Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 224 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Orhan Pamuk: 'Babam hep yazar olmak istemişti'
Tarih: 27.11.2006 Saat: 06:39 Gönderen: karakutu
 

7 Aralık'taki Nobel töreninde babasının bavulunu anlatacak
'Babam hep yazar olmak istemişti'

Orhan Pamuk, 7 Aralık'taki Nobel töreninde babası Gündüz Pamuk'un vefatından önce kendisine teslim ettiği bavulun kapağını kaldırıp yazarken kendisini yalnız bırakmayan geleneği anlatacak

Orhan Pamuk'la 4.5 saat - 2


'Türksünüz, tebrik ederim'



Orhan Pamuk'un Nobel'i alması, Türkiye'nin medyatik seslerini, "sevinenler" ve "sevinemeyenler" diye ayırdı. Çetin Altan'ın "Bayrakların direklerini ne kadar yükseltirseniz yükseltin, bayraklar o ülkeden ilk kez Nobel ödülü almış bir yazar kadar görünemiyor dünyadan" sözünü herkes anlamadı belki.
Oysa dünya, Pamuk'un ödülünü bambaşka kutluyor. Nobel, 45 dile çevrilmiş yazarımızı, hem dünyanın dört yanında daha bir tanıdık kıldı, hem de edebiyat ilahları arasında yer açtı ona. Dahası, Pamuk'a yeni bir "temsiliyet" rolü de verdi ödül.

Ramazanda, Washington'da, ABD Dışişleri Bakanı'nın iftar yemeğinde, iki yanıma düşen İranlı ve Filistinli, Türk olduğumu duyar duymaz, Nobel'den dolayı kutlamışlardı beni. "Necip Mahfuz'dan sonra ikinci" deyip Pamuk'u "Ortadoğulu bir yazar" olarak sahiplenmişlerdi de.

Bunu anlatınca, Pamuk'tan bir dizi benzer hikâye dinledim. Yurtdışında çalışan Türklerin işyerlerinde tek tek tebrik edilmesinden, ödül açıklandığında bir sanat tarihi kongresinde bildiri veren Türkün çevresinin sarılmasına, İsveç'te bir okulda, Türk öğrencinin tahtaya çağrılıp alkışlanmasına varan hikâyeler...
"Bu temsiliyet yalnızca Türkiye ile de kalmıyor" dedi Pamuk, "Arap, İranlı, Afrikalı, Hindistanlı, Çinli, dertleri biraz bizimkine benzeyen, biraz Batı tarafından dışlandıklarını, ihmal edildiklerini düşünen, birazcık da kendi ülkelerinde demokrasi, sanat sevgisi dertleri olan insanlarda da bir heyecan yarattı bu ödül. 'Adam Türkiye'de oturmuş, tek başına kapanmış, yazmış, işte bak Nobel'i de aldı.' Bu, bir Batılı için çok bilinmeyen bir hikâye değil ama, bir Türk için, bir İranlı, bir Hintli, bir Çinli için önemli. Siyasi boyut da giriyor işin içine, 'Bak devlet uğraşmış ama, adam en sonunda Nobel aldı, onu Batılılar kabul etmek zorunda kaldılar.' Bunlar biz Türklerin de anlayacağı konular. Bizim de kalbimize seslenen şeyler."

Columbia Üniversitesi'nde bütün bunları konuştuktan sonra, kampusa yakın bir yerde bir şeyler içmeye gittik. Pamuk hangi birayı ısmarlayacağını düşünürken, Fransız aksanlı, muhtemelen Kuzey Afrika kökenli garson, "Daha önceki gelişinizde bunu içmiştiniz" deyip onun adına karar verdi. Sonra, birayı getirdiğinde, eğildi: "Ödülünüz için sizi yürekten kutlarım." Teşekkür ederken Pamuk'a baktım; gururlu, mahcup ve hâlâ biraz şaşkın gibiydi.

***

Nobel konuşmanız önemli. Bu konuşmalar tarihe geçiyor...
Öyle olmasını umuyoruz. Kötü bir konuşmaysa tarihe marihe geçmez, sadece Nobel'in web sitesine geçer.

İsveç Akademisi size ödülü verirken, kültürlerin çatışmasını yansıtmanız üzerinde durdu. Necip Mahfuz, Nobel konuşmasında "Ben iki ayrı uygarlığın, firavunların ve İslamın çocuğuyum" demiş; Kenzaburo Oe, Japonya'nın benzer ikilemini anlatmış. Siz de bu temayı işleyecek misiniz?

Bu konuşmaları ben de okudum sizin gibi. Genellikle yazarın bütün hayatı, eserleri, hayatı boyunca bulduğu, esinlendiği en parlak şeyler, en orijinal şeyler, o yazarı o yazar yapan, o değişik kişilik, kimlik yapan özellikler üzerine, yazarın son bir kere, daha derli toplu bir sözü gibi bir şey oluyor. Elbette benim konuşmamda da, benim konumum, Türkiye'nin konumu, kültürü gibi şeyler var.

'Hiçbiri yayımlanmadı'
Fazla ayrıntısına girmeyeyim ama, benim babamın bir bavulu vardı. Bu bavulun içine, babam yazar olmak istemişti ve bir sürü defter doldurmuştu, bu defterlerin hiçbirini sonra istediği gibi değerlendiremedi.
Bavulda, hikâyeler, parçacıklar, roman parçacıkları, günce, şiirler, çeviriler... Aklınıza ne gelirse ve bunların hiçbiri yayımlanmamıştır. Babam vefatından kısa bir süre önce onları bana getirdi. Konuşmamda birazcık buna da kenarından değiniyorum.

Nobelli yazarlar, etkilendikleri yazarları da alıntılarla konuşmalarına katıyorlar. Bunu yapacak mısınız?

Düşünmeden yaptım ben de... Ferhat ile Şirin'den de, Montaigne'den de, ister istemez insan kendini ifade edebilmek için bahsediyor. Edebiyat zaten kendi sözünüzü başkalarının sözü ile birleştirmekle yapılan bir şeydir. Bir odaya kapanıp yazı yazarken tek başına değilsinizdir, bütün bir gelenek sizin yanınızdadır ve her zaman o da sizinle konuşur.
Bir kürsüye çıktığınız zaman da, bazen laf geldiği için Dostoyevski'den bahsedersiniz, bazen de, işte efendim, Montaigne'in geleneğini sürdürdüğünüze inandığınız için bahsedersiniz.

'Türkçe benim rengim'

Bazı yazarlar kendi dillerinde konuşmamış. Siz neden Türkçe konuşmak istediniz?

Bana doğalı böyle geldiği için. Çünkü bütün dünya bakacağı için. Çünkü ben Türkçe ile yazıyorum. Türkçe benim, sabahtan akşama kadar, istersem New York'ta oturayım, istersem seyahat ederken, istersem uçakta yazayım, bu benim rengim, bu benim her şeyim. Ben oradan girmeliyim söze. İngilizce konuşursam, belki oradaki yüz tane İsveçliye ve yabancılara ilgi çekici gelir ama, bu da oyunun ve benim kimliğimin bir parçası ve doğal olanı da o. Ama ödül töreninde bir de yemek yiyeceğiz hep birlikte. Ondan sonra ödül alanın çıkıp esprili bir konuşma yapması lazımmış, o da İngilizce olmalıymış. Onu İngilizce yapacağız bakalım.

Romanı değiştirmek

İsveç Akademisi "roman sanatını değiştirmeniz" üzerinde de durdu. Sadece Türkiye, İstanbul, Osmanlı yazdığınız için değil, katmanları farklı birleştirdiğiniz için de ödüle layık bulundunuz. Romanı değiştirmek anlamında etkilendiğiniz yazarlar kimler?

Size ezbere dört tane yazar sayarım; bunlar benim için artık romanın klasiğidir, bunları dönüp dönüp okurum. Tolstoy, Dostoyevski, Thomas Mann, Marcel Proust bence romanın babaları, devleri bunlardır. Roman denen büyük sanatı, insanoğlunun ürettiği bu büyük edebi oyuncağı öğrenmek, tadını çıkarmak istiyorsanız, bunları okuyun derim bir.
Derken, Faulkner, Nabokov gibi yazarlar vardır. Demin saydığım dört tanesi kadar büyük demeyelim de, onlar da önemlidir, ama kenardadırlar. Bir de beni etkilemiş, esasen romancı olmayan iki yazar vardır, Borges ve Calvino. Bunlar da bana postmodernizmi mi diyelim ya da edebiyatın metafiziğine başka türlü bakmak mı diyelim, bunları öğretmişlerdir.
Bunlar beni ben yaptılar, bunlarla öğrendim düşe kalka. Aslında, Türkiye'de kendi paramla bunların kitaplarını alıp okuya okuya öğrendim.

'Ben olsam Nobel'i bu isimlere verirdim'

Daha önce Borges'ten de, Calvino'dan da bir tür katalizör gibi söz ettiniz. İslama bakmanızda, hatta Feridüddin Attar'a bakmanızda bile Borges'in etkisi var...

Evet. Bizde Batılılaşma ile Atatürk'ün de etkisiyle, "Geçmiş kültürün, geleneksel edebiyatın günümüz modern Türk kültürüne etkisi az olmalıdır" diye bir inanç vardı. Ben de bu kanıdaydım, 32 yaşında Amerika'ya gelene kadar. Amerika'ya gelip, bundan 20 sene evvel karımla, burada daha sonra Kara Kitap olacak kitabı yazmaya başlamıştım. Ve bir küçük kimlik buhranı yaşadım ben burada. "Vay, burada büyük bir zenginlik, kütüphaneler, bir büyük zengin kültür hayatı var. Benim Türk olarak bundaki yerim nedir" diye. O sırada, Borges ve Calvino okuyordum. Sonrasında, bütün geleneksel kültürü bana kalırsa en iyi şekilde anlatan Abdülbaki Gölpınarlı'nın Mevlana çevirisi ve şerhini, ki onun notları bir hazine değerindedir, okuyarak kendi kültürümü, hem, tırnak içersinde söylüyorum, yeniden keşfettim, hem de Borges'in ve Calvino'nun etkisiyle, o geleneği daha laik, postmodern, deneysel bir açıyla, kendi kullanıldığı bağlamda değil, ruhunu koruyarak ama bambaşka bağlamda kullanmayı öğrendim. Onları okuyarak kendi kültürüme baktım. Onlar üzerinden, onlar sayesinde kendi sesimi buldum. Bunların da hepsi, Kara Kitap'ı yazmama yol açtı. Nobel Akademisi'nden Horace Engdal, o kitabın benim başeserim olduğunu söylemiş. Aşağı yukarı katılıyorum.

'Roman ağacına etkileri'

Bir de yazarlar var yaşayan, benle yaşıt ve onları okuyorum. Bazen azıcık da mesleki tecessüs ile kimi zaman kıskançlıkla, "Ne yapıyor bu adamlar?" diye.
Ben olsaydım kime verirdim Nobel'i? Listeyi size söyleyeyim. Mesela İspanyol yazar Javier Marias vardır, Türkçeye iki kitabı çevrildi, ama kimse fark etmedi. Çok büyük bir yazardır. Benden bir yaş büyüktür ve takip ederim bütün kitaplarını. Avusturyalı yazar Peter Handke vardır. Ne yazık ki, Miloseviç'i desteklemek gibi yanlış şeyler yaptı... Yaşarken ne yazık ki unutuluyor; çok büyük bir yazardır, o da bence hak eder. Philip Roth, Amerikalı yazar. Gene Amerikalı yazar Paul Auster. Bu hafta Amerika'da kitabı çıkan Thomas Pynchon, Borges'ten postmodernizme, ta Umberto Eco'ya kadar bütün bir geleneği etkilemiştir.
Yalnız yazar olarak okuma zevki vermez bize, roman ağacı denilen etki ağacında da önemli bir daldır. John Updike, hem iyi bir yazardı, hem de çok müthiş, 3 bin sayfa eleştiri yazmıştır. Benim hakkımda iyi şeyler yazmış olmasından da etkilenmiş olabilirim. Bu yazarlar da çoktan Nobel'i hak etmişlerdir. Umberto Eco'nun da Nobel'i hak ettiğini düşünüyorum. Çok değerli, her bir kitabını takip ettiğim yazarlardır bunlar.

YARIN:

"Türk filmlerine layık bir roman geliyor" Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi'ni nasıl anlattı?
Pamuk, Mann, Faulkner, Hemingway ve Marquez'in ortak özelliği ne?
Pamuk, genç yazar adaylarına ne öğütlüyor?

 

Yasemin Çongar - New York


Milliyet
27/11/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Röportaj
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Röportaj:
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3.33
Toplam Oy: 3


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

2008 Anti Nobel ödülleri dağıtıldı
Nobel ödüllü Rus yazar öldü
Doris Lessing, Nobeli almaya gidemiyor
Türk edebiyatı kabuğunu çatlattı
Ölüm anksiyetesi ve edebiyat
Selim İleri: Edebiyat eserinde 'Gerçek' kişiler
En İyi Yönetmen ödülü Ceylan’ın
Seven Bilge Ceylan’ın en iyi ödülü
En İyi Türk Belgeseli Ödülü "Beyrut'a Gittiğimi Anneme Söylemeyin"
Dünya Klasikleri ile aranız nasıl?
Nasıl bir sosyalistsiniz?
Fazıl nasıl kurtulur?
Hak verilmez alınır
Nasıl Nobel alınır?
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?
1937-1938’de Dersim’de neler oldu?
Severim sevmem, terk ederim etmem, sana ne?
Masonluğun sırları nelerdir?

"'Babam hep yazar olmak istemişti'" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke