Siyasetin Karaoğlan'ı, Şair, Çevirmen...
Karaoğlan lakabıyla Türk siyasetine damgasını vuran Bülent Ecevit, şiirleri,
kasketi, maviye yeni bir ad veren gömleği, dürüst ve zarif devlet adamı imajıyla
hafızalarda yaşayacak
Türk siyasetine "Karaoğlan" lakabıyla damgasını vuran Bülent Ecevit (81)
Danıştay'a yönelik saldırıda hayatını kaybeden 2. Daire Başkanı Mustafa Yücel
Özbilgin'in 17 Mayıs'taki cenaze töreninin ardından, 18 Mayıs'ta yüksek
tansiyona bağlı beyin kanaması geçirerek kaldırıldığı Gülhane Askeri Tıp
Akademisi'ndeki (GATA) 171 günlük yaşam mücadelesini dün kaybetti. Ecevit, saat
22.40'ta solunum ve dolaşım yetmezliği nedeniyle vefat etti.
Ecevit, hemen ameliyata alınmış ve 4 saat süren operasyondan sonra yoğun bakım
ünitesinde yaşam destek cihazına bağlanmıştı. Cezaevlerinden Başbakanlık
koltuğuna, Türk siyaseti gibi fırtınalı bir yaşam süren Ecevit, 81 yıllık
macerasıyla, yakın tarihin dönüm noktalarını oluşturan önemli izler bıraktı.
Şiirleri, kasketi, maviye yeni bir ad veren gömleği ve hafızalardan silinmeyen
dürüst ve zarif devlet adamı imajıyla Ecevit'ten tarihe düşülen notlar şöyle:
Mustafa Bülent
Adli tıp profesörü ve siyasetçi Dr. Fahri Ecevit ile ressam Nazlı Ecevit'in oğlu
olan Mustafa Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1925'te İstanbul Beşiktaş'ta dünyaya geldi.
İlkokulu, Ankara Kalesi'nde Necatibey Mektebi ve Mimar Kemal Mektebi'nde okudu.
Ve Rahşan Aral
Robert Koleji'nde okurken, Amerikan Kız Koleji'ndeki Rahşan Aral'la yolları
kesişti. İkilinin Türk siyasi yaşamını da etkileyen birlikteliği, bir tiyatro
etkinliğinde başladı.
Liseyi 1944'te bitiren çift, 1945'te nişanlandı, bir yıl sonra da evlendi.
Rahşan Ecevit, çocuk sahibi olmamalarını, "Kendimiz açtık, çocuk düşünecek halde
değildik, çocuğu doyuramazdık. Politikaya atıldıktan sonra da çocuğa ayıracak
zamanımız olmadı" diye açıkladı.
Küçük ev yerine siyaset
Bülent Ecevit, dağ başında küçük bir evde şiir, resim ve edebiyatla geçecek
sakin bir hayat vaat ederek Rahşan Hanım'la evlenmişti. Ancak Demokrat Parti
döneminde CHP'ye dönük "tahkikat komisyonları" kurulup mallarına el konulunca,
tepki olarak Londra'daki basın ataşeliği görevini bırakıp Ankara'ya dönerek
siyasetle uğraşmaya başladılar.
İşçi dostu
Bülent Ecevit, 12 Ekim 1957'de Kasım Gülek'in ısrarıyla listeye alındı ve
milletvekili seçildi. 1961'de İnönü kabinesinde Çalışma Bakanı oldu. 24 Temmuz
1963'te çıkarılan Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu, Ecevit'in işçi dostu
olarak anılmasını sağladı.
Ortanın solu
1965'te CHP kurultayında genel sekreterlik koltuğuna oturdu ve "ortanın solu"
kavramıyla CHP'de yeni bir kimlik arayışı başlattı. "Atatürk ve Devrimcilik",
"Bu Düzen Değişmelidir" kitaplarıyla yeni açılımlar getirdi.
12 Mart 1971 muhtırasından sonra CHP'nin Erim hükümetini desteklemesi üzerine
genel sekreterlik görevini bıraktı. 5 Mayıs 1972 kurultayında, İnönü, "Ya ben ya
Bülent" dedi, ama Ecevit liste yarışını kazandı.
İnönü üç gün sonra genel başkanlıktan istifa etti, bundan 6 gün sonra da Ecevit
genel başkan seçildi. 1938'den itibaren aralıksız 34 yıl CHP liderliğini yürüten
İnönü, parti üyeliğinden de ayrılarak siyasi kulvardan çıktı.
Karaoğlan ve haşhaş kararı
1973 seçim kampanyasında Sivas'ın Yıldızeli ilçesinde, seçim otobüsüne yaklaşan
bir ninenin "Karaoğlan nirede ha evlatlar" ifadesi, Ecevit'e "Karaoğlan"
lakabının takılmasına neden oldu. Türkiye çapında dağlara taşlara, "Umudumuz
Ecevit", "Karaoğlan", "Akgünlere gideceğiz" sloganları yazıldı. CHP, yüzde
33.3'le 185 milletvekili çıkardı, Ecevit, 26 Ocak 1974'te CHP-MSP koalisyonuyla
ilk kez Başbakanlık koltuğuna oturdu. Ecevit hükümeti, ABD'nin baskısıyla
yasaklanan haşhaş ekimini l Temmuz 1974'te serbest bıraktı. ABD, ekonomik ve
askeri yardımları askıya aldı.
Ayşe tatile çıktı
1974'te, İngiltere'den Dışişleri Bakanı Turan Güneş'in kızının adını kullanarak,
"Ayşe tatile çıksın" şifresiyle Kıbrıs'a harekât emrini verdi. Ecevit
kahramanlaştı ancak koalisyonun ömrü 10 ay sürdü.
1977 seçimi öncesi şiddet olayları tırmanıyordu. Sağdan "Ortanın solu,
Moskova'nın yolu" benzeri sloganlar yükseldi, Ecevit komünistlikle suçlandı.
Giresun'da "Kontrgerilladan hesap sormak bizim için bir borçtur" diyerek ilk kez
kontrgerilladan bahseden siyasetçi oldu.
Sol da sağ da yasta...
Bülent Ecevit'in ölümü, devletin zirvesi ile soldan sağa bütün siyaset
dünyasında derin üzüntü yarattı. Dün gece yarısından sonra yapılan açıklamalar
şöyle:
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer: Büyük üzüntü duydum. Siyasi tarihimizin simge
kişiliklerinden Ecevit, yaşamı boyunca üstlendiği görevlerde etik değerleri ön
planda tutarak benimsediği istikrarlı çizgisi, demokratik duruşu, nezaketi ve
aydın kimliği ile örnek olmuştur. Türk ulusu, Ecevit'in ülkemize yaptığı
hizmetleri her zaman saygıyla anımsayacaktır. Bülent Ecevit'e Tanrı'dan rahmet
diliyor, ailesine ve ulusumuza başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Uzun yıllar boyunca bir siyasetçi ve devlet adamı
olarak ülkemize önemli hizmetlerde bulunan eski başbakanlardan Bülent Ecevit'in
vefatını büyük üzüntü ve teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Türk siyasi hayatı,
önemli bir şahsiyetini kaybetmiştir. Kendisini rahmetle anıyor, hayat arkadaşı
Rahşan Hanım'a ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer: Acımız sonsuz. Fikirleri, ışığı bu ülkede sonsuza
kadar bize yol göstermeye devam edecek. Felsefi yapısıyla dolu dolu bir hayatı
Türk milletine adamıştı. Türk milletinin başı sağ olsun.
'Hepimizin öğretmeniydi...'
CHP Genel Başkanı Baykal: Çok saygın, çok büyük bir devlet adamını kaybettik.
Kaybedilmesi hepimizin siyasal hayatı, özel yaşamı açısından büyük önem taşıyor.
Siyasi kimliğimizin oluşmasına, siyaset ahlakımızın gelişmesine Ecevit çok büyük
damga vurmuştur. Hepimizin öğretmeniydi. İlkeleri, dürüstlüğüyle bilinçaltımıza
işlemiştir. Sayın Rahşan Ecevit'e ve ulusumuza başsağlığı diliyorum. Sosyalist
Enternasyonal toplantısı nedeniyle bulunduğum Şili'den derhal dönmek istiyorum.
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar: Muhaliflerin de, muvafıkların da kabul edeceği
destansı bir siyasi hayattı. Kararlı, namuslu, dürüst kişiliğiyle demokrasi
yanında her zaman katıksız bir tavır almıştır. Türk siyasi hayatında dürüstlüğü,
temizliği, sadeliğiyle başka bir çığırın örnek öncüsü olmuştur. Muhterem eşi
hanımefendiye başsağlığı diliyorum, yanındaki gücü ve kalesi oydu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır: Hepimizin başı sağ olsun. Büyük bir
devlet adamını kaybettik. Sayın Ecevit'i Türk milletinin vicdanı
değerlendirecektir.
Ajanslar ne dedi?
Uluslararası ajanslar, Ecevit'in ölümünü 'acil' koduyla duyurdu. Associated
Press, Ecevit'in "Türk siyasetinde kilit bir figür" olduğunu yazdı. AP de,
Ecevit'in yaşamı boyunca "dürüst, yolsuzluktan uzak" bir görüntü çizdiğini
belirtti. Ecevit'i "sol eğilimli milliyetçi ve şiirsever" olarak nitelendiren
Reuters da, "Karaoğlan"ın yarım asırlık siyaset hayatında, 1974'te Kıbrıs'a
asker gönderdiğini, Türkiye'ye AB adayı statüsü kazandırdığını öne çıkardı.
İngiliz BBC de, Ecevit'in "Türkiye'yi Batı'ya yaklaştırdığını" yazdı.
Devlet Mezarlığı'nda toprağa verilebilir
Rahşan Ecevit, eşinin vefat ettiği haberini Oran Sitesi'ndeki kütüphane evde
aldı. Dün gece kimseyle temas kurmadığı belirtilen Rahşan Ecevit'in yanında kız
kardeşinin bulunduğu belirtildi. Cenaze töreninin bugünden sonra yapılacağını
belirten Rahşan Ecevit'in, "Devlet prosedürü ne gerektiriyorsa ona uyarız"
dediği belirtildi. Daha sonra GATA'ya geçen Rahşan Ecevit'in bu sözlerini de
dikkate alan yakınları, Milliyet'e, Bülent Ecevit'in Atatürk Orman
Çiftliği'ndeki "Devlet Büyükleri Mezarlığı"nda toprağa verilebileceğini
söylediler.
El ele büyüttük sevgiyi
Rahşan Ecevit'in "Sevgili Bülendim" diye başlayan mektupları ve Bülent Ecevit'in
duygulu şiirleri, siyasetin gölgesindeki güçlü bir aşkın eseriydi... Rahşan
Ecevit, "Böyle bir kimsenin yeryüzünde var olduğunu bilmek bana yetiyor" dediği
Bülent Ecevit'in yanından bir an olsun ayrılmadı.
Bülent Ecevit'in "Rahşan'a" hitabıyla 1980'de yazdığı "El Ele Büyüttük
Sevgiyi" adlı şiiri şöyle:
birlikte öğrendik seninle
avcumuzda yüreği çarpan
kuşa sevgiyi
el ele duyduk kumsalda denizin
milyon yılda yonttuğu
taşa sevgiyi
tırtılları tanıdık seninle baharda
tırtılken daha sevmeyi öğrendik
sevgiden üreyen kelebeği
toprağı evimiz gibi sevdik seninle
birlikte sevdik kuru toprakta
ev küren köstebeği
köstebeğinden toprağına taşına
tırtılından kelebeğine kuşuna
el ele sevdik bu dünyayı
acısıyla sevinciyle sevdik
yazıyla kışıyla sevdik
köy-köy ülke-ülke
gökler gibi sardı dünyayı
yağmur gibi sızdı dünyaya
dünya kadar oldu sevgimiz
el ele büyütüp el ele derdik
el ele derip insana verdik
verdikçe çoğalan sevgimizi
Milliyet - Ajanslar
06/11/2006
Şiirlerinden örnekler...
Beyaz Derililer
Kızıldan sarıdan siyahtan
kadınlar daha da mahzun beyaz derili
neslinden uzak kalan aşklara
tenleri anten gibi gerili
neon lambalarından kararmış dünya
kadın aydan alır biz ondan güneyi
rahminde kurur yeşerir toprak
dönen mevsimler eşi
caz dinler dertlenirler bazen
dünya kalır Afrikalardan ibaret
ağır kopan köklerinde
balta girmemiş ormanlara hasret
teni narin vücudu uçun
beyaz derili kadınlar
serer yataya bir avuç toprak
çarşaf gibi mahzun
Akar tenlerinden bir tertemiz su
çeker bizi vücudun pınarına
hatırlar da çıplak olduğumu
dalarız aşkın sularına
Bach Sonatı
ne ben sorayım seni
ne sen beni sor
soyunmuş seslerimiz tenden
boşlukta bir ask örüyor
ses olmuş duygular
yaklaşır dalga dalga zamansız
kavuşsa da seslerimiz birbirine
biz kavuşamayız
ne kollarımız var saracak
ne öpecek dudaklar
ne görülecek yüzümüz var
ne görecek göz
bir aşk örüyoruz boşlukta
çizgiden soyut
zerreden öz
Yargı
öldürenle katiliz çalanla hırsız
tümümüz sanığız tümümüz savcı
tümümüz suçlu tümümüz yargıç
kimi aklar kimi suçlarız
kimi bağışlar kimi asarız
kendimizi başkasında
hergün bıçak saplı
birinin arkasında
vurulan da biziz vuran da
Çağ Başında
bir görünmez duvar indi
bilmeden astığımız çizgiye
öncesi dumanlar içinde
bir efsane şimdi
avucumuza soğuk çarpan
duvarın ardında gördüğümüz
değil miydi dün yürüdüğümüz çayır
şimdi bir yeşil pan
eski ormanlara kaçmadadır
bize doğru koşan tunç yüzlü kahramanlar
yansıyınca görünmeyen duvardan
günbatışında güneşlenir
batar yüce dağlardan
tunç yüzlü kahramanlar
daha dün biz değil miydik onlar
ve duaya başlarken son umutla biz
yıkılır tapınaklar ardarda
dönerler dağlarına tanrılar
kırılır dualar duvarda
çekilen sular gibi çekilmis
saydam duvar ardına dün
bir çorak dünya kalmış bize
boşlukta bir gün
korkuyla döndük duvardan
bir umutla baktık yarına
yarın yaratılmamıştı yarın
kaldırdık başımızı kapanan göğe
izi yok tanrıların
ne yaratmak gelir elimizden
ne ölmek gelir gönlümüzden
içimizde bir ürküntü bir yalnızlık
sulardan ve çayırdan son kalan
kadınlarımıza sarıldık
tekerleği dönüyordu çağların
yaklaşıyordu bize doğru
bir yaratılmamış yarın
ne ölmek gelir gönlümüzden
ne yaratmak gelir elimizden
Göçmen
sevdiklerimin başında bir bilmedigim
görmediğim özlemediğim özlediklerimin başında
yurdum olmadan sıladayım
kimsem ölmeden yasta
yollarda gözlediğim ne
mektuplarda beklediğim ne
nereden sürmüşler beni buralar nere
buralar nere, buralar nere
bir bildiğim olmalı, bilmez olmuşum
bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
buralara konmuş göçmen olmuşum
bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
Jeolog
"Doğuşumdan öncelere doğmuşum
Bekleyedursun geleceklerde ölüm... ben
Eskiden yaşıyorum
Avucumda birer esrarlı kísedir çağlar
Her birinden başka bir gök dağılıp sarar
beni
Haykırsam
Kaybolmuş dağlar
Geri yollar sesimi
Nedir bu aşinalık
Kömürler alevlenince?
Otlarım vardır
Ağaçtan büyük
Çiçekten ince
Billur taslarda dudaklarım
Çağlara kanmış
- Ey nesin sen
Beyaz şalımın eteklerine değen?
İnsanmış..."
Promete Kentte
promete şimdi kentte
kayalara bağlı değil
beton duvarlarla çevrilidir
kartalların giremiyeceği bir semtte
kendi kendini kemirir
Pülümür'ün yaşsız kadını
Pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü
bir asa vardı elinde
bir solmuş kırallığın
kadifeden harmanisi üzerinde
bir hititliydi o bir selçukluydu
bir ermeniydi bir kürttü
bir türk
yaşını sordum bir giz gibi güldü
koluma girdi bir soylu kadınca
tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
beni tek gözlü sarayına götürdü
köy yapısı kulübesinin
zamanı onda yitirdim ben
yitik zamanlara onda eriştim
en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim
Elele Büyüttük Sevgiyi
birlikte öğrendik seninle
avucumuzda yüreği çarpan
kuşa sevgiyi
elele duyduk kumsalda denizin
milyon yılda yonttuğu
taşa sevgiyi
tırtılları tanıdık seninle baharda
tırtılken daha sevmeyi öğrendik
sevgiden üreyen kelebeği
toprağı evimiz gibi sevdik seninle
birlikte sevdik kuru toprakta
ev kuran köstebeği
köstebeğinden toprağına taşına
tırtılından kelebeğine kuşuna
elele sevdik bu dünyayı
acısıyla sevinciyle sevdik
yazıyla kışıyla sevdik
köy - köy ülke - ülke
gökler gibi sardı dünyayı
yağmur gibi sızdı dünyaya
dünya kadar oldu sevgimiz
elele büyütüp elele derdik
elele derip insana verdik
verdikçe çoğalan sevgimizi
Yapamadığımız
Rahşan'a
akşam kapı eşiğinde bir terli giysi gibi
soyunmak vardı derdinden evrenin
bir entari serinliğini giyinmek
kendi derdini tespih gibi çekmek elinde
yün örmen vardı akşamları koltuğa gömülü
karşında polisiye roman okumak vardı
sorgusuz bakışmak yoruldukça gözlerimiz
sevinçsiz gülmek üzüntüsüz ağlamak
oturmağa konuklar gelmesi bazen
çevresinde bir masanın kaygısız
sıcacık konularda bir demli çay gibi
bilmedik komşularla konuşmak
dünyamızla uyuşmak vardı
oyunda sonunu görmeden oynamak
sevinebilmek kazandığına
yitirdiğine yerinebilmek
düşünmiyebilmek yoruldukça düşünmekten
kamaştıkça örtebilmek gözlerini
düşlerde bile ışıktan sakınarak kendini
uyayabilmek vardı vaktinde rahat
Yarın
bir seyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazısından köstebeklerin
karıncaların telaşından belli
bir şeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın duşen yaprağı
belki de bir çocuk
pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
birseyler olacak yarın
öbürgünden önemsiz
bugünden önemli
Uyum
Boşluğa bulut, buluta yağmur
Yağmura toprak ne güzel uymuş.
Gündüze güneş, güneşe tarla,
Tarlaya başak ne güzel uymuş.
Başağa buğday, buğdaya insan,
İnsana emek ne güzel uymuş.
Emeğe eylem, eyleme yürek,
Yüreğe sevgi ne güzel uymuş.