
20.
yüzyılın şaşırtıcı büyüsü, edebiyat tarihinin hiçbir döneminde görülmemiş ve
görülemeyecek kadar farklı mizaçta onca yazarı bir araya toplamış olmasından
geliyor.
Çağın başında henüz kendi temellerini yeni yeni kurmaya başlayan ve Avrupa
edebiyatının gölgesini izleyen Amerikan edebiyatının üç çağdaş ve çok farklı
yazar (Faulkner, Fitzgerald ve Hemingway) çıkarmış olması bile bu bereketliliği
anlamak için yeterlidir.
Bu üç yazar içinden, dönemlerinin ruhunu anlamak ve heyecan verici
biyografiler oluşturmak için öteki ikisi kadar bol malzeme vermeyen Faulkner,
yüzyılın ilk yarısındaki bu bereketliliğe en iyi örnektir. Önümüzdeki günlerde
Türkçede yayımlanacak bir Faulkner kitabı, ‘Faulkner: Güneyin Bilinci’, bunu
yeniden hatıra getiriyor.
Peter Nicolaisen’in imzasını taşıyan kitap, Faulkner’ın yapıtları üzerinden
kurgulanmış, bir tür izlenimler toplamı. William Faulkner’ın yaşamı boyunca her
tür biyografik ilgiye kapılarını sımsıkı kapatması, zaman zaman vahşileşen
inzivası zaten kendisi üzerine nitelikli yaşamöyküsü yazılma şansını baştan
azaltıyor. Bir Alman olan (neyse ki iyi İngilizce bilen) yazar da bunu baştan
kabullenerek yola çıkmış. İngiliz dilini uçlara götüren Faulkner’ı konu edinen
bir kitabın Almanca yazılması ve Almanca aslında çevrilmiş olması kafalarda soru
işaretleri oluşturabilir. Ne var ki, yapıtın, bir Faulkner okurunun
izlenimlerine ve birtakım belgelerin incelemesine dayanan bir ‘ilk adım’ kitabı
olduğunu söylersek, herhalde beklentileri azaltmış, fakat soru işaretlerini
gidermiş oluruz.
Uyumsuz, münzevi, aylak
Kitapta Faulkner’ın yapıtlarından yola çıkılması, yaşamına ilişkin bazı
durumların yer almasını da zorunlu kılıyor. En basitinden, romancının yazıya
karşı tuhaf bir biçimde takındığı umursamazlık tavrının daha ilk yazma
deneyimlerinden beri var olduğunu öğreniyoruz. Çağdaş edebiyatın kimi soy
yazarlarında görülen bu tavır, William Faulkner’ın yaşamı boyunca sadık kaldığı
temel felsefesiydi. Başından beri, biraz pervasızca, bir şeyleri tamamlamayı
hayal etmişti; ama yeteneğine güveniyordu. Daha da ötesi, dâhilerde görülen
kendi yeteneğine inanç, onda işkoliklikle birleşiyordu. Faulkner’da sorun, sık
sık kendini yüceltmek ya da tam aksine, yapay bir alçakgönüllülükle bunu inkâr
etmek değil, bu yeteneğin kendisine verilmiş olmasından duyulan şaşkınlıktı. Her
zaman, gelecekte bir hiç olarak anılmak istediğini söyledi. Mektuplarında ve
söyleşilerinde, her an kalemini kırıp yazmayı bırakabilecek, bunu da
umursamayacak bir insanın ruh halini buluruz. Bu durumun, Faulkner’a ayrı bir
çekicilik kattığına da kuşku yok. Kitapta, Faulkner’ın yapıtlarının yazılış
süreçlerine dair ipuçları bulsak da bunlar, yüzeysel kalmaktan kurtulamıyor.
Örneğin yazar, evliliğin, Faulkner’ın sanatsal gelişimine darbe vurduğunu
söylese de bunu açımlamayı göze alamamış ya da ertelemiş. Her büyük yaşamda
mutlaka olan ‘karşılıksız aşk’ın da Faulkner’ın yaşamındaki ve dolayısıyla
yapıtlarındaki izine odaklanmamış. William Faulkner’ın özel evreninin psikolojik
katmanlarını irdelemenin çok daha farklı bir donanım ve çalışma gerektirmesinden
olsa gerek. (Böyle bir irdeleme gerekli midir? Bu da ayrı bir soru.)
Her iyi romancı, başarısız bir şairdir
Faulkner’ın zor ve büyük yapıtları -başta ‘Abşalom, Abşalom!’- lirik olanlar
değildi. Fakat bu, kitapta da anılan çok önemli bir noktayı görmezden gelmeyi
gerektirmiyor: William Faulkner, gençliğinde uzun süre şiir yazdı ve hep vasatın
üstünde bir şair olabilmeyi umdu. Türkçesini henüz okumadığımız bu şiirlerde,
Faulkner’ın pek çok şiirini İngilizceye çevirdiği (o çevirileri görmek de
heyecan verici olurdu) Verlaine’in etkisinden söz ediliyor. Faulkner, şiir
yazmaktaki kısa süreli ısrarının ardından, gençlik yıllarında da şiirdeki
başarısızlığını söz konusu etmemiştir. Ne var ki, geç gelen dahi yazar
efsanesiyle birlikte yaşamöyküsü hakkındaki efsanevî duvarı yıkan birkaç
söyleşiden birinde, şiirdeki başarısızlığını kabul ediyor ve ekliyor: “Her
romancı önce şiir yazmak ister, yazamadığını görür ve roman yazmayı dener.”
Kitaplık dergisinin geçen yılki sayılarından birinde de yayımlanan bu cümle,
şiirin konumunun, düzyazının en yetkin ağızlarından birince onaylanması anlamına
geliyor.
William Faulkner, yazdıkça, yaşamın çözümü olmadığına inanıyor ve kendisine acı
veren bilincini susturmanın yolunu alkolde buluyordu. Çiftçilik yaparak mutlu
olabileceğine inandı. Şaşırtıcı bir iradeyle, Amerikan edebiyat piyasasının o
yıllardaki parıltılı cazibesine aldanmadı. Fakat onun yaşadığı, o kuşakta bir
yeteneğin uğradığı en büyük trajedi değildir; o paye Scott Fitzgerald’ın hakkı.
Faulkner, ısrarla reddedeceğini söylemesine ve hattâ bunu denemesine karşın
Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı, törene katılıp smokin bile giydi. Sonraları pek
çok kez alıntılanan Nobel konuşmasında umut dağıtmayı da ihmal etmedi. Yine de,
Fitzgerald gibi Amerikan hayatının sahte parıltısıyla uğraşmak yerine, ayrıksı
karakterleri yazmayı seçti. Faulkner, bir sanatçının, bir kez denediği
yeteneğinin sınırları içinde kalıp beklemesi gerektiğini sezmişti. Bunu yaptı ve
ödülünü aldı. İşte, geriye kalan her şey, edebiyattır.
Faulkner: Güneyin Bilinci
Peter Nicolaisen
Çev.: Yasemin Bayer
Dünya Kitap
Türkçede Faulkner: Bir kaynakça
Köy, çev.: Deniz Ilgaz, YKY, 2004
Ayı, çev.: Murat Belge, İletişim Yayınları, 2004
Ses ve Öfke, çev.: Rasih Güran, YKY, 2004
Ağustos Işığı, çev.: Murat Belge, İletişim Yayınları, 2003
Kurtar Halkımı Musa, çev.: Necla Aytür, YKY, 2002
Döşeğimde Ölürken, çev.: Murat Belge, İletişim Yayınları, 2002
Abşalom, Abşalom!, çev.: Aslı Biçen, YKY, 2000
Kutsal Sığınak, çev.: Ender Gürol, Cem Yayınevi, 2000
O Akşam Güneşi, çev.: Hamdi Koç, YKY, 1993
Duman, çev.: Talât Sait Halman, Can Yayınları, 1991
Bir Mayıs Günü, çev.: Semih Aközlü, Ara Yayınları, 1989
Sartoris, çev.: Gülten Yener, Can Yayınları, 1985
Aşk ve Ölüm, çev.: Vahdet Gültekin, Güven Yayınevi, 1968
Lekeli Günler, çev.: Özay Sunar, Altın Kitaplar, 1967
William Faulkner: Hayatı, Eserleri, T.Sait Halman, Varlık Yay, 1963
Kırmızı Yapraklar, çev.: Ülkü Tamer, Ataç Kitabevi, 1959
Doktor Martino, çev.: Bilge Karasu, Yenilik Yayınları, 1956
kitapzamanı
Sayı: 2
Bölüm: Biyografi