Psikoloji'nin, hatta Psikiyatri'nin birçok terimi bugün umumiyetle İngilizce
olarak kullanılıyor; Felsefe'ninse Almanca. Türkçeciler sözcüklere karşılık
buluyorlar ama ne yazık ki bu sözcüklerden hareketle olgunun kavramına
ulaşılmasına yardımcı olmuyorlar, olamıyorlar.
Sözgelimi 'Angst' (anksiyete) terimi 'korku' veya 'kaygı' diye Türkçe'ye
çevriliyor. Oysa 'Angst', eng'den gelir. 'Eng' ise 'dar' demektir. (Dilerseniz,
hemen bir lâtife yapalım ve bir zamanlar üzerinde güneş batmayan “Eng-land”ın,
gerçekte 'dar-ülke' veya “dar-topraklar” (ada) anlamına gelebileceği tahmininde
bulunalım.)
'Angst' Türkçe'de “iç daralması” olarak ifade ettiğimiz hâle karşılık gelir.
Nitekim bizler “sıkılıyorum, bun-alıyorum” anlamında “içim daralıyor” deriz.
(Bun-almak'tan bunaltı, kara'dan/kararmak'tan karaltı diyebildiğimiz gibi,
daralmak'tan da 'daraltı' dememize ne mâni var?)
'Endişe' ve 'tereddüd' anlamındaki 'kaygı' ise kaymak'tan türüyor. Kayma
sırasındaki sallantıyı, tereddüdü anlatan bir sözcük bu.
Korku'dan farkı nedir kaygı'nın? Korku (furcht), muayyen bir olgu veya nesnenin,
karşımızdaki şeyin bizde uyandırdığı tehdid ve tehlike duygusunun adı; endişe
ve/veya kaygı ise, olması/gerçekleşmesi muhtemel bir olumsuzluğun tetiklediği
bir duygunun... olandan çok olacak olanın yani.
Ayıdan, kurttan, vb. nesne ve olgulardan korktuğumuzda hissettiklerimizin adıdır
korku. Daha hafifleri de var: sınav korkusu, başarısızlık korkusu... Bu tür
durumlarda, kesinliği azaltınız, deliller yerine alâmetleri çoğaltınız, o zaman
korkmayacak ama endişelenecek, zihninizde kaymalar başlayacak, siz de çaresiz
'kaygı' duyacaksınız. Bu da bir korku hiç kuşkusuz, ama öncekinden farklı.
Bütününüzü, bütünlük duygunuzu tamamen yitirmenize yol açmayan hafif bir
sallantı hâli.
Takva ve haşyet sözcüklerinin korku (havf) ile hiç alâkası yok. Türkçe
çevirilerin yol açtığı bir yanılgıdır bu. Bu bakımdan dinen titiz (dindar) olmak
(metafizik ürperti) ile sözünü ettiğimiz türden fiziksel ürperti arasında
kurulan bağlantılar yanıltıcıdır.
Batı dillerindeki terimlerin, bu konuda önünü görmek isteyen tâlibe köklü ve
ciddi düzeyde bir yararı olmaz. Gündelik dilde kullandığımız Türkçe sözcükler
ise ancak edebiyat yapmaya yarar. Kavramsal değerleri yoktur çünkü.
Muradımı açık kılmak ve bu konudaki muhtemel bir tartışmanın çıtasını yükseltmek
amacıyla, ilim ve irfan geleneğimize başvurmayı teklif ediyor ve üçü de kabaca
'korku' olarak Türkçeleştirilebilecek üç terimi dikkatlerinize sunmak istiyorum:
havf, kabz, heybet.
Gerek havf ve gerekse kabz muayyen bir korku hâlinin ifadesi olup, reca (ümit)
ilkinin, bast (genişlik) ise ikincisinin karşıtıdır. Havf reca'dan, kabz
bast'tan ayrılmaz; ayrılmamalıdır. Her iki korku mertebesi de reca ile bast'ı
yanıbaşında bulmalıdır.
Havf'ın olumsuz karşıtı emn (güven); reca'nın olumsuz karşıtı ise yeis
(ümitsizlik)tir. Hiçbir hâlde yeise (ümitsizliğe) kapılmamalı ve reca (ümit)
sürdürülmelidir. Emn (güven) duygusu ise zannedildiği gibi iyi değildir; o
mertebede tâlibe yakışan havf'tır.
Bir sonraki mertebede havf kabz'a, reca ise bast'a dönüşür; dönüşmelidir. Kabza
“avuç içine almak” demektir; “silah kabzası” da buradan gelir. Bizatihi 'kabz'
ise kasmak, kasılmak, büzüşmek, dolayısıyla 'daralmak' (daraltı) demektir ki
gündelik dilde yaşayan 'kabız' tabiri, anlamını buradan alır.
Nefisteki daralma ve genişleme hâllerinin mükemmel bir ifadesi olan bu terim
çiftinin psikolojik değeri uzun yıllar boyunca ihmal edilmiştir. Artık düşünce
dünyamıza davet edilmeleri gerekiyor. Güneşin battığı topraklarda yeşeren
düşüncenin bu konudaki son sözü, bu mertebeye kadardır. Havf'ı kabz'a, reca'yı
bast'a kadar takip ettikten sonra susmaları gerekir. İlkine korku, ikincisine
kaygı (angst) diyenlerin kavramsal olarak 'korku'nun son mertebesini olumlayarak
sahiplenmeleri –bugün için– imkânsızdır.
Nedir korku'nun son mertebesi?
Başka bir tabirle, eteklerde yaşayanların duyduğu korkunun adına 'havf' dersek,
zirvedekilerin duydukları korku'nun adına ne diyeceğiz?
Hemen söyleyelim: heybet.
Evet, heybet, zirvedekilerin korkusudur; karşıtı ise üns. (Özetle: havf-kabz-heybet
bir tarafta, reca-bast-üns ise karşı tarafta, ama her hâlukârda hep birlikte.)
Ne garip değil mi, Batı'nın duyurduğu, bizlerinse duyduğu korku'nun adıdır havf;
üstelik bir zamanlar heybet'i iliklerine değin duymuş ve duyurmuş olan
bizlerin...
Yenişafak
12/11/2006