Diyenler haklı çıktı, son yapılan araştırmalar zengin ve gelişmiş ülkelerde
yaşayan gençlerin, yoksul ve az gelişmiş ülkelerdeki yaşıtlarından iki kat daha
mutsuz ve umutsuz olduğunu inkar edilemez biçimde ortaya koyuyor. Yani parayla
saadet olmayacağı artık bilimsel bir gerçek...
Maneviyatı güçlü insanlar için bu zaten belliydi, şimdi bilim de bu gerçeğin
farkına varmış bulunuyor. Aradaki fark, maneviyatı güçlü olanlar bu duruma
şaşırmıyor, insanlığın saadetini maddi ilerlemede gören modern zaman zihinleri
ise muhtemel ki şaşkınlıklar içinde. Her türlü lüks ve konfora sahip, istediğini
istediği kadar tüketebilen varsıl gençler neden mutsuz? Dertleri ne? Neden sahip
oldukları onca şeye karşın bir türlü ruhlarını huzura erdiremiyorlar? Çağımız
insanının cevabını bulması gereken temel sorulardan biri bu.
Bu noktaya yeniden dönmek şartıyla, yapılan araştırmaya ilişkin birkaç detay
verelim: MTV Networks International isimli bir kuruluş, farklı gelişmişlik
seviyesine sahip 14 ayrı ülkede, yaşları 16 ila 34 arasında değişen 5400 kişiye
sorular sorarak bu araştırmayı gerçekleştirmiş. Bu araştırma sonucunda dünyanın
en gelişmiş ülkelerinden ABD ve İngiltere'de gençlerin yüzde 30'dan daha azının
mutlu ve umutlu olduğu gerçeği ortaya çıkmış. Bu oran Japonya'da yüzde 8'lere
kadar iniyor. En mutlular ise Hintli, Çinli ve Güney Afrikalı gençler...
Araştırmanın yapıldığı 14 ülke arasında hiç İslam ülkesi yok. Bu sebeple İslam
coğrafyasında bu bağlamda durumun ne olduğunu bilemiyoruz. Bu çok da önemli
değil, çünkü refah toplumlarıyla sorunlarla boğuşan ülkeler arasındaki sosyo-psikolojik
farkı görmek için bu tablonun verileri yeterli...
Konunun basit bir maddiyat-maneviyat tartışmasıyla aydınlatılamayacak kadar
karmaşık olduğunun farkındayım. Bu konuda pek çok şey söylenebilir, pek çok tez
ileri sürülebilir. Ancak çok ayan beyan olan bir gerçek var; refah toplumu olma
yolunda en ileri adımları atmış olan toplumlar, bireylerine umut aşılamak,
ruhları doyuma ulaştırmak konusunda aynı başarıyı gösteremiyorlar. Sahip oldukça
daha fazlasını isteyen, elde ettikleriyle yetinmeyi asla beceremeyen bu
toplumlar aslında tam bir psikolojik tıkanma yaşıyorlar. Daha az gelişen
toplumlar, belki de henüz varacakları pek çok maddi hedef olduğundan
gelecekleriyle ilgili umutlarını muhafaza ediyorlar. Şöyle özetleyebiliriz; az
gelişmişlerin ulaşmak için çalışıp çabaladıkları noktada bulunan gelişmişler
artık önlerinde gidilecek bir yol kalmadığını farkediyorlar.
Bu noktada kimin durumu daha trajik bilemiyorum. Geldikleri noktada yolların
tükendiğini farkedenler mi, yolların tükendiği o noktaya ulaşmak için çalışıp
didinenler mi? Gelişmişlerin mutsuzluğu mu, yoksa gelişmekte olanların mutluluğu
mu daha sanal? Cevap kimin lehine olursa olsun sonuç insanlığın aleyhine olacak!
Lafı uzatmayıp bu tıkanma halini işaretleyen Dövüş Kulübü alıntısıyla lafı
gediğine koyalım:
“Yaptığın iş değilsin. Cüzdanındaki para, sırtındaki üniforman ya da sana bugüne
kadar değer verilmesini sağlayan diğer özelliklerin. Aslında bunların seninle
hiçbir ilgisi yok... Kendini saydam ve her an eriyebilecek bir kar tanesi gibi
güzel ve eşsiz mi hissediyorsun? Sen aslında hiçbir şeysin. Çünkü sahip olduğun
varlıklar gün gelip sana sahip olmaya başlarlar. Sonra ne mi olur? Önce
uyuyamamaya başlarsın. Ardından çevrendeki her şeye yabancılaşmaya..”
Bütün bunların üstüne.. Peki ya maneviyat diyenler, bakın bakalım pusulanız hala
elinizde mi?
Yenişafak
23/11/2006