Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 243 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Dücane Cündioğlu: Düşünce mirasımıza ne kadar aşinayız
Tarih: 04.12.2006 Saat: 18:30 Gönderen: karakutu
 

Millî Kütüphane'nin kayıtlarına göre Türkiye'de 500.000 yazma var. Bunların 320.000'i Arapça, 140.000'i Türkçe, 30.000'i Farsça... Geri kalan küsüratsa karışık... Dünya kütüphaneleri nazar-ı itibara alınırsa, bu eserlerinin sayısını tahmin bile güçleşiyor. Acaba kaçta kaçı bugün okuruna tebessüm ediyor, kaçta kaçının peçesi kaldırılmış?




Düşünce mirasımız... Başka bir deyişle, Felsefe, Kelâm ve Tasavvuf alanlarındaki ustalarımızın bizlere miras bıraktığı kapağı açılmamış hazine...
Bu üçlü tasnif, bilme'nin üç tarzına delâlet ediyor; yani üç farklı bilme tarzına... dili, düşünceyi, varlığı üç ayrı şekilde anlama ve yorumlama tarzına...

Bilmenin bir ucunda bilim, diğer ucunda şiir var... evet, ilim'den irfan'a, nazım'dan nesr'e, duygu'dan düşünce'ye koca bir bilgi evreni; bize ait, bize özgü bir evren...

Kendi evrenimize, kendi dünyamıza, kendi hazinelerimize aşina mıyız?

Şöyle de diyebilirdik: Acaba biz “biz”i biliyor muyuz?

Bu ve benzeri sorulara sağlıklı bir cevap bulabilmek için yapılması gereken basit bir işlem var: düşünce mirasımızla temas etmemize aracılık eden eserlerin ne kadarının ve nasıl yayımlandığı hakkında bilgi edinmek.

Kindî, Fârâbî, İbn Sîna, Gazâlî, Fahreddin Râzî, İbn Arabî, Celaleddin Rûmî, Nasıruddin Tûsî, Konevî, Seyyid Şerif Cürcanî, Taftazanî, Ali Kuşçu ve sayfalarca yazsak bile isimlerini tüketemeyeceğimiz birçok usta... Felsefe, Kelâm ve Tasavvuf nokta-i nazarından duygu ve düşünce dünyamızı zenginleştirmiş cihan çapında büyük ve keskin zekâlar... ilim ve irfan hayatımızın sadece arasokaklarını değil, anacaddelerini de hâlâ belirlemeyi sürdüren nâmütenahî âbideler...

Gâzâlî deyince, Türkçe'de okurun aklına neler geliyor? Eyyühe'l-veled... İhya-i Ulûm'id-Din... ve belki biraz da Tehafüt'ül-Felâsife...

Peki Fârâbî deyince? Medinetu'l-Fadıla... İhsau'l-Ulûm ve ancak ehlinin haberdar olduğu bazı Mantık kitaplarının tercümeleri...

İbn Sîna, Râzî, Tûsî, Ebherî, Şirvanî, Ali Kuşçu, Cürcanî, Taftazanî gibi isimlerin çoğu, ne yazık ki ya sadece isim olarak biliniyor, ya da birkaç risalesiyle tanınıyor. Bu sahada filân âlimin “Bütün Eserleri” gibi bir hayalin kendisi bile, ne yazık ki imkânsız gibi değil, kelimenin tam anlamıyla muhal gibi görünüyor.


EŞ-ŞİFA AKTARILIYOR

Tasavvuf metinlerinin neşrinde, tercüme kaliteleri bir yana, çok şanssız olduğumuzu söyleyemeyiz. Yetersizlik her alanda hüküm-fermâ! Lâkin duygular, düşüncelere ağır bastığından olsa gerek, bu sahalardaki ihtiyacı lisan ve edebiyat çalışmaları iyi-kötü karşılamaya çalışıyor.

Nazarî (teorik) ve amelî (pratik) felsefe metinlerinin neşrinde öteden beri kişisel gayretlerin zorlamasıyla bazı kıpırdanmaların vukû bulduğunu inkâr edemeyiz. Şimdilerde İbn Sina'nın eserlerine karşı gözardı edilemeyecek ciddi bir alâkanın ürünleri ortaya çıkmaya başladı bile. Dile kolay, eş-Şifa Türkçe'ye aktarılıyor. el-Kanun fi't-Tıb'ın iki cildi çoktan çıktı.

Kelam metinlerine gelince, bu konudaki sessizlik karşısında Mısırda'ki sağır sultan dahî çaresiz. Elde olan, sadece tek tük incelemeler. Hâ böyle olunca, İlm-i Kelâm ile İlm-i Akaid arasındaki fark bile bilinmiyor. Bilinmediği içindir ki Kelâm literatürü içindeki dil, düşünce ve varlık nazariyeleri, sözüm ona 'taassub' suçlamasıyla daha derin, daha köklü, daha acımasız daha genç bir taassubun ürettiği karanlıklar içerisinde yok olup gidiyor.

Peki ya Osmanlı dönemine ait klasik Fizik, Matematik, Mekanik, Astronomi, Tıb, Mantık ve Psikoloji/Psikiyatri metinleri?

Haberdar olana aşkolsun!

Niçin? Çünkü ilim ve irfan mirasımızın dili: Arapça, Farsça ve Türkçe/Osmanlıca... Metinlerin çoğu ise yazma hâlinde. Üstelik kahir ekseriyeti Osmanlı dönemine ait... üstelik dinî alanlarla sınırlı da değil, çoğu eser Fizik, Tıb, Kimya, Biyoloji, Zooloji, Matematik, Astronomi, Coğrafya, Tarih, Dil gibi konularda kaleme alınmış...


MÜTERCİM, ALİM DEMEKTİ

Millî Kütüphane'nin kayıtlarına göre Türkiye'de 500.000 yazma var. Bunların 320.000'i Arapça, 140.000'i Türkçe, 30.000'i Farsça... Geri kalan küsüratsa karışık... Dünya kütüphaneleri nazar-ı itibara alınırsa, bu eserlerinin sayısını tahmin bile güçleşiyor. Acaba kaçta kaçı bugün okuruna tebessüm ediyor, kaçta kaçının peçesi kaldırılmış?

Açıkça söylemek zorundayız: Darîr el-Erzurumî Şeyhî, Ahmed-i Dâî, İbn Arabşah, Musa b. Hacı Hüseyn el-İznikî, Mahmud b. Muhammed b. Dilşad eş-Şirvanî, Şerafuddin Sabuncuoğlu, Işkî ve Molla Lutfî gibi Osmanlı döneminin âlim-mütercimlerinin emekleri hâlâ meçhulümüz.

Bizim geleneğimizde mütercim demek, aynı zamanda âlim demekti. Çünkü mütercim, hakikati tercüme eden adam demekti. Misâllerimizi son dönemlerden verelim: İzmir Kadısı Muhammed Akkirmanî'nin Hidayet'ul-Hikme (Ebherî/Kadı Mir/Molla Lârî), Ahmed Cevdet Paşa'nın Mukaddime (İbn Haldun), Elazığ Defderdarı Abdunnafi Efendi'nin Mutavvel (Taftazanî) ve Burhan (İsmail Gelenbevî), Diyarbekir Vâlisi Sırrı Giridî Paşa'nın Şerh-i Metn-i Akaid (Ömer Nesefî/Taftazanî), Ahmed Avni Konuk'un Füsus veya Mesnevî tercüme ve şerhlerine bir göz atınız lütfen! Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın veya Babanzâde Ahmed Naim'in Fransızca'dan yaptıkları Felsefe, Mantık, Psikoloji tercümelerini zahmet edip biraz inceleyiniz. Göreceksiniz ki bu mütercimler, sade mütercim değil, aynı zamanda âlim-mütercim vasfına lâyık isimlerdir. Çünkü tercüme ettikleri metinlerin altında ezilen değil, en azından ilim, irfan, dil ve üslûb itibariyle metinle başa çıkmayı başarabilecek ehliyette yetkin isimlerdir. Altına sırf mütercim olarak imza attıkları metinlerin dahî aynı zamanda yorumcusudurlar.


GEÇMİŞİN HAKKINI VERMELİ

Hiçbir tercüme teşebbüsü bir fikir hamlesini başlatmaz. Sadece başlamış bir hamleyi, bir teşebbüsü besler, geliştirir, daha da önemlisi etkinleştirip zenginleştirir. Akademik ilgi, tek başına entelektüel ilgiyi doğurmaz; aksine entelektüel ilgi akademik ilgiyi kamçılar. Bu hep böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır. Skolastik düşünmenin (okul felsefesinin) yazgısıdır bu!

O hâlde, Batı intelijansiyası bizim değerlerimizle ilgilendiği için ve ilgilendiği kadarıyla biz de “Acaba ne varmış bu eski-püskü yazmalar arasında?” deyû kendi mirasımıza tenezzül etmekten (!) vazgeçmeli, yabancı ilgilerin bayiliğini yapmayı ilmî haysiyetimizle bağdaşdıramayacak bir olgunluğa -hem de bir an evvel- ulaşmayı becermeliyiz.

Varolandan şikâyet etmek yerine, varlığı dile getirmeye gayret etmeli... Hazinelerimizin sesine kulak vermeli, bugünü anlamak, geleceği ise anlamlandırmak için, geçmişin hakkını vermeli... geçmişe bir âşina gibi, bir dost gibi, hatta eli öpülecek, öğüdü tutulacak bir pîr-i fâni gibi yaklaşmalı...

Ve bütün bunları, kendimizi hakikaten önemsediğimiz için yapmalı!

Yenişafak / Kitap eki
01/11/2006
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Makale
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Makale:
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Bir Toplum Mimarı Olarak Yahya Kemal
Bir İmparatorluğun Sonu
Kasırgalar yerine, hafif bir meltem biraz da...
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj
Kalkınma yöntemi olarak sosyalizm
‘Muhafazakâr sinema yazarı’ tam olarak ne demektir?
Dağ fareyi doğurmak üzere
Coca Cola Ve Fare
Dünya Klasikleri ile aranız nasıl?
Selim İleri: Bu şehirde Edip Cansever'le...
İsrail ablukasını ‘Onur’la deldiler
Kara Kedi
Aynı evin kedileri
Obez kediler
Büyükanıt: Örgütün arkasındakilere bakın
Keskin bir mesaj....
Hasan Cihat Örter'den mesaj var

"Düşünce mirasımıza ne kadar aşinayız" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke