İnsan davranışlarının üç temel amacı vardır: haz (zevk, lezzet), fayda
(yarar, menfaat) ve iyi (hayr).
Herhangibir fiili —farkında olalım ya da olmayalım, bu üç amaçtan birini
gözeterek yaparız; ya hazzımızı (zevk ve lezzetten payımıza düşen hisseyi) veya
menfaatimizi (bize fayda ve yarar getirecek olanı) ya da iyiyi (hayrı)
amaçlarız.
1) Haz ile kastedilen açık olmalı. Elem'in karşıtı. Örneğin, bir yemeği sırf haz
için yiyebilir; karnımız tok olsa bile, o yemeği, sırf lezzetinden ötürü
yemekten kaçınmayız. Bu durumda hazzı amaçladığımız açıktır. Sözgelimi,
çocuklar, dondurmanın veya patates kızartmasının yararını veya zararını
düşünürler mi? (Takdir edileceği üzere, haz, zevk, lezzet terimleri arasındaki
farklar, ayrı bir soruşturmanın konusu.)
2) Fayda'nın anlamı da aynı derecede açık olmalı. Zarar'ın karşıtı. Örneğimize
bağlı kalalım: Bir yemeği, beğenmesek bile, sırf yararlı olduğu için, bedenî
menfaatimiz için yiyebiliriz. Doktorumuz tavsiye etmişse, lezzet almasak bile
balık yağını içeriz meselâ.
Haz veya fayda ilkeleri, birbirleri yerine tercih edilebileceği gibi, bir arada
da amaçlanabilir. Meselâ balık buğulama'yı hem zevkimiz için, hem sıhhatimiz
için yiyorsak, iki ilkeyi, haz ve fayda ilkesini biraraya getirmiş oluruz.
Haz veren bir şeyin faydalı olması, faydalı bir şeyinse haz verici bulunması,
kimilerini, "bu iki ilkenin aynı kökene sahip olduğu" düşüncesine sürüklemiştir
ki yanlıştır. (Burada bu yanlışa işaret etmekle yetiniyor; şimdilik, yargımı
temellendirmeyi gereksiz görüyorum.)
3) İyi'ye gelince, kötü'nün (şerr'in) karşıtıdır. Çeşitli tanımları olan bu
terimi, ben, kendimce tanımlayacağım: "haz ve fayda'nın sürekliliği."
Haz ve fayda, esas itibariyle geçicidir. Salt hazzı veya faydayı ya da ikisini
birden amaçlayanlar, amaçlarına ulaşabilmek için, haz ve fayda verici eylemi
sürekli tekrar etmek zorundadırlar. Sözgelimi, dondurmanın lezzetine karşı
koyamıyorsanız, o lezzete kavuşmayı her taleb edişinizde, dondurma yemek
zorundasınız demektir. Eylem tekrarlanmadığı takdirde, eylemin vereceği hazzı,
zihniniz yeniden üretemeyecektir. Keza, yararlı bir davranışta bulunmuşsanız,
eyleminizden doğan yarara bir daha kavuşmak istediğinizde, eyleminizi
tekrarlamalısınız. Çünkü eyleminiz, yararın sebebiyse, sebep varolmadan sonuç
ortaya çıkmaz; yani eylem yoksa, eylemin sonucu da yok demektir.
Eylemin tekrarlanmasına gerek olmaksızın, hazzı veya faydayı elde edebiliyorsak,
o davranış iyi (hayr/hayırlı) olarak adlandırılmaya lâyık demektir; zira hazzın
ve faydanın sürekliliği, sırf eylemin iyi oluşu nedeniyle temin edilmiştir.
Örneğin aşk ve ilim. İkincisini biraz açalım: İnsan bir şeyi bildiği takdirde
onu yeniden bilmeye ve öğrenmeye ihtiyaç duymaz. Sözgelimi, çarpma işlemini,
dolayısıyla 2x2=4'ü öğrenmiş iseniz, sonuca ulaşmak için, çarpma işlemini ikinci
kez öğrenmeye ihtiyaç duymazsınız; işlemi (ilminizi) hatırlamanız yeterlidir.
Tafsilâttan kaçınmak için, maddî olanın geçici, sûrî/manevî (formel) olanınsa
sürekli olduğunu söylemekle yetiniyorum.
Haz ve faydadan vazgeçilebilir, ama iyiden vazgeçilemez. Eylemimiz, her
halukârda iyi olmalı, iyiyi amaçlamalıdır. Aksi takdirde kötü bir iş yapmış
oluruz.
Şimdi kısaca açıkladığımız bu terimlerin bir işe yarayıp yaramayacağını
göstermek için, size, Balzac'ın "César Birotteau" adlı romanından kısa bir
pasajı aktarmak istiyorum:
— "Bazı ahlâkçılar, anne sevgisi bir yana, aşkın, bütün tutkuların en iradesizi,
en menfaatsizi, en az hesaba/kitaba gireni olduğunu söylerler. Bu düşüncede
oldukça kaba bir hata vardır. İnsanların çoğu, belki, kendilerini sevdiren
sebepleri bilmezler, ama, bu, maddi veya manevi her çeşit sevginin, akılla,
duyguyla ya da kabaca yapılmış hesaplara dayanmasına mani değildir.
Aşk, aslında yalnız kendini düşünen bir tutkudur. Kendini sevmek, derin bir
hesap meselesidir. Böylece yalnız sonuçları gören bir zekâ için, ilk bakışta,
Césarine gibi güzel bir kızın, topallayan, kızıl saçlı fakir bir çocuğa aşık
olması, inanılmaz veya acayip bir şey gibi görünebilir. Bununla beraber bu hâl,
burjuva duygularına pek de aykırı bir şey sayılmaz. Bunu izah etmek, uzun boylu
güzel kadınlarla kısa boylu erkeklerin, kısa boylu çirkin kadınlarla güzel
erkeklerin evlenmelerini izah etmek kadar güçtür."
Buyurunuz, size, doğrularla yanlışların birbirine karıştığı enfes bir metin!
Şaşırdıysanız, bu, hiç kuşkusuz ki düşüneceğiniz anlamına gelir.
Şaşırmadıysanız, eşinize söyleyin, size patates kızartması yapsın!
Yenişafak
02/12/2006