Ostinato’dan konuşmak gerekir derim, Ostinato’nun sözü edilmelidir, ama
yokluğunu hissederek saplantıya dönüştürdüğüm bir dilde, sözlerin yokluğunda.
Müzikal bir yazımdır Ostinato. Çeşitlemesiz bir tema, geri gelen ve gelmeyen
kudurgan bir motif. Alan Berg, Schumann’da işitir onu, ben de işitiyorum,
kafasında işlenemeden çınlayıp duran şu biricik nota gibi.
Genç Paul Valéry’nin, büyüsüne kapılıp bir tek kesinliğini saklı tutmaya
andiçtiği Leonardo da Vinci’deki o “inatçı kesinlik” aynı zamanda.
Ama Louis-René des Forêts söz konusu olduğunda temel bir zorlukla karşı karşıya
kalıyoruz. Çok büyük, sonsuz, çaresi bulunmaz bir felaket yaşamış olmalı. Çöküş,
mutlak yıkım. Neden sonra yoksun kalmıştı yazının bağışlarından. Bunun bir yemin
olduğunu sanmıyorum: “bir daha yazmayacağım”. Dile gelme ihtiyacı duymamış bir
yemin. Yazan kişinin sanki derinliklere gömüldüğü bir vurgun. “Orada bakın,
bakir tuvalin en dip köşesinde, bir vurgunun kalıntıları.”
Bütün bunlar gerçek diyebiliyorum (ne yazıktır). Yazar yıllar boyu yazmaz oldu.
Ve böylesi bir kesintinin kaçınılmazlığını daha bir vurgulamak istercesine, tüm
vaktini diğer sanatlara ayırdı: resim, desen, bilmem... –belki müzik.
Günün birinde, ne ıstırabın ne o zımni yeminin ne de daimi boşluğun altedemediği
yazma ihtiyacına nasıl yeniden gelip dayanmış olabilir? Bir daha yazmamak için,
yazmayı sürdürmek gerektiğinin, sonuna kadar ya da sondan başlayarak sonsuzca
yazmak gerektiğinin farkına varmıştır belki de.
Kara varsa vardır aklar da; söz ve gürültü kesilmek üzere oluşursa gelir ancak
sükûnet.
Ostinato metninin parçalı düzeninin, kesintili yapısının temelinde de bu var
(ama tek neden bu değil). Anlatının belli bir seyri ya da zorunlu bir
gerekçelendirme zincirini izlemediği yazılar kadar tehlikelisi yoktur, bunun
tecrübeyle sabit olduğunu söyleyebilirim. Bir güzergâh varsa eğer, kör bir
güzergâhtır bu. Hiçbir yere varılmaz. Uzak da olsa, hedef kolaylığı diye bir
şey, yoktur. Ne özdeyişler, ne aforizmalar ne de sivri laflar, otomatik yazının
gelişigüzelliğindense eser yok.
Bir otobiyografi mi? Geniş zamanda yazılmış (sürenin dışına çıkmış) ve uzak,
şimdiden yansızlaşmış, hatta kişisiz bir üçüncü tekille gösterilen birini uzak
bir “ben”in çağrışımını engelleyerek ortaya koyan metni görmezden gelmek olur
bu. (Louis-René des Forêts’nin önceki metinleri daha çok birinci tekille
yazılmıştı, ama Ostinato’nun özel bir konumu vardı zaten, bensiz ben, itirazı,
belirsizliği, gerçek ve kurmaca arasındaki gelgiti işaret eden bir kip.)
Ostinato’nun geniş zamanının çeşitli özellikleri var: kimi vakit benzersiz bir
bellek –trajik bir bellek– gün ışığına çıkarıyor hatıraları, henüz yaşanmamışlar
gibi yeniden yaşanmalarını zorunlu kılıyor, bunların güncelliğine bir kez daha
maruz kalmak gerekiyormuş gibi; kimi vakit de, amansız bilinç sonradan o
büyüleyici cazibeyi hükümsüz kılmak için didinse de, hükümran güzelliğiyle
uhrevi bir mesaj –kimi vakit de... hayır, burada bırakıyorum: her okur kendine
özgü bir biçimde bu zenginliklerin izini sürecek, bunları kendisi arayıp
bulacaktır.
Uzun bir suskunluğun ardından yazarı bir hüküm, hatta bir lânet gibi
yakalayıveren şu konuşma, yazma zorunluluğuna dönüyorum, “Susmak mı, olanaksız,
sonsuza dek o dipsiz derinliklere gömüp yitirdiğini zannettiği sesinin orada
yeniden yükseldiğini duyduğunda bir nefret ve dehşet dalgasıyla sarsılmış olsa
da, susmanın bir yolu yok artık. Hayır, bu sese karşı koyacak gücü çoktan
yitirmiş; yok olmuş, boğulmuş belki, ama orada hâlâ, ısrarlı, dirayetli, onu bir
aymazlık anında yakalayıverip yeni bir işkencenin kollarına atmak için hazır
bekliyor sanki”.
Bu nedenle kendi adıma, yorumun yetersizliğine katlanamadığım ve bize ultima
verba’yı işittirme gayretindeki bir söylemin, kesin kırılma saplantısının
öğeleri arasındaki ana hattı yeniden kuramadığım için, susacağım.
Ostinato, acı güzellik, ey!
kitap-lık
Sayı: 60 Nisan 2003