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Nobel ödüllü Rus yazar öldü
Doris Lessing, Nobeli almaya gidemiyor
And the Nobel goes to...
Selim İleri: Edebiyat eserinde 'Gerçek' kişiler
Semih Gümüş: Ulusal ve halkçı edebiyat kaygıları
Günter Grass: Türk edebiyatı çok canlı
En İyi Yönetmen ödülü Ceylan’ın
Seven Bilge Ceylan’ın en iyi ödülü
En İyi Türk Belgeseli Ödülü "Beyrut'a Gittiğimi Anneme Söylemeyin"
Nasıl bir sosyalistsiniz?
Fazıl nasıl kurtulur?
Avni Özgürel: Osmanlı çözülmesi nasıl başladı?
Hak verilmez alınır
Nasıl Nobel alınır?
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?
Neci olalım?
Atatürk tango sever miydi?
Demedim Mi?
Masonluğun sırları nelerdir?

"Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke