Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 237 Üye Adayı ve 12 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Ahmet Oktay: Şiire adanmak
Tarih: 26.11.2006 Saat: 12:44 Gönderen: karakutu
 

Yanılmıyorsam, on beş yıl oluyor, daha önce de yazdım bir yerlerde: 1958 yılıydı, DP iktidarının baskısı giderek yoğunlaşıyor, özellikle orta ve üst bürokratlarla üniversite çevreleri ve yazarlar için yaşam dayanılmaz hale geliyordu. Edip Cansever, bu bunaltıcı günlerin birinde, şimdi yerinde yeller esen Kör Agop'un meyhanesinde, "Şiirdir artık vatanım" demişti.



Söylemek gereksiz belki, bir kaçış, bir sığınma vardı o sözde ama şiire duyulan güven de vardı. Şiirin zamanı alt edebileceği duygusu, daha da ötesinde, onun her türlü olumsuzluktan kendisini koruyabileceği, dolayısıyla insanı koruyabileceği inancı da vardı.

Türkiye, DP dönemi baskısını arattıracak darbeler ve askerî yönetim dönemleri yaşadı. Bu süreç içinde siyasal bağlanmalar, siyasal ön gereklilikler, şiiri ikincilleştirir gibi oldu. Ne var ki, şiir, usul usul akıp gitti, bir ırmak gibi. Kitle iletişim araçları, yaşamı da kültürü de görselleştirirken şiir bu olguya da direnmeyi bildi. Gerçi, şu anda da sürgünde ama yine yaşıyor. Sesini, sürgün yerinden duyuruyor. Acıların ve sevinçlerin, düş kırıklıklarının ve umutların humus toprağı yine de şiir.

Büyük sermayenin yayıncılık alanına el atmasıyla yazın dergilerinin oylumu da biçimi de değişti, teknolojik olanaklar amatörlük ruhu, büyük ölçüde aşınıma uğradı. Dergilerde bile şiir bir tür üvey evlat durumuna düştü. Ama genç şairler her zaman pazar koşullarına direnmeye, dar gelirli bütçeleriyle şiir dergilerini çıkarmaya devam ettiler. 1990'lara kadar Türk Şiiri, inanılmaz ölçüde çeşitlendi, uluslararası Şiirle bütünleşti. Darbe dönemlerinde, zaman zaman lirik şiirden epik şiire doğru bir yol izlediği gibi zaman zaman da apolitikleşti. Şairler, gündelik politikanın şiire zarar verdiği inancında birleşir gibi oldular. Ama bu iç çekişmelere, kırılmalara rağmen, iyi şair, bu koşullardan şiir adına kârlı çıkmayı başardı.

Daha önce de değindim: Son birkaç yıldır, Türk Şiiri'nin bir bunalım dönemi değilse de belirgin bir sıkıntı içinde bulunduğunu yazdım. Genç şairlerin, İkinci Yeni'nin ilk yıllarındakine benzer bir arayış peşinde olduklarını düşündüğümü söyledim. Genç şairlerin üretilen şiire yaklaşımlarındaki olumsuz bakış açısının ve doyumsuzluk duygusunun oluşmasında hiç kuşkusuz, reel yazınsal alanı kuşatan ve egemen olan popülerleşme olgusunun payının bulunduğunu biliyorum. Şairin, topluma açılmak, bir toplumsal taban edinmek kaygısı ve isteğinin, bürokratikleşmeye ve sıradanlaşmaya yol açabileceğine ilişkin bir kanıyı güçlendirdiği ve seçkinciliği kışkırttığı da küçümsenmemesi gereken bir yorum çerçevesi oluşturabilir bu konuda. Okurun yani muhatabın şairle yeniden gergin ilişkiler içine girdiği söylenebilir.

Gerilimin oluştuğu süreç içinde imge kavramının öne çıktığını düşünüyorum. Genç şairler, olgusal ve imgesel dünya arasına belki de gereğinden fazla dolayım koymayı ve anlamsal düzeyde sorunu karmaşıklaştırmayı tercih ediyorlarmış gibi görünüyorlar. Soruna bu açıdan bakınca, kuramsal düzlemde bir yığın açmazla karşılaşabileceğimizi kabul etmek gerekiyor. Kimi şairimizin, şiirin başlıca sorunsalını imge üretiminden ibaretmiş gibi anladıkları sezinleniyor. Demek ki, imgenin ne olduğunu çözmemiz ve üzerinde bir ortak sanıya varmamız gerekiyor. İmgeyi mekanik ve rasgele bir üretim süreci olarak anlıyor ve akla gelen her tür hayali imge sayıyor isek, süslemecilik ile anlam-sallık ilişkisi üzerinde düşünmek gerektiğini de belirtmek zorundayız. Ezra Pound, İmagisme akımını oluştururken benimsedikleri ilkeleri açıklarken, özellikle vurguluyor: "Gereksiz hiçbir sözcük, bir şey açıklamayan bir belirteç kullanmayın. 'Barışın donuk ülkeleri' gibi bir anlatıma heveslenmeyin, soyutla somutu birbirine karıştırır. Bunlar, doğal nesnenin yeterince simge taşıdığını anlayamayan yazarlardan gelir" (E.Pound: 'Geriye Bakış', Çev: H.Çakır, Varlık, sayı, 1005, Haziran 1991). Şiiri vatanımız saymamız için, nice acılara katlanmamız gerekiyor.


Birgün
14/10/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Şiire adanmak" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke