Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama

Google


Online üyeler
Şu an sitemizde, 163 Üye Adayı ve 4 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Orhan Pamuk: 'Nobel'i 10 yıl sonra verirler diyordum'
Tarih: 28.11.2006 Saat: 10:23 Gönderen: karakutu
 

'Nobel'i 10 yıl sonra verirler diyordum'

"Nobel'i 10 yıl sonra bekliyordum" diyen Pamuk, şöyle devam ediyor: Aslında önce genç yaşta aldığımı düşünüyordum. Ama gördüm ki, beni etkilemiş yazarların hepsi benden genç almış...

Orhan Pamuk'la 4.5 saat - 3 Son Bölüm

Pamuk'un bir ayağı artık New York'ta...




Orhan Pamuk, bu hafta ayrılacak New York'tan. 7 Aralık'ta, Stockholm'deki Nobel törenine Türkiye'den gidecek. Ya sonra? İstanbul'da mı oturacak, bildik mekânlarında mı yazacak yine?
Türkiye, dünyanın taçlandırdığı edebiyatçısını bağrında tutabilecek mi? Kendisini mahkemede yargılayıp medyada mahkûm eden memleketinden sürgüne zorlandığı duygusunu taşıyor mu Nobe'lli romancı?


"Hayır" diyor Pamuk, "Ödül töreninin ardından tekrar bazı seyahatlerim var. Sonra bir yere kapanacağım ve Masumiyet Müzesi'ni bitireceğim. İstanbul'da olacağım. Normal hayatıma geri döneceğim."
Yine de Pamuk'un bir ayağı artık New York'ta. Her sonbahar gelip Columbia Üniversitesi'nde ders verecek.
ABD üniversiteleri uzun süredir peşindeydi Pamuk'un. Princeton, Nobel'li romancı Tony Morrison'ın emekli olacağı kürsüyü önerdi; Chicago Üniversitesi çağırdı. Uzun dönemli işlerdense, Columbia'nın "mevsimlik" teklifini kabul etti Pamuk: "54 yaşındayım; roman yazmaktan başka hiçbir iş yapmadım. Şimdi Columbia'da hafif bir işim, güzel de bir evim, ofisim var. 'Sen gel burada romanını yaz. Derse azıcık gelirsin' dediler. Böyle cazip bir teklife 'evet' dedim."

Columbia'yı seçmesinde, New York tutkusu da etken. Öteden beri her yıl, New York'ta, "on beş gün, bir ay geçirmeyi önemli bulduğunu" söylüyor: "Garcia Marquez'in güzel bir lafı vardır, 'Her sene bir kere New York'a gidip orada kitapçılara, müzelere bir bakmak, dünyada ne olup bittiğini, bundan sonra ne olacağını görmek için gerekli' diye..."
Bundan böyle, New York'a, dünyayı kolaçan etmeye her gelişinde, Pamuk'un cebinde kendi anahtarı da olacak. Columbia'nın tahsis ettiği manzaralı daire, evinden uzak bir ev gibi bekleyecek onu.

***

Nobel almaya hazırlanmış mıydınız? Açıkçası bana bu yıllarda Nobel vereceklerini düşünmüyordum. Çünkü zaten fazla üzerime gelenler vardı. İşte "Nobel almak için şunu yaptı, bunu yaptı." Çok ayıp ediyorlardı. Beni seven dostlar da, bu havaya uyup konuyu açınca sinirleniyordum. "Bu yaşta vermezler" diyordum. Çünkü bu konuya kafayı takmak, kendi kendimi dolduruşa getirmek istemiyordum. Hiç mi bu ödülü bana vermezler? Her yazar gibi, ünüm de artmış, kitaplarım 45 dile çevrilmiş, bir Türke verilmemiş, "Bir gün bana da verebilirler, ama 10 yıl sonra verirler" diye düşünüyordum.

54 yaşında Nobel'i alıyorsunuz, çok erken...

Aslında ben de önce genç yaşta aldığımı düşündüm. Sonra Nobel Vakfı'ndan bir kitapçık geldi. Edebiyat Nobel'lerinin listesine bakınca gördüm ki, değer verdiğim, beni etkilemiş yazarların hepsi, Mann, Marquez, Faulkner ve Hemingway, 53-54-55 yaşlarında almış. Faulkner, benden genç almış. Mann, ki beni kitaplarıyla çok etkilemiştir, çok büyük yazardır, tam benim yaşımda almış. Marquez, hepimiz okuyoruz, Türkiye'de çok sevilen yazar; benim yaşımda almış. O zaman ben de ilk baştaki, "Ödülü bana genç yaşta verdiler" düşüncesini kaybettim. Normal geldi.

'Çocukluğuma dönmüş gibiyim'

Ama, genelde bir ömrün yapıtına veriliyor ödül ve sonrasında fazla üretemeyebiliyor yazar. Oysa, inşallah, sizin önünüzde uzun bir üretken dönem var...
Bir şaka yapayım. Birisi "Gençken Nobel almak nasıl bir his?" diye sordu. Biraz da neşeli bir halimdeydim, bir kadeh de içmiştim galiba. "Çok güzel bir his, bana niye daha evvel vermedikleri için kızdım, insana bu doğduğu zaman verilmeli" dedim. Çünkü böyle bir prens gibi, çocukluğuma dönmüş gibi hissediyorum.
Kendimi edebi serüvenimin ortasında sayıyorum, sonunda değil. Onun için de bu ödül, yazacağım kitaplara bakışımı kuvvetlendirecek. Hani şöyle bir şey olur: "Aa, Nobel aldı, ondan sonra bir şey yazamadı. Zaten kurumuştu. Bu ödül de onu çok etkiledi, ondan sonra emekli oldu." Benim için böyle olmayacağından emin olabilirsiniz.
Nobel aldığımı öğrenince, iki gün bayram havası yaşadım. Üçüncü gün, kuvvetli bir şekilde, her şeyi unutup masaya gidip yazdığım romanı bitirmek istedim. Tıpkı bazı futbolcular vardır, bir hafta cezalıysa öbür hafta çok iyi oynar, onlar gibi dönüp yazmak istiyorum.

Nobel'in getirdiği bir psikolojik baskı var mı? Kategorize ediyor mu bu ödül sizi?

Nobel'den sonra, "Ay, şimdi ilk cümleyi yazıyorsun. Ay, Nobel'li yazar. Ay, dur sileyim yahu, bu o kadar iyi değil." Böyle bir endişe hissetmiyorum. Ancak yakın zamanda benzer bir endişe hissediyordum. Masumiyet Müzesi diye bir roman yazıyorum. "Bu kitap da 30 dile çevrilecek, aman şunu iyi yazayım, bu cümle de yakıştı mı?" gibi şeylerim vardı. Nobel bunu ne kadar artıracak bilemiyorum. 46 dile çevrilmiştim Nobel açıklandığında. Ondan sonra Vietnam, Bangladeş ve Bask dillerine çevirdiler; 49 etti.
Bütün ülkelerde kitaplarım yeni baskılar yapıyor, çevrilmemiş kitaplarım çevriliyor. Patlama var. Kar 1.5, Benim Adım Kırmızı 1 milyon okura ulaştı. Herhalde Masumiyet Müzesi de böyle sayılara ulaşacak. Bu beni fazla korkutmuyor. Çünkü eğer 25 yaşında yazarlığa başlayıp 30 yıl geçsin hiçbir şey olmasın, 31'inci yıl "güm" diye bu olsa, endişem olur. Ama ben buna alışa alışa ilerledim. Bana okurlar bir gecede gelmedi; 30 yılda yavaş yavaş halka halka her kitapta büyüyerek geldiler.

Masumiyet Müzesi ne zaman bitecek?

Masumiyet Müzesi, üzerinde dört yıldır çalıştığım bir kitap. 1975 ile günümüz arasında, gene Nişantaşı'nda ya da Taksim'de, Beyoğlu'nda, daha çok İstanbul'da geçiyor. Zengin bir adamın aynı aileden uzak bir akrabası kıza âşık olmasının hikâyesi. Çok da bildiğimiz bir hikâye. Çok melodramatik, Türk sinemasına, Türk filmlerine layık temalar, müzikler de var içerisinde.

Türk filmi tadında bir roman

Umuyorum ki, Masumiyet Müzesi'ni gelecek sene bugünlerde bitireceğim; inşallah, 2007 aralık'ında Türkiye'de çıkaracağım. Mahsus bir de böyle söylüyorum: Hani vardır ya, "Aralıkta sigarayı bırakacağım, bırakmazsam abi gözüm kör olsun." Onun gibi, çıkarmazsam da gözüm kör olsun. Ne diyeyim artık.

Cevdet Bey ve Oğulları'ndan sonra klasik romandan uzaklaştınız. Nobel'in ardından, çok daha farklı teknikler deneyip roman sanatını yenilemek sizin derdiniz mi?

Derdim tabii. Benim yazarlığımda her zaman deneysel olmak, Batı'nın yaptığı şeyleri körü körüne kopya değil, bize uygun, bana uygun ya da deneysel, kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmak gibi tasalarım oldu. Bu ödülün veriliş gerekçelerinden birinde, "roman sanatını değiştirmesi" denmesi doğrusu beni çok sevindirdi. Tabii, ilk başta insan "Benim roman biraz değişik oldu abi, kusura bakmayın" diyor. Ama 45 dile çevrilip Nobel alırsanız da artık roman sanatını değiştirmiş oluyorsunuz; 32 yıl sonra bunun görülmesi hoşuma gidiyor.

Ben deneysel olmadan, değişik bir şeyler yapmadan duramam. Nobel eğer bana bir güven vermişse, bu güveni edebi olarak daha cesur, deneysel olmakla, değişik yerlere gitmekle değerlendireceğimden emin olabilirsiniz. "Nobel'i de aldım, bu kadar itibarım var. Kimsenin cesaret edemeyeceği, ama çok da doğru olan şu edebi düşünceyi, biçimle, üslupla ilgili şeyi deneyeyim bakalım" deme ihtimalim yüksek. Kimsenin yapmadığı şeyleri deneyebilirim.

'Auster, Rüşdi, Pinter beni kutladı'

Ödülünüzü kutlayan büyük yazarlar kimler?

Paul Auster'dan başlayalım. Karı-koca Paris'telermiş, karısı da romancıdır; çok mutlu şeyler yazdılar bana. Pek çok arkadaşım gibi Paul Auster da bana, hem de çok eskiden, "Sen bir gün Nobel alacaksın" diye parmağını sallayarak söylerdi. Ben de "Yok abi", yapardım. John Updike, Amerikan Sanat Akademisi'nin toplantısına haber yolladı, çok tatlı sözler söyledi. Columbia Üniversitesi hocalığa başladığım için yemek veriyordu. O günün sabahı ödül açıklandı; Salman Rüşdi'yi de çağırmışlardı, o da çok tatlı şeyler söyledi.

Margaret Atwood ödül açıklanır açıklanmaz, Guardian'a çok güzel bir yazı yazdı. Benden bir yıl evvel Nobel alan Harold Pinter da güzel şeyler söyledi. Nobel'li Güney Afrikalı yazar Coetzee, İsveç televizyonuna güzel sözler söylemiş. Başka pek çok yazardan "Biz biliyorduk senin alacağını" gibi güzel sözler duydum.

'Yazar adayına haddim olmayarak...'

Roman dünyasına yeni giren ve belki de yazarlık düşleyen gençlere tavsiyeniz var mı?

Kendilerine inanmalarını tavsiye ederim. Bir genç yazar adayına hep söyleyeceğim laf, "Kendini bir şey zanneden büyük yazarlardan nasihat almayın."
Amma illa ki nasihat diyorsanız, benim hikâyemden belki bir şey çıkarılabilir: İnandığınızı yapın, ortam hazırlayın, başka hiçbir şey dinlemeyin, elinizi vicdanınıza koyun ve yazın. Yazarsanız, inanırsanız, işi ciddiye alırsanız, durmadan okursanız, sabahtan akşama kadar bunu düşünürseniz her şey oluyor. Şu benim hayatıma bakın...
İşte "Efendim" diyorlardı, "Bir gün bir Türk de Nobel alsa..." "Bunun da olabileceğini, bir işe hayatınızın 32 yılını sabahtan akşama kadar verirseniz, iğneyle kuyu kazar gibi yazarsanız, her şeyin olabileceğini benim örneğime bakarak düşünsünler" derim haddim olmayarak.

'Kendime 6-7 roman daha diliyorum'

Kendiniz için de bir dilekte bulunun...

30 yıl daha yaşayıp gene aynı mutlulukla roman yazmak. Ama mutluluk deyince, sanmayın her gün güle oynaya roman yazıyorum, bir gün yazamam, suratım asılır, kızım hemen anlar, "Bugün yazamamışsın baba" der. Bir gün iyi yazarım, her şeye gülerim. Böyle bir 30 yıl daha 6-7 tane roman yazmayı çok isterim. Kendim için dilediğim tek şey bu.

BİTTİ


Yasemin Çongar - New York
 

Milliyet
28/11/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Röportaj
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Röportaj:
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 1
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Nobel ödüllü Rus yazar öldü
Doris Lessing, Nobeli almaya gidemiyor
And the Nobel goes to...
Selim İleri: Edebiyat eserinde 'Gerçek' kişiler
Semih Gümüş: Ulusal ve halkçı edebiyat kaygıları
Günter Grass: Türk edebiyatı çok canlı
En İyi Yönetmen ödülü Ceylan’ın
Seven Bilge Ceylan’ın en iyi ödülü
En İyi Türk Belgeseli Ödülü "Beyrut'a Gittiğimi Anneme Söylemeyin"
Nasıl bir sosyalistsiniz?
Fazıl nasıl kurtulur?
Avni Özgürel: Osmanlı çözülmesi nasıl başladı?
Hak verilmez alınır
Nasıl Nobel alınır?
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?
Neci olalım?
Atatürk tango sever miydi?
Demedim Mi?
Masonluğun sırları nelerdir?

"'Nobel'i 10 yıl sonra verirler diyordum'" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke