PAPA 16. Benedictus'un Türkiye ziyaretiyle ortalık adeta, "ruhani ağırlıklı
söylemler festivali"ne dönüştü.
Sanki ölümden önceki yaşamların sunduğu olanaklardan umut kesilmiş; öldükten
sonra cennet-i âlâ'ya, hangi kutsal kitabın yöntemi ve yorumuyla daha güvenceli
olarak kavuşulacağı ön plana çıkmıştı.
***
İstanbul'daki Ortodoks kilisesi ile, Vatikan'daki Katolik kilisesi arasında;
hangi kilise liderinin cennetin yolunu, Hz. İsa'ya daha sadık biçimde saptadığı
kavgası; tatlı bir flörte dönüştürülmek istenedursun...
İslami söylemler de, cennetmekân olabilme tekelinin sadece kendilerinde
bulunduğunu ve o nedenle; makamları gereği saygıdeğer sayılan keferelerin,
İslama saygı gösterme zorunda bulunduklarını kibarca belirtiyordu.
***
Ölümden önce iyi yaşamak mı yeğlenmeli, ölümden sonra iyi yaşamak mı yeğlenmeli?
"Dileyen, dilediğini yeğleyerek yaşasın" türü bir değerlendirme; köylü ağırlıklı
"yaşam kalitesi düşük" ülkelerde, "adam yerine konmak" özlemiyle el sıkışamıyor.
Adam yerine konmak için siyasal iktidarı da ele geçirmek şart.
***
Ve şöyle bir durum çıkıyor ortaya:
Öldükte sonra iyi yaşayacakların ülkesi olmak mı?
Ölmeden önce iyi yaşayanların ülkesi olmak mı?
***
Hızla küreselleşen ve şeffaflaşan dünyada tuhaf bir bölünmüşlük yansımada
ekranlara...
Bir tarafta etli şaraplı, kadınlı kahkahalı sofraların simgelediği; ölümden önce
iyi yaşamanın benimsendiği bir düzey.
Öteki tarafta kadınsız kahkahasız, erkek erkeğe kahvelerinin simgelediği;
ölümden sonra iyi yaşamanın benimsendiği bir düzey.
***
Türkiye'nin içinde de böyle bir bölünmüşlük çok net olarak görünmekte.
Dünkü gazetelerde PAPA'yla ruhani bir ciddiyeti görüntüleyen fotoğrafların
yanında; yatakta çıplak bacaklarını, erkek arkadaşının boynuna dolamış genç kız
fotoğrafları vardı.
Hem PAPA'ya, hem İslami söylem otoritelerine göre; yatakta çıplak bacaklarını
erkek arkadaşının boynuna dolamış olarak fotoğraf çektiren genç kız, öldükten
sonra asla cennetmekân olamayacak.
***
Ne var ki İslama göre, PAPA da öldükten sonra doğru cehennemi boylayacak...
PAPA'ya göreyse, durum tam tersi...
***
Vatikan'ın, ünlü mimarlara katedraller, ünlü ressamlara katedrallerde uçan
melekler, ünlü kompozitörlere ayinler sırasında çalınacak müzikler yaptırdığı
dönemler çok gerilerde kaldı.
Günümüzde hangi mimar katedral yapıp, hangi ressam katedral tavanına uçan
melekler çiziyor?
Kilise müziği besteleyen kompozitör de kalmamış gibi...
Neden acaba?
Enerji kaynakları ve üretim biçimlerindeki değişiklik; ölmeden önce yaşamayı
hızla zenginleştirdiği için mi?
***
Yoksulluk, hiç değilse ölümden sonra iyi yaşama umuduna mahkumdur. Ve etli
şaraplı, kadınlı kahkahalı sofraların simgelediği yaşamlardan -belki de içi gide
gide- nefret etmektedir.
Bir başka açıdan bakıldığında, günümüzdeki "Müslüman-Hıristiyan zıtlaşması";
"köylü-şehirli", "zengin-yoksul" zıtlaşması...
Tabii yoksul yığınların da tepesinde, onların sırtını sıvazlaya sıvazlaya
saltanat sürenler az değil.
***
Türkiye'de birkaç günlüğüne yaşanan ruhani söylemler aşuresi içinde; Avrupa
Birliği'nin bir "Hıristiyan kulübü" olup olmadığı da sorgulandı.
Avrupa Birliği'nde dinsel kurallara inanmayanlar hiç mi yok?
Dini törenle gömülmemiş ve mezarlarında haç bulunmayan nice Avrupalı sanatçıyı
ne yapmalı; örneğin Golette'i, örneğin Paul Eluard'ı, örneğin Picasso'yu?
Görülüyor ki Avrupa Birliği, gerçekte sadece "çağdaşlar kulübü"; çağdaşsanız
girebilirsiniz, değilseniz giremezsiniz.
***
PAPA'yı uğurlarken, kendisine bizim Bektaşi fıkralarından bir antolojiyle; Fatih
II Mehmet'in, "Avni" mahlasıyla yazdığı; Hıristiyanlığı öven ünlü gazelini de
hediye etmek, hiç fena olmazdı hani.
***
Gazi ne demiş:
- Biz bize benzeriz.
Bizim laikliğimiz de öyledir, Müslümanlığımız da, yuttur kaydır üçkâğıtçılığını
pek sevmemiz de...
Milliyet
30/11/2006